1. YAZARLAR

  2. Sami Özuslu

  3. TÜRKİYE’YE YARDIM EDELİM
Sami Özuslu

Sami Özuslu

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRKİYE’YE YARDIM EDELİM

A+A-

‘Enosis’e karşı ‘Ya taksim, ya ölüm’ sloganlarının atılmaya başladığı 1950’lerden günümüze Kıbrıs sorunu birçok aşamadan geçti. Yunan ve Türk milliyetçiliği bu toprakları Ortadoğu ve Afrika’daki diğer ‘eski sömürgeler’ gibi bölünmüş, parçalanmış, çatışmalı toplumların didişme alanına çevirdi.

1974’teki darbe ve müdahale sonrası ‘Türk tarafı’ ‘federasyon’ tezini sürdürdüğü sürece güçlü oldu. Her ne kadar dönemin Kıbrıs Türk liderliği ve de Türkiye’nin derin devleti ‘taksim’ciliğe devam etmişse de, resmi tez federasyondu.

1980 faşist darbe ve peşinden gelen KKTC’nin ilanıyla Türk tarafının siyaseti su almaya başladı. BM ve ABAD kararı sonraki on yıllarda Kıbrıslı Türklerin ve de Türkiye’nin başına dert oldu.

Lafı uzatmaya gerek yok ama adına ‘ambargo’ ya da ‘izolasyon’ denilen her ne varsa KKTC’den sonra gündeme geldi.

Türkiye’nin Batı ile ilişkileri de uzun süre hayır yüzü görmedi.

Ta ki 2003’e kadar…

**

2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelen AKP Kıbrıs’ta “çözümsüzlük çözüm değildir” siyasetiyle ciddi bir ray değişikliğine gidince ve hemen gündeme gelen Annan Planı’na destek verince vaziyet büyük ölçüde değişti.

Kıbrıs’ta faşizmin her türlüsü ile susturulmak istenen federal çözüm yanlıları ile Ankara tarihte ilk defa uyumlaştı. Kıbrıslı Türk statükocular ile Türkiye’deki sivil yönetim ise ayrı düştü. Bu kesim Ankara’daki askeri ve derin devlet unsurlarına sırtını dayamaya çalıştı.

Kıbrıslı Türk çözüm güçlerinin destek verdiği kesim ise sivil yönetim, yani AKP hükümetiydi.

Tamamen içe kapanan Kıbrıslı Türklerin sesi dünyada yankılanmaya başlarken, Türkiye de Batı ile ilişkilerini restore etmeyi başardı, AB için ‘aday ülke’ konumuna geldi.

Bir başka deyişle Türkiye, Mustafa Kemal’in ‘Batılılaşma’ hedefine Kıbrıs sayesinde yeniden kilitlendi.

2009 sonrasında Türkiye’de işler başka yöne doğru gitmeye başladı. İçerideki iktidar kapışmasının sonuçlarıydı bunlar ama Ankara’nın giderek içe kapanmasını, yüzünü Doğu’ya dönmesini ve Batı’dan uzaklaşmasını getiren süreç dış politikaya da yansıdı. Kıbrıs sorununda yavaş yavaş eski çizgiye doğru yol alındı.

Bugün geldiğimiz konağın çok kabaca özeti budur ve Ankara tamamen sıkışmış durumdadır.

**

Tam da bu noktada Türkiye’nin yardıma ihtiyacı vardır. Bu yardım günde beş vakit namaz kılmak yahut on beş kez ‘vatan millet sakarya’ nutku atmakla sağlanamaz. Çünkü Türkiye’yi yönetenlerin ihtiyacı uluslararası hukuk içine girebilmektir.

Bunu bizzat Recep Tayyip Erdoğan da söylemeye başladı.

Doğu Akdeniz’de –geç olsa da- hukuk arayışına girişen Ankara, Libya’daki yönetimlerden biriyle deniz sınırı konusunda bir metin imzalayarak ‘Diplomasi kanallarını açın’ mesajı verdi.

Elbette BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne imza koymadan, o sözleşmeye atıf yapmak ve bunun bölgedeki diğer devletler tarafından kabul görmesini beklemek gerçekçi değildir. Lakin diplomasi böyle bir uğraştır. Bir adım atılır, karşı tarafın hamlesi beklenir. Sonra oturulur, konuşulur, anlaşılır.

Ama anlaşmak için oturmak lazımdır. Oturmak için de masada kimlerin olacağı önemlidir.

İşte kritik olan da budur. O masada Kıbrıs da olmalıdır. Doğu Akdeniz’e kıyısı olan bütün devletler beraber ve ikili, paylaşımı yapmak durumundadır.

Peki ama masaya hangi ‘Kıbrıs’ oturacaktır?

Eğer Kıbrıslı Türklerin de eşit ortak olduğu ‘Federal Kıbrıs’ kurulmuş olsaydı, Ankara’nın şimdiye böyle bir gailesi olmayacaktı.

Türkiye’ye yardımcı olmak isteyenler, ‘federal çözüm’e asılsınlar.

Gerisi maceradan ibaret çünkü…

------------------------------

Düzeltme ve özür: 3 Aralık Salı günkü ‘Asgari ücret 12 bin TL’ başlıklı yazıda yer alan “KKTC’deki asgari ücret Lüksemburg’dakinin yaklaşık 20’de biri kadar” ve “Türkiye’deki asgari ücretlinin 30 kat fazlasını kazanıyor” şeklinde hatalı ifadeler yer almıştır.

Doğrusu “KKTC’deki asgari ücret Lüksemburg’dakinin yaklaşık 4’te biri kadar” ve “Lüksemburg’daki asgari ücretli Türkiye’deki asgari ücretlinin 5 kat fazlasını kazanıyor” olacaktı.

Elmalar ile armutların, yani TL ile Euro’nun karışması sonucu oluşan bu yanlışları düzeltir özür dilerim. (S.Ö.)

Bu yazı toplam 1190 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar