Eralp Adanır

Eralp Adanır

“faili meçhul” Fazıl Önder ve Hür Söz-10

A+A-

Parayla ilgili nice deyimler mevcuttur toplumlar arasında. Elbette bizim kültürümüzde de böylesi deyimlere rastlıyoruz ki, az sonra okuyacağınız Fazıl Önder yazısındaki ilk örneğin duymuşluğuna da sahibim ki, aslında bu deyişin Rumca versiyonunu biliyorum. Şöyle diyordu: “Eşi para eşi hara, Eneşi para ekso Maskara...”

“Teşbihte Hata Olmaz” başlıklı bu içerikteki yazısının ardından Fazıl Önder, bu kez kadınların da devlet dairelerinde işe alınmalarını yorumluyor, “O Zaman Seyredelim Gümbürtüyü” alt başlığında.

“23 Ekim 1949-syf:1,Hür Söz

Pazar Sohbeti-Fazıl Önder-

Teşbihte Hata Olmaz- O Zaman Seyredelim Gümbürtüyü!..

 

27-eylul-2020-eralp-faili-mechul-fazil-onder-ve-hur-soz-10--.jpg

Teşbihte hata olmaz!

Para hakkında Rumların hoş bir tâbiri var: Eğer paran varsa, hürmetin de var. Eğer paran yoksa, dışarı maskara!.. diyorlarmış insana galiba...

Bizim de: “Para, kızı anasından ayırtır!” dediğimiz malûmdur; ki bu da, paranın insanlar arasında ne derece kudretli bir vasıta olduğunu anlatır. Nitekim, Bonapart Napolyon da: “Harp ne ile kazanılır? sualine: “Para, para, para...” diye cevap vermiş.

Filologların parayı: “Değiş aracı (vasıtası) ve değer ölçüsü olarak kullanılmak üzere devletçe bastırılan maden veya kâğıt parçası şeklinde tarif etmeleri de gösteriyor ki para, aslında meyva! fiatı değildir.

Halbuki bizim memlekette paranın, portokal gibi “suyu çekildi”! tarzında lâfını edenler o kadar çoğaldı ki, insanın âdeta buna inanacağı geliyor. Paranın, bu memlekette suyu çekileli ne kadar oldu bilmiyorum ama, “para suyunu çekti” sözünün öteden beri herkesin ağzında dolaşmakla olduğunu işitmekteyim. Gerçi bu cümlenin hakiki mânası anlaşılmaktadır. Fakat beni düşündüren, mezkûr cümle ile paranın bir şeye teşbih edilmesidir. Bunu bir dostuma sordum, cümledeki müşebbehünbihin portokal olduğunu söyledi. Dostumun hakkı vardı. Çünkü madem ki müşebbeh (suyu çekilen) bir şeye benzetilmişti, iyi ki cümledeki müşebbehünbih’i DERE dir; çünkü, kurak zamanlarda dere suyunu çeker, ve bunun neticesi olarak kurbağalar endişeye düşer ve nihayet: “Dere suyunu çekti!” diye kendi şiveleri ile bir teranedir tuttururlar. Tıpkı bugün bizlerin; “Para suyunu çekti!” diye haykırdığımız gibi. Darılmaca olmasın, zira: Teşbihte hata olmaz!

O zaman seyredelim gümbürtüyü:

Radyolar çoğaldı, taştı döküldü de gramafonlarda bir tenzilât görülmedi. Pek tabii Radyo çıktı diye gramafon batacak değildi ya. Bilâkis gramofon, radyodan daha kullanışlı ve masrafı az bir makinedir. Meselâ gramafonda dinlemek istediğiniz bir plâğı hemen dinliyebilirsiniz. Halbuki radyoda buna imkân yoktur.

-.!.!.?

Yok Efendim! Ben burada ne gramafon şirketinin reklâmını yapıyor ne de mevzudan dışarı çıkıyorum.

-O halde mevzunuz nedir?

Evet; geçen gün sayın YAVUZ Beyin “Daireler gülistan oluyor!” başlıklı bir yazısını görmüştüm. Yavuz Bey o yazısına İlk Baharın ova manzaralarını tasvirle başlamış ve ova yemişlerinden “ekşili”ye, temasla “ısırgan” ile “gömeç”’e geçmişti. Tabii bunlar yazının teşbih kısmı.

Hulâsa: “Gömeç girsin ısırgan çıksın!” cümlesiyle asıl mevzu geçiliyor şöyle ki:

Hükûmetten iş almak istiyen müstediler arasından bayanlar tercih ediliyormuş. Yani vaziyete bakılırsa, yakın bir gelecekte hükûmet dairelerini baştan başa kadınlar işgal edecek gibi görünüyor.

Ama velâkin müennes ve müzakerelere verilen maaş miktarı ayni olduktan sonra, acaba bunun sebebi ne ola?

Hükümetin takip etmekte olduğu bu siyaset, ağır ağır kadınları erkekleştireceğe benziyor.

Olur mu olur! Atom devri bu nihayet...

Sonra: “Bayanlar hep bay oldu” şarkısı da hazır!

Bir de bakarsınız efendim bir Yeni Erkekler ordusu teşkil edilir. Ve (kulağı çınlasın) Dr. Zekâi Beyin bir fıkrada söylemiş olduğu gibi: O zaman seyredelim gümbürtüyü!!!

(Not: 30 Ekim tarihinde de Pazar Sohbeti yazısı yer almakla birlikte gazetenin ilk sayfasının tahrip olmasından dolayı söz konusu yazısı okunamad.)

 

17 Temmuz 1949 tarihli Hür Söz gazetesinde “Pazar Sohbeti” başlığı altında ilk yazılarına başlayan Fazıl Önder’in, 1949 yılında yayımlanan son yazısına geldi sıra. Bu yazısından sonra Fazıl Önder, 1 Ocak 1950 tarihli yine Hür Söz gazetesinde yazılarına kaldığı yerden devam ediyordu. Kasım-Aralık aylarında yazılarına ara vermesinin nedenini bilemiyoruz. 1949 yılının bu son yazısında yine ekonomi ve işsizlikle ilgili görüşlerini paylaşıyor okurla.

 

“06 Kasım 1949-syf:1,Hür Söz

Pazar Sohbeti-Fazıl Önder-

Düşmez Kalkmaz Bir Allah-Bakıyorum Cep Delik!

 

Düşmez kalkmaz bir Allah:

Şu devaluasyon kararı çıktı çıkalı, cebimizdeki kuruşları da kaybettik! Halbuki biz, “Para ucuzladı!” diye kuruşları şilin yapmağı düşünüyorduk.

Gerçi bidayette, fırsatı ganimet bilenler bu işten ne de olsa sebeplenmişlerdir. Fakat bundan mahrum olanların, şu veya bu sebepten sepetlenmesi doğru mu ya?

Bilindiği gibi, paranın düşmesine müteakip, memleketimizde Dolar sahalarından ithal edilen eşyanın fiatı yükselmiş; ve fakat, memleketimizden bu yerlere ihraç edilen maddelerin fiatı da düşmüştür. Bu hal, zaten pek zayıf bir durumda bulunan ihracatımızdan ziyadesiyle az istifade etmemizi zarurî kıldığı gibi, (dışarıdan ithal ettiğimiz birçok eşyanın pahalıya mal olması) işsizlik yüzünden kan ağlıyan memleketimiz halkı için de pek müessir bir darbe olmuştur.

Esasen adamızda hüküm sürmekte olan iktisadi düzensizliğin sarp bir şekil alması da bundandır.

Fâni dünya bu... Düşmez kalkmaz bir ALLAH!

Bakıyorum cep delik!:

Ticarette iştigal eden ve geçimsizlikten şikâyetçi bulunan; ayni zamanda şair geçinen! bir dostumun, şu dört kıtasını da bu vesile ile burada neşrediyorum:

 

Para düştü düşeli

Göremedik metelik.

Ev isterim döşeli

Bakıyorum cep delik.

*

Hummuz yapıyor fellâh

Canım çekiyor billâh

Evlenin demiş Allah;

Bakıyorum cep delik.

*

Babam vasiyet etti

Zengin kız alma dedi

Yaş otuzbeşe geldi

Bakıyorum cep delik.

*

Para suyunu çekti,

İşlerin tâdı kaçtı

Kara kış gelip çattı

Bakıyorum cep delik.”

Bu yazı toplam 876 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar