1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Şimdi bir beyaz güvercin
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Şimdi bir beyaz güvercin

A+A-

Bir eylem, kadınlar, 1990'lı yıllar...
Türkçe ve Yunanca bir pano ellerinde...
"Barış" yazıyor ve “Ειρήνη”…

İki dil, birbirini tercüme etmiyor; birbirini tamamlıyor.

Bir beyaz güvercin...
Uçuyor...

İlk yıllarım meslekte...
Sevgül Uludağ'ı o gün tanıyorum...
Gazeteci, aktivist...

O gün anlıyorum, hem mesleğe adanmışlığı hem ortak yurt mücadelesini, birlikte...

***
Sene 2001.
Yenidüzen gazetesindeyim...

Çığlık çığlığa bir kahkaha geliyor haber merkezinden, eylem sesiyle bir bağrışma...

"Sen ne yapıyorsun burada?"
"Ajans haberini alıyorum, düzenliyorum, bazen çeviri yapıyorum, çığlık atıyorum, beğenmedin mi cancık...."

Yine bir kahkaha, yerinde duramıyor.
Baş başayız.
"Mutlu musun" diyorum.
"Çok sıkıcı..."

Genç bir editörüm, yeni bir gazeteye geldim...
Tam bir çılgın var karşımda....

"Ne yapmak istiyorsun?"
Parlıyor gözleri, "Yarın gelirim, anlatırım" diyor ve çığlık çığlığa ayrılıyor yanımdan...

"Kayıp yakınlarıyla konuşmak istiyorum... Bir yazı dizisi hazırlamak..."

İlk yazı dizisi: "İncisini Kaybeden İstiridyeler."

İnci; kaybolan evlat, eş, kardeş... İstiridye, yıllarca onu içinde taşıyan, o acıyla yaşayan yakınları…

O ilk yazı dizisi sürerken telefonlar gelmeye başlıyor; yeni kayıplar, gömü yerlerine dair ihbarlar, yakınlar, bağrışmalar, yakarışlar, yankılar...

Yeni bir yüzleşme süreci hakikatle...

Sevgül artık sadece kayıpların izini sürüyor gazetede...
O her yerde...

Limasol'dan Galatya'ya, Lapta'dan Omorfo'ya... Baf'tan Palekitre'ye... Köfünye'den Aşşa'ya...

Hikâyeleri kayıplarla da sınırlı değil...

Savaşta yüz yüze gelmiş ama birbirini korumuş, kollamış, sarmalamış insanları buluşturuyor yıllar sonra, yeniden...

Yitik çocukların, hayallerini erteleyen eşlerin, bir daha asla eskisi gibi gülümseyemeyen ana babaların, hep kırık kalmış kalplerin öykülerini öğreniyoruz Sevgül'den...

Telefonunu "ihbar hattı"na dönüştürüyor; hem kuzeyde yayımlanıyor yazdıkları hem güneyde, aynı anda....
Hem kuzeyden arıyorlar hem güneyden...

Kimi bir gömü yerini anlatıyor, kimi hıçkırarak bir cinayeti itiraf ediyor, kimi tehdit...

Her kaybın arkasındaki insan hikâyesini görünür kılıyor Sevgül.
İnatla gömü yerlerini gündemde tutuyor, kazdırıyor, topraktan acısı çıkıyor Kıbrıs'ın....

Bu ada her karışında savaşın utancını taşıyor...

Her kayıp yakınıyla birlikte sırtlanıyor hüznü... Ne tehditleri umursuyor ne de onca baskıyı...

Hüseyin Rüstem Akansoy ile Petros Suppuris'in acısını birlikte yaşıyoruz, tüm ailelerini yitiren... Ezel subayı tanıyoruz, dört ailenin hayatını kurtaran... Nedi Zanettu'ya gözyaşı döküyoruz yeniden... Ayşe annenin gözlerinde kayboluyoruz, aynı saldırıda biri ikiz üç oğlunu yitiren... Kitrealı Maria'yı; anne ve babasını, iki kardeşini kaybeden... Trikomolu Sevilay, Larnakalı Katerina... Marili Leyla... Dalili Hristos... Bir kuyu... Bir badem ağacının dibi... Bir deniz kenarındaki incir ağacının kökleri... Bir hastane avlusu, askeri bir kışla... Ne çok hayal, ne çok hasret... Ne çok kayıp, ne çok cinayet... Ne çok insan...

Her yazı dizisinde hep aynı dileği var Sevgül'ün...

"Şimdi bir daha bu topraklarda kan dökülmemesi için her türlü provokasyona ve her türlü çatışmaya karşı daha uyanık olmalıyız... Olayların bizi oraya sürüklemesine izin vermelimeliyiz... Aşırı milliyetçiliği büyüyüp yeşermeden, henüz yumurtadayken önlemeliyiz..."

***

Sene 2019.

Sevgül Uludağ’ın Nobel Barış Ödülü’ne adaylığını, makaleleri yayımlanan iki gazetenin editörleri olarak dostum Dionisis Dionisiu ile birlikte duyuruyoruz.

"Sevgül Uludağ, kayıplar konusundaki çok değerli çabalarının yanı sıra, gazeteci yeteneklerini toplumsal sorunların demokratik biçimde çözümlenmesi yönünde kullanarak her iki toplumun bu hassas konuda karşılıklı anlayış geliştirmesinde oynadığı öncü rol nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiştir. Uludağ’ın Kıbrıs’ta barış için yaklaşık yarım yüzyıldır ortaya koyduğu aktif mücadele de bu adaylıkla onurlandırılmıştır."

Ne çok ödül alıyor Sevgül dünyanın her yerinde...

***
Bir haziran akşamüzeri, 2026...
Genel Hastane, Güney Lefkoşa...
25 numaralı oda...
Pazartesi...

Kıbrıs Gazeteciler Sendikası Başkanı dost Yorgos Frangos yanımda...
Yürüyoruz, gergin, üzgün, yutkunarak...

Yüzünde oksijen maskesi...
"Sevgül..."

Bak ne olur...
Gözümde yaş....
Düğüm düğüm boğazım...

O gözlerini açıyor, kendi eliyle çıkarıyor maskesini ve bana, bu ömrümde duyabileceğim en güzel sözcüğü söylüyor... "Bir tanesin..."

Öyle bir bakış; tarifsiz, hüzünlü, yine de gülümseyen...

Hemşire çorba getiriyor.
"İster misin içirmemi..."
Bebek gibi o an...
"Hade, bir kaşık daha bizi çok seviyorsan..."
"Bir kaşık, yurdumuzda...."
"Hade Sevgül..."

***
Biz vedalaşmıştık.
"Hoşça kal" demek ne zordu öyle...
Ölüm gibi....
"İnsanlara yardım ediniz" demiştin ayrılırken...

Şimdi...
Yüzlerce kayıp yakını sana ağlıyor Sevgül...
Yine Türkçe, Yunanca ağıtlar, anlatılmamış öykülerin kahramanına dökülüyor, acıyla...

Sen ki yıllarca toprağına kan sızmış bu coğrafyada “hayat” eşeledin... Yüreklerdeki nefreti sevgiye dönüştürmek için didindin, durdun...

O nasıl bir emekti öyle...
O nasıl bir yürek...

Zamanı saklayacak bir kucak yok be Sevgül...

Toplumlar arası yakınlaşmanın sarsılmaz neferiydin sen... Kadın mücadelesinin en önde yürüyeni hep...

Bu ada son elli yılın en iyi gazetecisini yitirdi. Kıbrıs'a adanmış bir kalemi...

Bir dostu yitirdik; sıra dışı, inatçı, bilge, araştırmacı, barışa sevdalı...

Birbirine çok benziyor bu yurdun yaralı ve acılı insanları… Kurbanları birbirine çok benziyor bu yurdun… Tıpkı canilerinin ve katillerinin birbirine çok benzediği gibi…

Sevgül’ün araştırmacı gazeteciliğinde, gazetecilik eyleminde öfke ya da isyan değil, umut vardı hep.

Şimdi bir ağaçtır toprağa düşen...
Her dalında memleket...
Şimdi....
Bir beyaz güvercin...
Uçuyor...

Şimdi kahramanıyla vedalaşıyor bir yurt...
Her dilde...
Şimdi sen hepimizin kaybı, Sevgül...

Bu yazı toplam 605 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar