1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Önce adını koyalım
Tümay Tuğyan

Tümay Tuğyan

Bugün benim doğum günüm

A+A-

Çocuk doğurmanın ne olduğunu, çocuk doğurunca anlıyorsunuz.

Dokuz ay boyunca yaşadıklarınız, hissettikleriniz...

Ve bebeğinizi kucağınıza aldığınız andan itibaren şekil değiştirip, öncesinde yaşadıklarınız ve hissettiklerinizin de etkisiyle yeni bir kılığa bürünen heyecanınız ve en önemlisi korkularınız...

Çok zor bir hamilelik dönemi geçirdim ben.

Anne karnındaki bir bebeğin, annenin vücudunda yarattığı, çok ama çok ender görülen reaksiyonlardan biri, benim hamilelik ‘serüvenimin’ de ‘ağır’ bir parçası oldu, dördüncü aydan itibaren.

Kalça ve bacak kemiklerim çok süratli bir biçimde ciddi anlamda bir yoğunluk kaybına uğradı ve bacaklarım, bir anda fiziksel işlevini tamamen yitirdi.

Beşinci ay itibarıyla hastane yatağına mahkum oldum ve şu an hatırlamaktan bile korktuğum ağrılarla beraber, aylarca hiç kımıldayamadan, öylece yattım.

Evet, mübalağa yok; kelimenin tam anlamıyla, KIMILDAYAMADAN....

Bütün ihtiyaçlarım yattığım yerden karşılandı, kalça kemiğimle bacak kemiklerimin birleştiği noktalarda yoğunlaşan ağrıları biraz dindirebilmek adına, ayak bileklerime ağırlıklar bağlamak zorunda kaldılar zaman zaman.

Ağrılarım hafiflemeye başladı bir noktada ama bu kez de başka bir sorunla karşı karşıyaydım.

Kımıldayamadan yattığım için, bacak kaslarım işlev yitimine uğramıştı.

Bir süre yatakta fizik tedavi gördükten sonra, doğum öncesinde nihayet tekerlekli sandalyeye ‘terfi’ edebildim.

Birkaç ay da tekerlekli sandalyede hayatımı idame ettirdikten sonra, yavaş yavaş adım atmaya başladım önce, doğumu takip eden bir yılın sonunda ise eski halime dönebilmeyi başardım.

Ve fiziksel olarak yaşanan bu beklenmedik hamilelik komplikasyonunun, psikolojik olarak yarattığı tahribatı anlatmama gerek yok sanırım.

İşte benim doğum hikayem böyle...

‘Merak etme, kızını kucağına aldığında hepsini unutacaksın’ diyordu pek çok insan o dönemde ve yaşadıklarımı ve yaşadıklarımın bana hissettirdiklerini küçümsediklerini düşünüp için için kızıyordum bu cümleyi bana her söylediklerinde.

Kızımı kucağıma aldığımda unuttum mu peki?

Hayır, unutmadım ama ne oldu biliyor musunuz?

Zamanla önemsizleşti...

O küçücük bebekle yakınlaştıkça, yaşananlar uzaklaştı.

Şimdi ise sadece, şu anda sizlere anlattığım, eski, tatsız bir anı!

Ve kızımı benim için daha da değerli kılan, O’na daha sıkı sarılmamı sağlayan, eskide kalmış bir anı!

***

Bugün benim doğum günüm.

Tam 38 yaşındayım.

Ve bugün bütün bunları anlatmamın nedeni, doğum günlerinin, ‘doğanın’ değil de ‘doğuranın’ hikayesi olduğunu, yani aslında bir ‘annelik’ hikayesi olduğunu, kızımla birlikte öğrenmiş olmam...

Ve benim doğum günüm de, benim annemin ‘annelik’ hikayesidir aslında.

***

Hep anlatırlar...

Anne kızına demiş ki: ‘Kızım seni çok seviyorum’...

Kızı da dönüp annesine şöyle bir yanıt vermiş: ‘Biliyorum anne, çünkü ben de kendi kızımı öyle seviyorum’...

Ben şöyle değiştirmek istiyorum bu hikayede anneye verilen yanıtı:

‘Biliyorum anne, biliyorum ve ben kendi kızımı sevdikçe, seni her gün daha da çok sevmeyi öğreniyorum!’

Bu yazı toplam 3579 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar