1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. Bu masa… Ne kurulur, ne bozulur?
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Bu masa… Ne kurulur, ne bozulur?

A+A-

Liderler dün yeniden biraradaydı.

BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in ile birlikte hem ayrı ayrı hem de üçlü olarak gerçekleştirdikleri görüşmeden yine bir sonuç çıkmadı.

İlerleme sağlanamadı.

Cumhurbaşkanı Erhürman’ın görüşmeyle ilgili tanımı, sanırım durumu özetler nitelikte;

“Verimli değil!”

“Yararlı!”

Rum Lider Hristodulidis’in müzakerelerin başlaması için masaya getirdiği yeni maddelerin ilki, son derece kurnaz bir meydan okuma içeriyor.

“Çözüm temelinin teyit edilmesi ve görüşmelerin Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmesi!”

Çözüm temeli şüphesiz ki federasyon!

Crans Montana da BM hakemliğinde, BM ilkeleri ve federasyon zemininde bir görüşmeyi tarif ediyor.

Yani Türkiye’nin 7 Temmuz 2017 gece yarısı ilan edip, o günden bu yana sürdürdüğü BM zemininin reddi ve federasyonun öldüğü politikasına rağmen bunu yapıyor.

Böylelikle Erhürman’ı köşeye sıkıştırıyor.

Erhürman ise, 3 ayda ilmek ilmek itinayla bir strateji örüyor.

Federasyon zemininde federasyon demeden, bir müzakere süreci başlatıp, Türkiye’nin desteğini sağlamak. Ya da Türkiye politika yumuşatana kadar ortamı germeden, süreci korumak.

Muhtemelen bölgede taşlar henüz yerine oturmamışken, yeni düzende Türkiye’nin tekrar Kıbrıs’ta çözüm zeminine dönme olasılığına ve umuduna sarılarak yapıyor bunu.

Yenidüzen ve Kanal Sim ortak röportajında da açıklıkla söylediği gibi, “Türkiye’ye rağmen müzakere ve çözüm olmayacağı gerçeği” ile hareket ediyor.

Bugüne kadar bu konuda en azından bir kriz yaşanmadı. Aldığı bütün eleştirilere rağmen, korumak istediği %63 destekle kendi yolunda devam edeceğini gösteriyor.

Kıbrıs sorununun bütün gerçekliğine rağmen, Türkiye’deki mevcut yönetimin seçilmiş Belediye Başkanlarını, Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’nu aylardır hapiste tuttuğu gerçeği, “seçilse de o koltukta oturamayacak” dediği Akıncı tecrübelerini hatırladığımızda, bu tavrın pragmatik ve en azından şimdilik akılcı bir tavır olduğunu söylemek mümkün.

Sonuçta Türkiye-Kuzey Kıbrıs ilişkisi ağır asimetrik bir ilişki!

Erhürman seçildiğinden beri 3 kez biraraya gelen tarafların somut bir ilerleme kaydedememesinin başka nedenleri de var.

Ve ne yazık ki bu temel nedenler, kısa ve orta vadede de radikal ilerleme sağlanamayacağını gösteriyor.

Bunlara kısaca göz atalım;

Öncelikle Kıbrıs Rum tarafı, AB Dönem Başkanlığı’na odaklanmış durumda.

6 aylık oldukça zorlu ve yoğun bir programı var.

Kıbrıs gibi küçük ölçekli bir ülke için bu son derece prestijli ve görünür bir rol.

O yüzden bunu mümkün olan en iyi şekilde tamamlamak istiyor olması oldukça anlaşılır.

Yaklaşık 2 yıllık hummalı bir çalışma sonrası gerçekleşen açılış töreni, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin katılımıyla gerçekleşti.

Zelenski’nin ilk Kıbrıs ziyaretine de denk gelen bu ihtişamlı törenin şüphesiz bir açılış ilanından öte anlamı, Kıbrıs Rum tarafının AB kurumlarının da tam desteğini alarak, eski ve tarihi yol arkadaşı Rusya’ya yüksek perdeden meydan okumasıydı.

Rum Lider Hristodulidis’i sarsan video skandalı da bu nedenlerle Rusya ile ilişkilendiriliyor.

Muhtemelen bu nedenlerle, aslında AB değerleriyle doğrudan çelişen bu rüşvet skandalına rağmen Hristodulidis, büyük bir destekle karşılanıyor, AB kurumlarında.

Kıbrıs dönem başkanlığı boyunca, Grönland’a karşı Amerika’nın bütün vergi tehditlerine rağmen Danimarka ile dayanışma politikası izlenecek.

Bu rakamsal olarak Kıbrıs için büyük bir fedakarlık değil, Amerika ile ihracatta sadece hellim kalemi öne çıkıyor ama İrlanda, Almanya, İtalya gibi üye ülkeler için bu tehdit daha anlamlı.

EUROSTAT 2025 verilerine göre, Almanya otomobil, makine ve sanayi kalemlerinde Amerika’ya 157 milyar Euroluk bir ihracaat gerçekleştirmiş. Almanya’nın toplam ihracatında yaklaşık %10 paya sahip Amerika, Almanya için en kritik Pazar.

Yine İrlanda en kırılgan ülke olarak gösteriliyor, zira ilaç ihracatının %26’sı Amerika’ya gidiyor.

İtalya ise, lüks ürünler, şarap ve peynir satıyor ağırlıklı olarak Amerika’ya. Almanya kadar olmasa da %10’luk ihracatla olası vergi artırımından en çok etkilenecek ülkelerden biri.

Ve bu ülkelerle birlikte AB, “Grönland’ın toprak bütünlüğü tartışmaya açık değildir” diyerek, Amerika’ya karşı duruyor.

Kıbrıs da Rusya ve Amerika gibi iki deve karşı 6 boyunca vitrinde olacak.

Avrupa savunma kapasitesini ve yatırımlarını artırma, aynı zamanda NATO ile koordinasyonu geliştirme politikası yürütüyor. Özellikle Ukrayna savaşından sonra bu AB için kritik bir öncelik.

Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığının ilk öncelik maddesi de güvenlik ve savunma yoluyla özerk bir AB.

Kıbrıs aynı zamanda Dönem Başkanlığı’nda 7 yıllık bütçe için pazarlık masasını da kuracak.

Üye devletlerin bütçe ile ilgili tüm teknik ve siyasi toplantılarını yönetecek. 2028 yılında yürürlüğe girecek olan yeni bütçe üzerinde, 2027 yılında anlaşma sağlanması gerekiyor. Kıbrıs da 2026’nın ilk yarısında bütçe ile ilgili temel çerçeveyi oturtup, final anlaşmasının önünü açmayı hedefliyor.

Tek cümleyle Kıbrıs’ın dönem başkanlığı yoğun geçecek!

O yüzden liderlerin BM olmadan da biraraya gelme konusunda anlaşmaları ve prensipte 2 haftalık periyotlarla bunu yapabileceklerini söylemeleri son derece önemli.

Bu süreç radikal ilerlemeler ve kapsamlı bir müzakere başlatmayabilir ancak hala ortak bir haritada anlaşmış görünmeyen tarafların en azından yeni kapı açmalarını sağlayabilir.

Anlaşılıyor ki Hristodulidis’in masaya getirdiği 4 kapı açılması önerisi de önceden tarafların yakınlaştığı haritaya yeni bir ekleme getiriyor.

Haspolat, Kiracıköy ve Akıncılar konusunda uzlaşma zemini varken, Erenköy konusunda Türk tarafı daha soğuk duruyor.

Ancak bu kapıların kısa sürede açılmasının teknik olarak da mümkün olmadığını, yeni bir altyapı ve yol çalışmasına ihtiyaç duyulduğunu da hatırlatmak gerekiyor.

Yani liderler bugün hepsinde uzlaşma ilan etse, en iyimser haliyle bu kapıların açılması aylar, belki yılı aşkın uzun bir zaman alır.

Gündelik hayata daha kısa sürede dokunan, geçişleri daha fazla kolaylaştıracak, Lefkoşa’da yeni bir başka araçlı kapı açılması, ya da Lefkoşa dışında diğer kapılarda da sigorta ve seyrüsefer çıkarılabilmesi konusu, nispeten daha pratik ve daha kısa sürede hayata geçebilecek olmasına rağmen, bu konularda bir ne yazık ki bir uzlaşı yok.

Erhürman, Türkiye denkleminde sıkışmışken, Hristodulidis de yaklaşan genel seçim takvimine odaklı.

Bugüne kadar ısrarla, yeni seçilmiş Kıbrıslı Türk Lider ile diyalogdan duyduğu memnuniyeti dile getirip, çözüm konusunda sıcak mesajlar verirken, şu ana kadar hiçbir Kıbrıslı Rum liderin yapmadığı milliyetçi söylemlerde de bulunuyor.

Örneğin ilk kez 21 Aralık ile ilgili bir açıklama yaparak, bunu “gönüllülerin kahramanlığı” olarak sunuyor.

1974 Kıbrıslı Rum kayıplarla ilgili anıt yapımı konusunda alınan karar da yine bu yükselen milliyetçiliğin bir sonucu.

Güney Kıbrıs’ta yapılan son anketlere baktığımızda, şu anda AKEL ve DISI birincilik için yaklaşık %1 farkla yarışırken, bu iki köklü partinin %22 bandındaki oy oranının ardından, aşırı sağcı ELAM %16 bandında görünüyor.

2021’deki genel seçimlerde %6.78 oy alıp, ilk kez meclise girerek, 4 sandalye kazanan ELAM’ın bu seçimlerde oyunu iki katına çıkarma olasılığı var.

Avrupa Parlamentosu’nun fenomen milletvekili Fidias’ın oyları da yükseliyor. Aynı şekilde milliyetçi tavır ve söylemleri de.

İlk seçildiği yıllarda iki toplumun yakınlaşması ve çözüme vurgu yapan söylemleri ELAM’a yaklaşan bir trend izliyor.

Strasbourg’daki görüşmemizde de bunu” gençler Kıbrıs sorunuyla ilgilenmiyor” şeklinde açıklamıştı.

Fidias yeni kurduğu Doğrudan Demokrasi partisinin %11 oyu olduğunu ve bunun yükseldiğini ifade ediyor.

AKEL’in Avrupa Parlamentosu milletvekili Giorgos Georgiou da Hristodulidis’in video skandalının AKEL’e oy kazandıracağını, ancak önemli bir oyun da Fidias’a gideceğini teslim ediyor.

Sadece bu yakın tablo bile, Kıbrıs’ta yakın gelecekte bir müzakere masasının kurulmasının ne kadar zor olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak masanın kurulması zor olduğu kadar bozulması da zor…Süre. Daha fazla nadasa bırakılmış gibi.

O yüzden herşeye rağmen yapılabilecekler dünden daha önemli. BM de bu yüzden tarafları masada tutmak için büyük sonuçlar çıkmayacağını bilse de liderlerle buluşuyor.

Toplumların birbirini anlaması, empati geliştirebilmesi önemli.

O yüzden Kıbrıslı Türk Lider olarak Erhürman’ın Güney’e geçmesi, belki Metehan’da ara bölgede Kıbrıslı Rumlarla sohbet etmesi, geçişlerin kolaylaştırılması için ısrarcı olması önemlidir.

Aynı şekilde, Rum Lider Hristodulidis’in de Kuzey’e geçmesinin teşvik edilmesi, liderlerin karşı toplumlara da doğrudan mesaj vermesi, tarafların birbirlerini anlaması için önemli bir rol oynar.

Örneğin Hristofias döneminde, sadece Kıbrıslı Türk gazetecilere yönelik toplantılar düzenleniyor ve burada gazetecilerin soruları yanıtlanıyordu.

Benzer bir süreç karşılıklılık esası aranmadan her iki lider tarafından da yapılabilir.

Net olan şu ki, Türkiye dahil hiçbir aktör şu anda görüşmeden ya da olası herhangi bir masadan kaçan taraf olmak istemiyor. Ama gerçek bir müzakere masası kurulana kadar da yapılabilecekler bu süreci daha yapıcı kılabilir.

Yıllardır resmi politikayla ters düşmemek için sessiz duran Kıbrıs Türk Ticaret Odası başta olmak üzere, sivil toplum örgütleri sahaya çıkabilir, muhataplarıyla ortak çalışmalar yürütebilir, çözüm zeminine yapıcı katkı sağlayabilir.

CTP, Cumhurbaşkanı’nın yapamayacaklarını da yapabilir. Geçmişten bu yana biriktirdiği uluslararası diyalog ve iki toplumlu ilişkilerini devreye sokarak ilerletebilir. Gençlik örgütleri ortak projeler geliştirebilir.

TDP daha görünür olabilir.

Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıslı Türkler ile ilgili temel insan hakları çerçevesindeki kimlik ve sağlık konularında yapıcı adımlar atabilir. Örneğin Kıbrıslı Türkler’n Güney’deki sigorta sistemine dahil olmasının önünü açıp, sağlık gibi insani bir alanda iki taraf arasında işbirliğinin zeminini zorlayabilir.

Şu saatte yapılması gereken, tarafların birbirilerini suçlamaları yerine, zemini yapıcı bir noktaya çekmek için çabalarını sürdürmektir.

Çünkü çözüm de çözümsüzlük de hepimizin hanesine yazılıyor.

Bu yazı toplam 728 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar