1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. HATIRALAR LABİRENTİNDE KAYBOLMAK
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

HATIRALAR LABİRENTİNDE KAYBOLMAK

A+A-

 

Bu ev hapsi günlerinde hatıralar labirentinde öylesine kaybolmuşum ki kalbimin ağrısı beni sersem ediyor. Çok tehlikeli günler bunlar, asla yapılmaması gereken şeyler yapılabiliyor; bazı defterleri yeniden açmak, geçmişte kalmış birilerine mesaj atmak gibi… “Dünyanın hali gibi halimiz” de dünyanın hali hal değil.

Her sabah yeni ölüm haberleriyle uyanıyoruz. Ölüm hep inanılmaz gelir bana. Donup kalır, ruhsuzlaşırım. Bir çeşit inkardır ilk tepkim. Bir karanlığa doğru bakarım, dolayısıyla hiçbir şey görmem. Uzaktan tanıdığım bu insanlarla bir daha karşılaşmam mümkün değildir artık. Acısı bir süre sonra gelir. Bazı film kareleri geçer gözümün önünden. İçimdeki iklimi değiştirir bu. Bazen şöyle bir tepki de doğurabilir bu ölüm karanlığı: İnadına çiçek açmak, direnmek arzusuyla dolarım birden. Yası inkâr ederek bir mutluluk vesilesi yaratmaya çalışırım kendime. Sonra ne gelir tahmin edin? Suçluluk tabii ki… Birileri bir daha dönmemek üzere bu dünyadan ayrılmışken çiçek açmak da neyin nesi?

Benimki hayatımdaki daha minör mutsuzluk hallerinde de var olan bir tepki biçimi. Kötü zamanlar yaşarken yenik düşmemek için yaşam enerjisine sarılırım hep. Erotas’ın Thanatos ile düellosudur bu. Ölüm insanı susturan bir şey oysa. Söylenecek söz kalmaması hali. Yazarak alt edebilirim ancak bunu. Sonsuza doğru bir söz söylediğim sanısına kapılarak.

Ne yapılabilir ki bu zor zamanlarda? Evde kendimi avutmaya çalışıyorum ben de herkes gibi. İlhan Berk’in yaptığı tavsiyeye uyarak güne şiir okuyarak başlıyorum. Güzel bir kahve yapıyorum kendime, evi müzikle dolduruyorum. Vazoya yeni bir çiçek koymak iyi geliyor. Dersler var bir yandan da. Öğrenci projelerini okumak filan zaman alıyor. Her gün işe yaramıyor ama bunlar. Bazı günler düşüncelerimin kuyusundan çıkamıyorum. Bazen düşünüyorum yukarıya fırlamak için dibe mi dalmalı acaba diye? Fazla dibe dalmaya korkuyorum ama.

Bu dönem 1974’ü aklıma getiriyor en çok, bir de ODTÜ yurtlarında jandarma kuşatması altında geçen günleri. Ama eşi benzeri yok yine de. Toplumsal düzeyde olduğu kadar bireysel düzeyde de birer sınav veriliyor.

Başta da söylemiştim en çok hatırlarla dertte başım diye. Hayatımın filmini çoktan unuttum sandığım bazı ayrıntılarla izlemeye devam ediyorum. Bazı muammalar kafamı kurcalıyor. Hiçbir zaman cevabını bulamayacağım, gerçeğine varamayacağım şeyler bunlar. Çok merak ettiğim ama öğrenmekten de korktuğum ayrıntılar bazıları. İçimde bir umut yaratıyorum kurguyla. Bana yapılan bir kötülüğü, kalbimi kıran bir geçmiş hikâyeyi aklayacak bir anlatı kuruyorum. Aslında böyle olmuşmuş, aslında bir kötü kişi feci bir komplo kurmuş filan gibi. Dizi filmlerde olur ya. Gerçek birden ortaya çıkar ve kahraman aklanmasıyla mutlu sona doğru gidilir.

Gerçek hayatta olması da mümkün elbet. Öyle bir ayrıntı öğreniriz ki bazen, çok kızgın olduğumuz birini bağışlayıveririz.

Bütün mesele bu aslında: Bağışlamayı diliyorum ben. Hayat böyle merhametsiz olmasın istiyorum. Hayatıma giren insanlar iyi, hayat hikayem güzel olsun istiyorum.

Bir ara bir sipariş üzerine Kıbrıs’ta Bellapais’ta geçen bir dizi film senaryosu yazmaya başlamıştım. Türkiye’deki ana kanallardan birinde yayımlanacak ve Kıbrıs’ın imajını değiştirecekti.  Yapımcı çok beğenmişti gönderdiğim sinopsisi. Tam çalışmalara başlayacaktık ki korkunç bir olay oldu. Bir oğlunu trafik kazasında kaybetti. O zamanlar pek dizi film izlemiyordum ve kız kardeşim bu olmadı demişti. Mutlaka kötü birkaç karakter lazımdı dizinin sürüklenmesi için. Onlar komplolar yapar ve sonra düze çıkılır. Kalıp bu… Aslına bakılırsa politik düzeyde bile böyle işliyor hikayeler. Birisi şeytanlaştırılıyor ve ondan kurtulmak üzerine kuruluyor diskur. Kötülerle iyilerin savaşı sunuluyor seçmenlere.

Hayat böyle basit değil elbette. Her insan bir dünya ve iyilik kadar kötülüğü kötülük kadar iyiliği de taşıyor çeşitli düzeylerde. Biz kendimizden sorumluyuz. Kendimizden nasıl bir insan yarattık; bütün mesele bu. İnsan kendi hikayesini biliyor ya, bu yüzden daha kolay suçluyor ya da bağışlıyor kendini.

Evde kalmak, uzun yalnızlık zamanları böyle bir cebelleşmeyi getirmiş durumda. Kim bilir? Bu kabustan dışarıya çıkarken kendimize yeni bir yorum getirmiş olacağız belki de.

 

Bu yazı toplam 1815 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar