Hatıralar da bölünür mü?
Kıbrıs’ın coğrafyası gibi anıları da bölünmek istendi. Son yolculuğuna uğurladığımız Hüseyin Galliga ile aslında sadece bir futbolcuyu değil, dikenli tellerin henüz örülmediği ya da sarsıldığı bir dönemin yaşayan tanığını da uğurladık.
“Çok büyük futbolcuydu” diye anlatıyor herkes…
Sevim Eboğlu gibi…
Defteralı gibi…
Osman Uçaner gibi…
Bu ülkenin efsaneleri hepsi…
Çok genç yaşlarda yitirdiğimiz Mete Adanır gibi…
Benim kuşağım Mete'yi izleyebildi.
O ne kıvrak bir kıvırcıktı; o ne teknik bir ayak…
***
“Galliga”yı efsane yapan özelliklerden biri hem Kıbrıslı Rum hem de Kıbrıslı Türk takımlarında forma giymesiydi.
Hem de fanatik milliyetçiliğin merkezi sayılan Paralimni’de…
Hem de toplumlar arası gerilimin en yüksek olduğu 70’li yıllarda…
“Kıbrıs Karması”na çağrılmıştı hatta…
Kendi anılarında anlatıyor...
“Siyaset araya girdi” diyor.
“Bırakmadılar…”
“Teşkilattan…”
***
Neyi bıraktılar sahi?
İki toplumu birleştiren ne varsa, acımasızca ortadan kaldırdılar.
Şimdi de çıkıp diyorlar ki:
“Hiçbir zaman birlikte olmadık…”
Olmadık ya…
Ne zaman bu toplum bir araya gelse, birlikte üretse, ortak alanlar yaratsa, yan yana yürüse, kol kola girse; birileri araya girdi, engelledi.
İşçi sınıfında ortak sendikal mücadele vardı örneğin…
Böldüler...
Parçaladılar...
Ayırdılar...
“İstifa etmezsen canınla ödersin” dediler.
Ödettirdiler.
***
Hani siyasette sık sık “ezber bozmak” lafı dolaşıma girer ya…
Önce bu coğrafyada “ezber” nedir, ona bakmak gerekir.
Kıbrıs sorununa dair ezber şudur...
Öteki toplumu kötülemek…
Düşmanlık ve ayrılık dili…
Hayatı baştan sona ayrı gayrı düşünmek…
Bölmek, kışkırtmak, korkutmak…
O zaman ezber bozmak da şu olmalı...
İnatla yeni müşterekler yaratmak.
Ortaklaşmak.
Yan yana gelmek.
Birleştirici bir dil kurmak.
Dostluk ve barışı inşa etmek.
Birlikte gülümsemek, üretmek, paylaşmak, dayanışmak…
Sınırları aşmak...
Ezber böyle bozulur!
Yoksa ne dışlayıcı Yunan milliyetçiliğinin, ne de ayrılıkçı Türk milliyetçiliğinin izinden giderek…
Olmaz...
Olamaz...
***
Bugün sokakta “Galliga” ya da “Sevim” denince, acaba kaç kişi bilir?
Ali Eşrefoğlu’nun, 19 yaşında Kıbrıs Milli Takımı’na giden ilk Kıbrıslı Türk olduğunu… Anorthosis’te “Gol Kralı” tacını taktığını… Nea Salamina’daki Niko’yla, Mağusa Türk Gücü’ndeki Nejat’ın aynı topçu olduğunu…
Bunları kim hatırlar?
***
Böyle dertlerimiz de var bizim…
Kendi değerlerini, coğrafyasını, kültürünü unutturmaya ya da öğretmemeye göre örgütlenmiş bir eğitim sistemi… Aynı çizgide bir medya izleme alışkanlığı…
O yüzden...
Böylesi değerlerin ardından, attığı goller değil...
Hangi sınırların aşıldığıdır hatırlamamız gereken...
:::
Geçen haftalarda yazmıştım…
Okullarımızda okutulması gereken kitaplardan biri, Mehmet Yaşın’ın Kıbrıs Şiir Antolojisi ise… Bir diğeri de Dr. Okan Dağlı’nın Topta Birlikte, iki toplumlu futbolcular kitabıdır. Elbette Yücel Hatay’ın külliyatı…
:::







