Yücel Vural

Yücel Vural

DOĞU AKDENİZ KRİZİNDE ZORUNLU MOLA

A+A-

Türkiye’nin Oruç Reis araştırma gemisini ihtilaflı bölgeden geri çekmesi Doğu Akdeniz’deki krizin diplomatik yollarla ve diyaloğa dayalı bir süreçte çözümlenebileceğine dair umutların yeşermesine neden olmuştur.

Türkiye’nin bu adımının olumlu bir hava yarattığı şüphe götürmez bir gerçekliktir.

Ama, tarafların askeri unsurlar kullanarak tezlerinin haklılığını kanıtlama çabasına nihai olarak son verdikleri söylenemez. 

Aslında krize neredeyse mola verildi.

Yani atılan adım çözümü garanti etmediği gibi, yeni bir krizin her an patlak vermesi de oldukça muhtemeldir. Bunun nedeni de Türk-Yunan geriliminin tehlikeli boyutlara ulaşmasına neden olan koşullarda henüz anlamlı bir değişikliğin olmamasıdır.

Krizin temelden çözümünü öngören bir süreçle değil de sadece ‘krize mola verme’ olgusuyla karşı karşıya kalınmasının başlıca neden ya da nedenleri nelerdir?

Bu sorunun yanıtını bulabilmek için, çözüm umutlarını artıran bu adımın sahibi olan Türkiye’nin hangi motivasyonla hareket ettiğinin anlaşılması gerekmektedir.

Bilindiği gibi gerek Yunanistan’la Türkiye arasında gerekse Türkiye ile Kıbrıs arasında, kıta sahanlığıyla ilgili anlaşmazlık nedeniyle AB bir blok halinde Türkiye’nin karşısına dikilmiştir. Türkiye AB’nin bir blok halinde tepki vermesini engellemek için Birlik içinde bir çatlak oluşmasını beklemekteydi. İtalya ve Malta’nın tepkisi Türkiye için bu açıdan önemliydi. Ama, Fransa’nın evsahipliğinde düzenlenen Med7 zirvesi, AB’nin Akdeniz kanadı içinde yöntemlerle ilgili farklılıklara bile fazla vurgu yapılmadan, Türkiye’nin tezlerinin kabul edilemeyeceğinin ilan edilmesiyle sonuçlandı. Yani Türkiye’nin umduğu çatlak ortaya çıkmadı. Bunun yanı sıra, Almanya’nın müzakere yöntemini öne çıkarmasına rağmen Fransa’nın Yunanistan ve Kıbrıs’a verdiği ‘militanca’ desteği fazla sorgulamayacağı da anlaşılmış oldu. Yani, AB içinde ‘liderlik’ seviyesinde de çatlak oluşması beklentisi içinde olan Türkiye’nin bu tutumu karşılık bulmadı.

Bu krizde Türkiye’yi olumlu bir adım atmaya yönlendiren ikinci olgu ise, Almanya ve NATO’nun doğrudan doğruya, ABD’nin de dolaylı olarak sürdürdüğü ve gerilimi azaltmayı öngören girişimleridir. Bu girişimlerin önemi, Türkiye’nin sürekli olarak ‘savaşa hazırız’ mesajını öne çıkarmış olmasıdır. Suriye ve Libya’da elde edildiği varsayılan askeri başarılar, Türkiye’yi öteden beri sertlik yanlısı bir tutum izleyerek hedeflerine ulaşmayı öngören bir strateji izlemeye yönlendirmişti. Şimdi ayni sertlik içeren bir tutumla Yunanistan’a geri adım attırmak, Kıbrıs’a da haddini bildirmek gibi bir yaklaşım benimsenmişti. Kıbrıs zaten Türkiye’nin askeri güçüne hiç direnemezdi. Ama Türkiye’nin askeri seçeneği öne alan tutumu Yunanistan’ın etrafında bir dayanışma halkasının oluşmasına neden oldu. Bunun ötesinde, Fransa, savaşa hazır olan Türkiye karşısında Yunanistan’ın yanında savaşabileceğine dair bir tutumu çok hızlı bir şekilde göstermiştir. Ayni şekilde ABD, bir yandan Yunanistan’la daha yakın ikili bir askeri ilişki içinde olacağını, Kıbrıs’ı da ortak ilan ederek koruma sağlayacağını ima eden adımları peşpeşe atmıştır. Böylece, Kıbrıs ve Yunanistan’la olan problemlerini diplomatik yöntemlerle çözmesi gerektiğini hatırlatanlarin dyalog önerileri Türkiye tarafından olumlu karşılanmıştır.

Bilindiği gibi Türkiye’de belirli bir kesim, Türkiye’nin bölge içinde yalnızlaşmasını bile ‘güçlülüğün’ ya da ‘nüfuz sahibi olmanın’ bir belirtisi olarak sunmakta ve ‘herkesin Türkiye’ye karşı olmasının doğal olduğu’ propagandasını yaymaktaydı. Bu kesimin halen devam eden etkinliğine rağmen, Türkiye hükümeti bu yalnızlaşmanın hayra alamet olmadığını kavramış görünmektedir. Türkiye ve Yunanistan’ın NATO kanalı aracılığıyla müzakereye başlamasında bunun da etkisi olduğu söylenebilir.

Son olarak, Türkiye’nin, Kıbrıs ve Yunanistan’la olan anlaşmazlığı nedeniyle Batı’da ve bölgede oluşan olumsuz imajından kurtulma isteğinin, Doğu Akdeniz krizinde verilen molanın nedenleri arasında olduğu söylenebilir. Türkiye, Doğu’da Ermenistan sınırından başlamak üzere güneydoğusunda Irak ve Suriye, güneyinde Kıbrıs, ve batısında Yunanistan hattını izleyerek hemen hemen tüm komşularıyla ciddi bir gerilim yaşarken, Libya ve  Suriye’de sıcak bir savaşın tarafı olmaktadır. Bu tabloya dostluklarını da neredeyse tümüyle kaybetmiş olmasını eklememiz gerekir. Anlaşıldığı kadarıyla, Türkiye bu olumsuz imajını mümkün olduğu kadar düzeltip yeni bir imaj elde etmek istemektedir.

Türkiye’nin tüm bu ve benzeri gerekçelerle, oruç Reis araştırma gemisini geri çekerek atmış olduğu olumlu adım, Doğu Akdeniz’de tırmanan ve sıcak bir çatışma sinyalleri veren gerilimin ortadan kaldırılmasına yetecek midir?

Bu soruya olumlu yanıt vermek şimdilik mümkün değildir.

Bunun en başta gelen nedeni de gerilime taraf olan devletlerin temel taleplerinin ciddi çelişkiler içermiş olmasıdır.

Örneğin Yunanistan’ın Meis adasının kıta sahanlığını belirlerken kullandığı ve hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmayan yaklaşımını devam ettirmesi, Türkiye’nin ise Girit adasının ve bağımsız bir devlet olan Kıbrıs’ın kıta sahanlığının olamayacağını ilan etmiş olması ve bu yaklaşımında ısrar etmesi barışçı çözüm umutlarını dinamitleyen basit gerçekliklerdir.

Bu yazı toplam 1367 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar