1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. 1912 Mayısında Limasol’da Etnik Çatışma ve İlk Ölümler
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

1912 Mayısında Limasol’da Etnik Çatışma ve İlk Ölümler

A+A-

1912 yılının Mayıs ayında Limasol’da yaşanan olaylar Kıbrıs tarihinde genellikle “ilk etnik çatışma” olarak adlandırılıyor. Toplamda beş kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların bu tarihte cereyan etmesi tesadüf değildir.

20. Yüzyılın başında Kıbrıslı Rumların Enosis kampanyası hızlanırken, Kıbrıslı Türkler büyük bir tedirginliğe kapılmışlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1911’den sonra hızlıca toprak kaybetmeye başlaması ve peş peşe yenilgiler alması Kıbrıslı Türkleri derin endişelere sevk ederken, Kıbrıslı Rumlar adanın Yunanistan ile birleşmesinin yakın olduğunu düşünüyorlardı.

Özellikle Balkan Savaşları esnasında açılan “Yunanistan’a Yardım Kampanyası” karma köylerde uyum içinde yaşayan Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin ilişkilerini geriyordu.

Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1911 yılında İtalya karşısında yenilgiye uğraması ve Libya ile On İki Ada’yı kaybetmesi, iki toplum arasındaki ilişkilerde husumet oluşmasına yol açıyordu. Nitekim, koloni yöneticileri Londra’ya geçtikleri mesajlarda adada son altı ayda düşmanca duyguların baş gösterdiğinden söz ediyorlardı. Bunu iki nedene bağlıyorlardı: Kıbrıslı Rumların artan Enosis ajitasyonu, ateşli Enosis nutukları ve basının tavrı ile, Osmanlı İmparatorluğunun çökmekte olduğunu gören ve büyük bir düş kırıklığı yaşayan Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumların tavırlarına karşı aşırı hassasiyet göstermeleri.

İşte, böyle bir ortamda ilk defa ölümle sonuçlanan çatışmalar yaşanacaktı.

Olayların Seyri

24 Mayıs 1912 tarihinde bir manastır ziyaretinden dönerken Türk karşıtı şarkılar söyleyen Pankiprian Gymnasium’u öğrencileri Hamit Mandres köyünden geçerken Kıbrıslı Türkler tarafından taşlanınca, tansiyon aniden yükseldi. Bazı öğrencilerin evlerine ertesi sabah dönmeleri Kıbrıs Rum aileleri arasında panik yarattı. Ertesi gece Lefkoşa’nın Türk ve Rum mahalleleri arasında gerginlikler yaşandı. Polis müdahale ederek ortalığı yatıştırıldı.

Öyle anlaşılıyor ki, bu olayın basında abartılı biçimde yer alması, bir kaç gün sonra Limasol’da ölümle neticelenen şiddet olaylarını tetikledi.

27 Mayıs günü Limasol’da atlı arabalarıyla yoldan geçen bazı Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumlar tarafından alay edildi ve taşa tutuldu. Kalabalık bir grup tarafından taciz edilen Rüstem Ali adlı Kıbrıslı Türk bıçağına sarıldı ve iki Kıbrıslı Rum’u bıçakladı. Kilise çanlarının çalmasıyla ortalık iyice karıştı ve Kıbrıslı Rumlar camiyi taşa tutmaya başladılar. Birbirine giren iki toplumun üyeleri polisin ateş açmasıyla dağıtılabildi. Çıkan kavgada bir Kıbrıslı Türk öldü. Polisin açtığı ateş sonucunda da iki Kıbrıslı Rum can verdi. Olaylarda toplam beş kişi yaşamını yitirirken, yüzlerce insan yaralandı.

Kıbrıslı Rumlar, çoğu Kıbrıslı Türk olan zaptiyelerin -68 zaptiyeden sadece 14’ü Kıbrıslı Rum’du- Kıbrıslı Rumları hedef seçip bilinçli olarak ateş ettiğini ileri sürüyorlardı. Fakat, bu iddia kabul görmüyordu. Nitekim, olayları incelemek üzere bir İngiliz, bir Kıbrıslı Türk ve bir Kıbrıslı Rum’dan oluşan üç kişilik komite, ortak bir metin üzerinde anlaşmadı.

Kıbrıslı Rum üye Stavrinakis Türk zaptiyeleri suçlarken, komitenin Kıbrıslı Türk üyesi Sami Efendi olaylardan Limasol’un önde gelen Kıbrıslı Rumlarını sorumlu tutuyordu. Taraflar sadece bir konuda anlaşıyorlar, polislerin kalabalığın üzerine ateş açmasının “doğru bir hareket” olduğunu söylüyorlardı. Aksi halde, can kaybının çok daha fazla olacağını iddia ediyorlardı.

Kıbrıslı Rum Kadın Bir Türk Çocuğunun Hayatını Kurtardı

Olaylardan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun Londra büyükelçisi Büyük Britanya hükümetine bir mektup yazarak ada Hıristiyanlarının “Müslümanları taciz etmelerini” kınadı.

Büyükelçi mektubunda ilginç bir noktanın da altını çiziyordu: Limasol Olayları esnasında Kıbrıslı Rum bir kadın, 5-6 yaşlarındaki bir Türk çocuğun hayatını kurtarmak için kendi çocuğu olduğunu söylemişti...

Limasol Olayları Kıbrıs tarihinde görülen ilk etnik şiddet örneği sayılıyor.

Koloni idaresi olaylardan sonra önleyici önlem olsun diye ibretlik cezalar verdi. Büyük çoğunluğu Kıbrıslı Rum olan toplam 37 kişi mahkemelerde yargılandı.

Bu önlemlere rağmen iki toplum arasında zaman zaman yeni gerilimler yaşanmaya devam ediyordu. Nitekim, Kıbrıs Türk basınında bazı köylerde Kıbrıslı Türklerin taciz edildiğine dair haberler yer alıyordu. Fakat, ölümle sonuçlanan başka olay yaşanmadı.

Özellikle, Balkan Savaşları (1912-13) esnasında ve Girit’in Yunanistan’la birleşmesinden sonra Kıbrıs Rum toplumunda Enosis beklentisinin güçlenmesi gerginliğin tırmanmasına neden oluyordu. Örneğin, Galo köyünde üç Kıbrıslı Rum, köyün Türk kahvehanesini kundakladıkları için onar yıl hapse mahkûm edilmişlerdi. Yargılanan Kıbrıslı Rumlardan birinin torununun 1960’lı yıllarda alkolün de etkisiyle dedesinin intikamını almak için bir camiyi yakmaya kalkıştığı rivayet edilir.

Kısacası, Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar 20.Yüzyıla çatışan hayallerle girmişlerdi. Geleneksel toplumların çözülmeye başlaması ve milliyetçiliğin yükselişe geçmesiyle birlikte dünyanın her yerinde olduğu gibi Kıbrıs’ta da yeni dinamikler oluşmuştu. Fakat bu dinamikler aynı yöne akmıyordu.

Bu dönemde Kıbrıs Rum toplumu Enosis heyecanına kapılırken, Kıbrıslı Türkler “Girit-Sendromuna” yakalanırlar. Uzun yıllar sürecek Enosis-Heyecanı ile Girit-Sendromu, 1950’lere geldiğimizde kolonyalistlerin de bilinçli tahrikiyle, adanın bütününde etnik çatışmaların yaşanmasına neden olacaktı...

Bu yazı toplam 641 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar