1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. DİŞİ GÜÇ
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

DİŞİ GÜÇ

A+A-

Kadınlar günü herkes tarafından, özellikle erkekler tarafından çok sevilir oldu. Oldukça seksi bir gün sonuçta. İçinde kadın denen bir güzellik, bir çiçek (Çiçek babandır), bir zarafet unsuru var. Son yıllarda onun adı kadınlar günü değil “emekçi kadınlar günü” diye tarihsel kökenine vurgu yapıp kadınlar günü eğlencelerini kınayan gruplar çıktı. Kadınlar günü kimi politikacılar için kadın seçmene ulaşıp tavlama günü. İşin içinde kadın olunca kapitalizmin de içi gıdıklanıyor tabii. Bu özel günde ne satarımın planlarını yapıp reklama girişiyor.

Sonuçta bir yoğunlaşma yaşanıyor, güzel bir enerji birikiyor 8 Mart’larda. Gün eğlence günü, bir kadınlar bayramı değil kuşkusuz ama içinde bir miktar neşe ve eğlence olması da kötü gelmiyor bana. Toplu halde yemeklere gidip masaların üstünde dans eden kadınlara gelince kimseye bir zararları yok. Geçmişte belki de bu bir direniş biçimiydi. Kadınların yanlarında erkekler olmadan bu tip yerlere gidemediği günleri hatırlayınca…

Bir yanda ciddi toplantılar, feminist tartışmalar, yığınsal eylemler, polisle çatışma, bir yandan vur patlasın çal oynasın. Kadınlar gününü vesile bilip konuşmalar yapan politikacıların kırdığı potlar, diğer yandan işin özünü kavramış politikacıların güzel yorum ve çabaları. Bir yanda feminist başkaldırı diğer yanda laçkalık. Dünyanın hali gibi halimiz.

Emekçi kadınlar günü bu elbette ama emekçi kadınların tüm dünya kadınlarına armağan ettiği bir gün de neden olmasın? Bugünden kim ne anlıyorsa onu anlıyor; müdahale etme şansımız yok pek. Beğenmediğimiz etkinliğe katılmayız, politikacıların erkek egemen yorumlarını, ortalığı bulandıran saçmalıkları kınarız ve morları giyip kendi alternatif etkinliğimizi yaparız.

Bana kalırsa bu yıl kadınlar günü Dünya Mülteci Kadınlar Günü olarak değerlendirilmeli, insanın içini en çok sızlatan, vicdanı en çok yaralayan konu üzerine konuşulup fikirler üretilmeli ve projeler hazırlanmalıydı. Eminim bir yerlerde yapılıyordur bu.

Kadın olmak kimliğin bir yanı sadece. Çoklu kimliklerimiz var hepimizin. Etnik, sınıfsal, bölgesel, cinsel kimliklerimiz vs. Kadınlar ikinci cins ama bazı kadınlar sıfır noktasında ya da sıfır noktasına çok yakın. 1990 yılında Pekin’de yapılan kadınlar formunda sınıfsal ve bölgesel farklılıkların öne çıkışını unutamıyorum. Bir yanda evinde akan musluk bile bulunmayan, su taşımak zorunda kalan yoksul Afrikalı kadınlar, diğer yanda Avrupalı, Amerikalı feministler.

Bütün bu farklı kimliklere rağmen ortaklaşabildiğimiz bir kadın olma hikayesi var tabii ki. Kadın doğmayıp kadın olduğumuz birer hikâye.

8 Martlar iyi geliyor bana. Neden bilmem ama iyi geliyor. Günün enerjisini, renklerini seviyorum. Bir haftaya hatta iki haftaya yayılıyor, öncül ve artçı sarsıntılar eşlik ediyor güne. Dünyanın pek çok büyük şehrinde sokaklara çıkan kadınların talepleri, kadın cinayetlerini protestolar ve yasalara müdahale etme girişimleri dünyayı iyileştirme çabaları sonuçta. Bunun dışında bu yüzyıllardır hor görülmüş, baskı altında tutulmuş kimliği kutlama da iyi geliyor bana. Kadınların bir gün dünyada daha fazla söz sahibi olacaklarını hayal etmek ve bunun için bir şeyler yapmaya çalışmak iyi geliyor.

Annem, anneannem ve babaannemi düşünüyorum bu günlerde. Onların neler yaşadığını. Kadın olmanın çok daha zor olduğu o karanlık zamanları… Keşke yanımda olsalar diye düşünüyorum. Onların fotoğraflarının olduğu bir pankart taşısam mesela bir 8 Mart’ta.

Pek çok başka kadını düşünüyorum. Kıbrıslı kadınlar için çok çaba harcamış Cynthia Cockborn’u mesela. Niye onu anmıyoruz ve başkalarını…

Sevgileriyle ve kızkardeşlik dayanışmasıyla beni mutlu eden, kıskançlıklarıyla beni üzen kadınları düşünüyorum. Kendi mutlu ettiklerimi ve üzdüklerimi de…

Her şeye rağmen 8 Mart iyi geliyor bana. Dünyanın dişi bir enerji ile iyileşme ihtimalini seviyorum.

Bu yazı toplam 1343 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar