1. YAZARLAR

  2. Sami Özuslu

  3. 42 BİN KİŞİ İKİNCİ DOZU YAPTIRMAMIŞ
Sami Özuslu

Sami Özuslu

BİR BEBEĞİN SÜT İÇEBİLMESİDİR BARIŞ

A+A-

‘Çocuğun gördüğü düştür barış’ der şair Yannis Ritsos...

‘Barış budur işte!..’

Çok uzakta değildir barış... Yaşayabilmek, nefes alabilmek, büyüyebilmek, oyun oynayabilmektir barış...

Ve ‘şeker de yiyebilmek’...

Birgül’ün hikayesindeki barış tam da budur işte.

Bir biberondaki süttür barış!..

***

1974’ün o çok sıcak Temmuz ayında incecik bir derenin ayırdığı mevzilerde ‘düşman’dır Andreas ve Ahmet...

Darbe olmuş, müdahale yaşanmış, ortam gergindir Kıbrıs’ta...

Sırtlarında kamuflaj, ellerinde ‘gerektiğinde birbirlerini öldürsünler’ diye verilen piyade silahları vardır.

15-20 metre ötedeki ‘düşman’ı vurmak işten bile değildir.

Ama onlar ‘can almayı’ değil, ‘can verme’yi tercih ederler.

3 aylık Birgül bebeğin hayatta kalabilmesi için gereken bir kutu süttür o varillerin yığıldığı mevzilerin arasında yaşanan ‘insanlık dersi’nin adı...

Birbirini tanımayan, hiç görüşmeyen, üstelik ‘düşman’ belletilen iki genç insanın yürek yoldaşlığıdır.

Hem de ölüm dahil her tür riski göze alarak...

***

Resmi tarih kitapları yazmaz her iki tarafta da Mehmet ve Andreas’ın Birgül bebeğe süt bulmak için savaş koşullarında yaptığı işbirliğini...

O mecralarda yalnızca ‘Türk’ vardır ve yalnızca ‘Rum’...

Çocuk yoktur.

Bebecik yoktur.

Ana yüreği yoktur.

Baba sevgisi yoktur.

Yoktur aşk, sevgi, sevgili...

‘Onlar’ ve ‘biz’ vardır yalnızca...

Siyah ve beyazdır herşey...

Tek renk, akan/akıtılan kanın kırmızısıdır.

***

Müzakere masasında toprağı, mülkiyeti, Maraş’ı, egemenliği, güç paylaşımını görüşür durur liderler, heyetler, diplomatlar...

Birgül bebeğin iki-üç ölçeklik biberonu yoktur o masadaki hesaplarda...

1963’te kardeşi ‘kayıp’ edilen Andreas’ın 1974’te ‘kin’ yerine yüreğinde ‘sevgi’yi büyütmüş olması da katılmaz müzakere süreçlerine...

Ve ne de çocuğunun hayata tutunmasını sağlayan karşı mevzideki tanımadığı, 47 sene boyunca adını dahi bilmediği iyiliksever insana Ahmet’in duyduğu minnet görüşülür o uzun toplantılarda...

***

Oysa ‘barış’ bu değil midir?

‘Sıcak yemeklerden tüten koku’ değil midir ‘akşamda’ barış?

‘Sımsıkı kenetlenmiş elleri’ değil midir insanların?
‘Bir annenin gülümseyişinden başka’ nedir ki barış?
Hangi ‘parametre’ bir bebeğin hayata tutunmasından, yaşam hakkından daha değerlidir ki?
Yarım asır sonra ilk defa gördüğü ‘Süt Baba’sına sevgiyle ve minnetle sarılıp ağlamak değilse, nedir ki barış?
Bir bebeğin süt içebilmesi...
Barış budur işte!
Bu yazı toplam 747 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar