1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Turgut Mehmet kunduracı değil, dönerciydi…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Turgut Mehmet kunduracı değil, dönerciydi…”

A+A-

Nisan 1964’te “kayıp” edilen Turgut Mehmet’in yakınlarına ulaştık…

Geçtiğimiz Cumartesi günü (28 Eylül 2019) bu sayfalarda kısa öyküsünü yayımladığımız “kayıp” Turgut Mehmet’in yakınlarına dün ulaşabildik.

Turgut Mehmet’in yakınları, “Turgut Mehmet kunduracı değil, dönerciydi” dediler. Turgut Mehmet’in “kunduracı” olduğu, Kıbrıslıtürk tarafının Kıbrıslırum tarafına sunmuş olduğu resmi “kayıp dosyası”nda belirtilmekteydi ancak anlaşılan bu doğru değildi. Turgut Mehmet’in yakınları bize özetle şunları anlattılar:

AYAKKABICI DEĞİL DÖNERCİYDİ…

***  Turgut Mehmet, 1943 doğumluydu,  “kayıp” edildiği zaman henüz 21 yaşında bir dönerci idi. Evliydi ve iki yaşında bir kızı vardı, eşi de ikinci çocuklarına beş aylık hamile idi. Turgut Mehmet Aredyulu idi ama Lefkoşa’da yaşamaktaydı. Aredyu’dan Vasıf Hasan, Lefkoşa’da, Tahtagala civarında ilk “kayıp” edilenlerdendi… 21 Aralık 1963 öncesinde, 18 Aralık 1963’te “kayıp” edildiğinde, Turgut Mehmet bu köylüsü ve arkadaşına çok üzülmüştü…

İSRAİL’E DÖNERCİLİK YAPMAYA GİTMİŞTİ AMA KIZININ HASRETİNE DAYANAMAMIŞTI…

***  Turgut Mehmet, bir dönerci dükkanı açmıştı, bu dükkan Lefkoşa’da Resa Pastanesi’nin yanında idi – orası şimdi yıkılmıştır, araba parkederler, işte dönerci dükkanı orada idi… Kendisi dönercilik yapmak üzere bir ara İsrail’e de gitmiş ancak orada bir hafta dayanabilmişti – küçük kızının ve sevgili eşi Serpil hanımın hasretiyle, bir hafta içerisinde geri dönmüştü.

AYAKKABILARI ABİSİ İSTEMİŞTİ…

***  Ayakkabı hikayesine gelince, gerçek şöyledir: Turgut Mehmet’in Ahmet Demiray adlı abisi Mağusa’da evliydi… Turgut’un Arabahmet’teki evlerinin karşısında bulunan Ayakkabıcı Münür’den dört-beş çift ayakkabı alarak kendisine götürmesini istemişti. “Kayıp” edilmeden bir hafta önce, Turgut Mehmet bu ayakkabıları almış, yanında eşi, iki yaşındaki kızı ve bindikleri kamyonun şöförü Kerim Mustafa’yla birlikte Mağusa’ya gitmişlerdi. Kamyonun arkası brandayla kapalı ve yüklü olduğu için, ayakkabıları ön tarafa koymuşlardı. Mağusa’ya gidip dönmüşlerdi.

KERİM MUSTAFA’NIN ISRARI…

***  Aradan bir hafta geçtikten sonra Kerim Mustafa gelip Turgut Mehmet’i bulmuştu ve kendisine “Geçen hafta Mağusa’ya gittik, yolda belde bir şey olmadı, gel gene gidelim” demişti. Turgut Mehmet de, kardeşi Ahmet “Bana daha ayakkabı getir” demesi üzerine – çünkü yakında bayram vardı ve Ahmet Bey’den komşuları ayakkabı istemişti, Ahmet Bey bunları komşuları için istediydi – Kerim Mustafa’yla tekrar Mağusa’ya gitmeye karar vermişti. Ayakkabıcı Münür’den aldığı beş-on kutu yeni çocuk ayakkabısını gene kamyonun ön tarafına koymuştu. Eşi ve kızı da kendisiyle birlikte gidecekti ancak Turgut Bey son anda “Sen hamilesin, en iyisi kal, ben gidip geleyim” demişti ve böylece eşi ve iki yaşındaki kızı Lefkoşa’da kalmıştı.

ESKORT NEDEN YOKTU?...

***  Turgut Mehmet ve Kerim Mustafa’nın bir eskort eşliğinde Mağusa’ya gideceği sanılmaktaydı ancak sonradan eskorttan çıkarılmışlar mıydı yoksa eskort yok muydu, sonuçta eskortsuz Mağusa’ya giderken, Atalassa civarında “kayıp” edildikleri anlatılmaktaydı. Anlatılanlara göre Mağusa’ya eskortla gitmekteydiler ancak geri çevrilmişler ve geri çevrilince da Lefkoşa’ya geri dönerken Atalassa’da alınmışlar bazı Kıbrıslırumlar tarafından ve “kayıp” edilmişlerdi. Tarih 17 Nisan 1964 idi…

OĞLU, BABASINI HİÇBİR ZAMAN GÖREMEDİ…

***  Eşi Serpil Turgut, 21 Ağustos 1964’te bir oğlan çocuğu dünyaya getirmişti, gazetede ilanı da çıkmıştı – o hamile olduğu için çevresindekiler ona sürekli olarak “Eşin gelecek, haber aldık, merak etme” gibisinden teselli verici şeyler söylemekteydiler. Ancak Turgut Mehmet ve Kerim Mustafa “kayıp”tı ve Turgut Mehmet hiçbir zaman geri dönmedi. Oğlu Akın da babasını hiçbir zaman göremedi. Kızı Aşkın da henüz iki yaşında öksüz bırakıldı… Bir aile daha çok büyük acılara gömüldü…

KOYU GALATASARYLI’YDI… “KAYIP” EDİLDİĞİNDE SIRTINDAKİ FANELLA KIRMIZI-SARIYDI

***  Turgut Mehmet çok iyi, çok sakin bir insandı. Henüz 21 yaşında bir gençti. Koyu bir Galatasaray tutkunu olduğu için “kayıp” edildiği gün üstünde Galatasaray renklerinde bir fanella vardı – verevleme yarısı sarı, yarısı kırmızı bir fanella, içten de gömlek ve bordo kravat takmaktaydı… Kumral, uzun boylu, yakışıklı bir genç adamdı.  Annesi Şerife, o “kayıp” edildikten sonra “Oğlum, oğlum” diye hep ağlardı, hiç gözünün yaşı dinmedi, bu dünyadan öyle göçtü gitti… Eşi de aynı şekilde, çok derin üzüntülere gömüldüydü… 

BEKİR DEMİRAY’IN KARDEŞİYDİ…

***  Turgut Mehmet’in annesi Şerife, babası Mehmet, ağabeyleri Halil, Bekir, Ahmet ve kızkardeşi Latife vefat etti hep… Ticaret Lisesi Müdürü ve sonraları Eğitim Bakanlığı’nda müdürlük yapmış olan Bekir Demiray, Turgut Mehmet’in abisi idi, o da vefat etti… Bir de Latife diye kızkardeşi vardı… O da vefat etti… Hepsi göçüp gitti… 

Aradan bu kadar sene geçti… “Kayıp” edilmesinin üstünden tam 55 sene geçti ve hala ondan bir iz yok… Bu konuda Kayıplar Komitesi’ne sizin aracılığınızla bir çağrıda bulunmak isterim ve “Yazıktır, günahtır, bir an önce gömü yerini bulunuz, onun da doğru dürüst bir mezarı olsun, eşi ve evlatları gidip bir çiçek koyabilsin” demek isterim. Lütfen bunu da yazınız, belki sesimizi duyarlar…

KIBRISLIRUM OKURUMUZ NELER ANLATIMIŞTI…

28 Eylül 2019 tarihinde bu sayfalarda, bir Kıbrıslırum okurumuzun Latça’da bazı ayakkabı kutuları bulunmasıyla ilgili anlattıklarını yazmıştık… Kıbrıslırum okurumuz, şunları söylemişti:

“Bir Kıbrıslırum okurumuz, şu bilgileri paylaşmak istediğini söyledi:

“Sevgili Sevgül,

Yıllar önce babamın ailesinden işittiğim bir öyküyü sana anlatmak istiyorum.

1964-65 yılları civarında bir dönemde, o günlerde 23-24 yaşlarında olan amcam bir sabah traktörüyle ailesine ait tarlayı sürmeye gitmekteydi Latça köyünde… Latça, o zamanlar Lefkoşa’nın güneyinde bir köydü, şimdi ise Lefkoşa’ya bağlı bir kasabaya dönüşmüş durumdadır.

Amcam çiftçi idi. Tarlasını sürmeye giderken, bazı ayakkabı kutuları görmüştü tarlaya atılı vaziyette, bunların içinde yeni ayakkabılar vardı… Bunları bulmuş olduğu tarla, sanırım Leymosun-Lefkoşa anayoluna çok yakın bir yerdeydi – o günlerde geniş otobanlar yoktu… Leymosun-Lefkoşa anayolu da Latça’nın içinden geçmekteydi… Amcam bu ayakkabıların ne olduğunu anlamamış ve bazı ayakkabıları alarak eve götürmüş ve kızkardeşlerine vermişti. Bunlar kadın ayakkabılarıydı…

AYAKKABILAR BİR KUNDURACIYA AİTMİŞ…

Daha sonraları bu ayakkabıların bir Kıbrıslıtürk kunduracıya ait olduğu anlaşılacaktı. Bu Kıbrıslıtürk masum bir insandı, bazı aşırı görüşlü Kıbrıslıtürkler, Lefkoşa’da Ermu Sokağı yakınlarında dükkanı bulunan, Latçalı bir aile sahibi olan Stavros Venizelos’u öldürmüşlerdi – bazı Kıbrıslırumlar da bu masum Kıbrıslıtürk’ü, Venizelos’un öldürülmesine karşılık “intikam” olarak öldürmüşlerdi…

Dediğim gibi bu Kıbrıslıtürk, masum bir insandı… Yalnızca Latça’dan geçiyor olmaktan ötürü şanssızdı…

Bu öykünün çeşitli versiyonlarını işittim… Bunlardan birisinde amcamın traktörünün yanlışlıkla sözkonusu Kıbrıslıtürk kunduracının gömülü olduğu yerde tarlayı biçerken, bedeninin açığa çıkmış olduğu şeklindedir çünkü onu öldürenler tarafından alelacele gömülmüş ve üzerinde çok az toprak varmış. Sözkonusu Kıbrıslıtürk’ün ölü bedeni açığa çıkınca, Latça’dan başka bazı insanlar gidip onu oradan almışlar ve başka ve bilinmeyen bir yere gömmüşler… Bu öykünün bir başka versiyonu da sözkonusu Kıbrıslıtürk’ün, karısıyla birlikte öldürülmüş olduğu şeklindedir ancak bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum, belki de bu başka bir olaydır.

OTOBÜSTEN DE “KAYIP” EDİLENLER VAR…

Amcam 2000 yılında vefat etti, babam 2013 yılında vefat etti. Başka bazı aile bireylerimiz hayattadır, mesela amcamın eşi yengem hayattadır, babamın küçük kardeşi olan bir diğer amcam falan hayattadır…

Babamın küçük kardeşi olan amcamı aradım ve bana, sözkonusu “kayıp” Kıbrıslıtürk’ün bedeninin Yeri ile Latça arasındaki yolun kenarında bir tarlada bulunduğunu, gömülmemiş olduğunu, Latça’dan başka bazı insanların şiroyla giderek onu başka bir noktaya gömdüklerini anlattı. Amcamın bana anlattığı bir başka olay da bazı Kıbrıslırumlar’ın içinde Kıbrıslıtürkler’in bulunduğu bir otobüsü durdurmalarıyla ilgilidir. Amcama göre otobüs büyük olasılık Koççat bölgesinden gelmekteydi… Otobüsten aldıkları birkaç kişiyi Maşera ve Litrodondas bölgesinde öldürmüş o Kıbrıslırumlar…

Sizden öğrenmek istediğim, “kayıp” olan bir Kıbrıslıtürk ayakkabıcı hakkında bilgin var mıdır? Lefkoşa’ya giderken ya da Lefkoşa’dan ayrılırken “kayıp” edilmiş böyle bir şahıs var mıdır? Bu olay hiç çözülmüş müdür? Sözkonusu “kayıp” şahıs bulunmuş mudur?

AİLEM BU OLAYLARI ASLA ONAYLAMADI…

Sana şunu söyleyebilirim ki benim ailemin hiçbir bireyi bu tür olaylara hiçbir zaman karışmamıştır. Tam tersine, bu tür olayları hep kınamışlardır. Babacığımın her zaman şunu söylediğini hatırlıyorum:

“Evet, Stavros Venizelos’un öldürülmesi trajik bir olaydı… Ama bu olayla hiçbir alakası olmayan masum bir insanı neden öldürdüler ki?”

Ben Latça’da kalıyorum ve Latçalı başka yaşlı insanlardan bu konularda bilgi edinmeye çalışacağım ve birkaç güne kadar sana tekrar yazacağım…”

Bu Kıbrıslırum okurumuza paylaştığı bu değerli bilgiler ve bizlere sunmuş olduğu ipuçları nedeniyle çok teşekkür ederiz.

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler – Sevgül Uludağ – 28.9.2019)

sevv.jpg

KAYIPLAR KOMİTESİ’NE ÇAĞRIMIZDIR…

Kayıplar Komitesi’ne tekrar çağrıda bulunmak istiyoruz…

Bizler bu konuda araştırmalarımızı sürdüreceğiz… Kayıplar Komitesi yetkililerine de buradan çağrıda bulunarak bu bilgileri değerlendirmelerini öneriyoruz…

Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum okurlarıma da çağrımdır: Bu konuda herhangi en ufak bir bilginiz varsa, lütfen beni isimli veya isimsiz olarak arayınız… En ufak bir ipucu dahi çok değerlidir. Kıbrıslıtürk okurlarım isimli veya isimsiz olarak beni 0542 853 8436 numaralı cep telefonumdan arayabilirler. Kıbrıslırum okurlarım beni 99 966518 numaralı CYTA telefonumdan arayabilirler, isimli veya isimsiz olarak…

Kayıplar Komitesi’ne ulaşmak isteyenler 181 ihbar hattını arayabilirler…

Bu aileler yeterince acı çekmedi mi?

55 yıl dilde kolay – 55 yıllık ıstırabı bir nebzecik olsa dindirmek için, bir şey biliyorsanız, lütfen şimdi konuşunuz… Bildiklerinizi kendinize saklamayınız… Acılı yüreklere bir nebzecik de olsa su serpiniz…

 

 

Bu yazı toplam 1167 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar