1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Taçoy, kurultay, seçim!
Eralp Adanır

Eralp Adanır

“faili meçhul” Fazıl Önder ve Hür Söz-7

A+A-

Fazıl Önder’in gazetecilik serüvenine devamı niteliğinde Hür Söz’deki yazıları sürmekteydi. Gazetedeki “Pazar Sohbeti” başlıklı yazılarına bir yenisini katarak cuma günleri de “Her Cuma” başlıklı ayrı bir konuyu ele almaya başlıyordu. Burada hemen bir not düşelim; o yıllarda aslında “zanaatkâr” olan meslek çalışanlarına “sanatkâr” denilmekteydi halk dilinde.

Bir tanıtım ve reklâm mahiyetinde olan bu duyurunun meccanen yani parasız yapıldığı not düşülüyor. Kendisinin de bir saraç olduğunu düşünürsek, o meslek grupları arasında yer almasının bu duyarlılığını göstermesinde en önemli etkenlerden biri olduğunu söyleyebiliriz.

 “23 Eylül 1949-syf:3,Hür Söz

HER CUMA
Köylerdeki Türk Sanatkârlarını Tanıtıyoruz.
Tanıtan: Fazıl Önder

Lefkoşa’da dükkân bulamayıp da kendi köylerinde işliyen sanatkârlarımızı, tanıtmak ve bu münasebetle köylerdeki sanat seviyemizi öğrenmek amacı ile gazetemizde: “Köylerdeki Türk Sanatkârlarını Tanıtıyoruz” serlevhası (başlık) altında (meccani)bir ilân sütunu açmış bulunuyoruz.

Her köyün bütün Türk sanatkârları, bu sütunda (bir defaya mahsus olmak üzere) kendilerini, muhitlerinden uzak yerlerde de tanıtmak fırsatını bulacaklardır. Yeter ki bize; tam adres ve mahallelerini bildiren bir mektup yazıp göndermekten imtina etmiş olmasınlar.

Bütün ilânlar, yalnız Cuma günleri ve sıra itibarı ile neşredilecektir.

İlânların: “Hür Söz” Posta Kutusu 156, Lefkoşa adresine gönderilmesini ve zarfın üzerine: “Köy Sanatkârları İlânı” diye yazılmasını rica ederiz.

ERKEK TERZİSİ

K. Kaymaklı ile varoşları halkının 13 seneden beri elbiselerini diken ve bütün müşterilerini itinalı işi ile memnun bırakan; Terzi Enver Mustafa, K. Kaymaklı K. Şirketi yakınında çalışmakta ve en titiz kimseleri dahi memnun bırakacak bir şekilde elbise dikmeyi deruhte etmektedir.

Müracaat yeri:

Enver Mustafa-K. Kaymaklı

KUNDURACI

Kunduracılık sanat üzerinde 28 senelik hizmet ve tecrübesi bulunan Kunduracı Münir Mustafa, K. Kaymaklı sabık muhtarı evi ittisalinde (bitişiğinde) çalışmakta ve her çeşit kundura siparişi kabul etmektedir.

Müracaat yeri:

Münir Mustafa-K. Kaymaklı (Postası)

MARANGOZ

İşi ile yabancı muhitlerde de tanınmakta olan Marangoz Ahmet Gürbüz, her nevi mobilya siparişi kabul eder. Siparişler erken teslim edilir.

Müracaat yeri:

Ahmet Gürbüz-K. Kaymaklı

DEMİRCİ

7 seneden beri (Terzi Enver Mustafa’nın Terzihanesi ittisalinde (bitişiğinde) bulunan dükkânında Çiftçi aletleri ve su tulumbaları tamir etmekte olan; Demirci Hilmi Ali, ayni zamanda ev inşasında lâzım gelen Demirci işlerini fevkalâde bir sağlamlıkla yapmayı kabul eder.

Müracaat yeri:

Hilmi Ali-K. Kaymaklı”

Fazıl Önder “Pazar Sohbeti” köşesinde ise üç başlıktan oluşan yazısının ilki, o yılların da kabusu olduğunu anlayacağımız devalüasyondan bahsediyor. İkinci başlıklı yazısı olan “Ama Ne İllet”te ise, siyasi bir konuya el atarak, Yunanistan’ın Türkiye’den Edirne ve Doğu Trakya’yı istemesine atıfta bulunup eleştirisini yapıyor. “Henüz Meçhuldür” başlıklı yazısında ise, atom bombasının o yıllarda Rusya ile Amerika arasındaki yarışa ve dolayısıyla bir felakete nasıl gidildiğinden bahsediyor.

“25 Eylül 1949-syf:4,Hür Söz

Pazar Sohbeti-Fazıl Önder
Develi Osman-Ama Ne İllet-Henüz Meçhuldür.

Develi Osman:

Herkesin ilgisini çeken olaylar arasında önemle yer alan bu haftanın devaluasyon (para düşmesi) hadisesi, günlerdir basın ve yayın vasıtalarını işgal etmektedir.

Dış ticaretini artırmak ve iç vaziyetini düzeltmek maksadı ile, Türkiye’nin de bundan bir iki yıl evvel –yine bu aylarda- parasını düşürdüğü malûmdur.

Bu hafta da İngiltere ve onu müteakip birçok devletlerin bu hususta Türkiye’yi taklit ettiklerine şahit olduk!

Bidayette (başlangıçta), Türkiye’de hayli tartışmalara yol açan devaluasyon kararı, bugün İngiltere ile Fransa’da da geniş ölçüde münazaalar (tartışmalar) yaratmaktadır.

Dünyanın bugünkü mali durumu karşısında devletlerin, yegane çare olarak devaluasyona baş vurmaları, bana şu fıkrayı hatırlattı:

Vaktin birinde, “Develi Osman” adıyle mâruf bir adam varmış. Rivayete göre bu adam, devesi ile daima memleket memleket dolaşırmış.

Her uğradığı memlekette evvelâ müthiş bir fırtına, onun ardından da yağmur başlarmış. Bu sebeple Develi Osman, kurak memleketliler nezdinde bir “kurtarıcı” olarak tanınmış. Fazla kurak zamanlarda, bu memleketlerden şöyle bir feryat işitilmekte imiş: “Bizi ancak sen kurtarabilirsin; kapılarımız açık seni bekliyoruz, Develi Osman.”

Aman Ne İllet:

Işığı ile kendi odasını aydınlatamayan zavallı Yunanistan; bizden Doğu Trakya ile Edirne’yi istiyormuş!..

Biliyoruz, yıllardır sürüm sürüm sürünen bu büyük!!! Milletin illeti de büyüktür. Tasavvur ediniz; Allah felaketi! bir yandan. Ana, baba, kardeş katliamı devam ederken, öte yandan aç, çıplak, ışıksız Yunanistan canlanacak bir yer aramaz da ne yapar?

Ama böyle zeki! bir milletin Doğu Trakya’yı sanatoryum zannedip te kirli kandili ile orayı ise boğmak isteyişi budalalık değil mi?

Zavallıların hastalıkları başlarına da vurmuş olsa gerek. Ama ne illet...

Henüz Meçhuldür:

İşitenleri hayrette bırakan havadislerden biri de;  geçen akşam Ankara Radyosu’nun atom hakkındaki mühim bir ifşaatıdır.

İfşaat dedim diye sakın bir sırdan! bahsedeceğimi zannetmeyiniz. Mesele ne biliyor musunuz? Ruslar ilk atom bombasını –tecrübe için- patlatmışlar. Patlatmışlar ama Amerikalılar buna şahit olur olmaz kendilerini tutamamışlar ve; “Bizim stoklarımız var. Dört senedir çalışıyoruz, bizim kadar yapmanız için fırınlar dolusu ekmek yemeniz lazımdır” demişler.

Hepsi bu kadar.

Ancak kıyametin ne zaman kopacağı henüz meçhuldür.”
ee-020.jpg


(Düzeltme: Fazıl Önder yazı dizimizin 1.sinde “Emekçi” gazetesini çıkardığı belirtilmiştir. Doğrusu, “İnkılâpçı” gazetesi olacaktı.... Yazı dizisinin 5.sinde “2. Dünya Savaşının bitmesinden on yıllık bir süreç geçmişti 1949 yılında.”denilmiştir. Doğrusu “bitmesinden” değil, “başlamasından bu yana” olacaktı.) 

 

Bu yazı toplam 1606 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar