1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. Daireye gelmiyorlar, MAAŞ ALIYORLAR!
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Asgari ücret utancı

A+A-

“Asgari ücreti en düşük kamu maaşına endeksleyin” diye bir paylaşım gördüm.
Siyasi sempati iletişimi gibi duruyor.
Yine de “asgari ücreti” konuşmak için iyi bir zemin yaratıyor.
Bir kere niye “en düşük” maaş olsun?
Eşit işe eşit ücret” anlayışına ne oldu?
Keşke kamudaki maaşları özele endeksleyebilsek, özeldeki üretimi de kamuya!

***

Keşke”nin ötesinde bir pratik var.
Toplu sözleşmeyle çalışan geleneksel bir kurumu yönetiyorum; kendim ve birlikte çalıştığım arkadaşlarım kamuda eş unvana ve kıdeme sahip insanların aldığı “en yüksek” maaşı hak ediyoruz, ancak, yarısını dahi alamıyoruz.
Çünkü kasada olmayan bir parayı paylaşamıyoruz.
Ülkenin mevcut piyasa ve rekabet şartları içerisinde buna ulaşmak da çok mümkün görünmüyor.

Maaşın “adını koymak” gibi kolaycı ve popüler bir söylemin ötesinde “kaynağını” da yaratmamız gerektiğini biliyoruz.

***

“Asgari ücreti en düşük kamu maaşına endeksleyin.”
Üç soru geldi aklıma…

BİR…
“Tüm toplumun vergi, fon, harçlarıyla oluşan ortak kasamız yani bütçe imkanları da asgari ücretliye endekslenecek mi?”

İKİ…
“En düşük kamu maaşı kaç?”

ÜÇ…
Asgari ücret artınca “alım gücü” de artıyor mu?

***

En kolayından başlayalım!
İkinci sorudan…
Kamuda en düşük maaş net 4 bin 800 TL’dir.
Şu anda asgari ücret 3 bin 828 TL.
Meseleye asgari ücretli açısından baktığınız zaman rezil bir durum…
Hem asgari ücretli için içler acısı, hem de kamudaki en düşük ücretli işçi…

Asgari ücreti bu rakama dahi getirdiğiniz zaman işveren açısından bir personelin brüt maliyeti 6 bin 076 lira oluyor.
Kaç işletme bu rakamları ödeyecek rekabet koşullarına sahiptir?
Bence çok az!
Çünkü piyasa berbattır.

***

İşte o nedenle en önemli soru, en sona bıraktığımdır:
“Asgari ücret artınca alım gücü de artıyor mu?”
Yanılsama ve asıl aldatma buradadır.
Maaş artmış gibi oluyor ama cebinizde yine para kalmıyor.

Çünkü asgari ücret arttığı anda telefondan tüp gaza, etten sebzeye, sütten alkole, dişten saça, ilaçtan giysiye ne varsa ücreti artıyor.

***

Önce hayatı ucuzlatmamız gerekiyor.
Kamusal hizmetleri çok daha etkin, kaliteli, güler yüz ve yüksek kalitede almalıyız ki bunun için ayrıca üzerinden para ödemeyelim.
Telefon işi için daireden birine, elektrik işi için kurumdan birine, tapu işin için bakanlıktan birine, sağlığımız devlet hastanesinden bir hekime, eğitim için devlet okulundan bir öğretmene ayrıca ödeme yapmak zorunda kalmayalım.
Kamuda her işin ve insanın toplumdaki reel bir ihtiyacı karşılaması ve üretim üzerinden değerlendirmesi şarttır.

***

Yoksulun sırtından “vergi yükü”nün alınmasını ısrarla gündeme getirmiyorlar.
Çünkü bu yük, siyasi iktidarların istihdam, ayrıcalık, makam, kredi, imtiyaz, ihale kapısına dönüşmüştür.
Ne kadar fon, vergi, harç, ruhsat varsa “genel bütçe”ye aktarılıyor ve bunu belirli bir zümreyle paylaşıyorlar.

***

“Asgari Ücret” utanç ücretine dönüşmüştür.
İşçinin “yaşayabileceği” ücret, işverenin “ödemeyeceği” rakama gelmişse bunun adı toplumsal iflastır.
Eşit işe eşit ücret için bu ülkenin kaynakları da “asgari ücret” masasında olmalıdır artık!
Başka çaresi yoktur.

Bu yazı toplam 1092 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar