1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Seçim öncesi sancılar
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Seçim öncesi sancılar

A+A-

‘Leymosun Kültür Vakfı’nın Girne’deki deniz panayırında Mustafa Akıncı yanıma geldi;
- Burada gördüğüme göre bir düzeltme yapayım, CTP’nin Talat’ı aday göstermesi gerektiğini söylemedim, Talat’ın isminin kamuoyunda tartıştırılmasının doğru olmadığını değerlendirdim, dedi…
Ahmet Tolgay’ın KIBRIS’ın manşetine de yansıyan notlarından bu yorumu yapmıştım.
Akıncı’nın ‘tırnak’ içerisinde okura sunulan ifadeleri şuydu:
“Talat bu partinin hem genel başkanlığını, hem başbakanlığını ve hem de cumhurbaşkanlığını yapmış bir siyasetçi. Kendisinin diğer aday adaylarıyla birlikte aynı potaya konulmasına hak ettiği değerlendirmeyi yapacağını umarım...”
***
Talat’ın Havadis’te röportajı yayınlandı aynı gün...
Hem ‘kırgın’ hem de ‘sitem dolu’ydu …
Örneğin, Yorgancıoğlu’nun Bakanlar Kurulu’ndaki açıklamasına içerledi.
Oysa…
Tam da o gün, manşetlerde Sibel Siber’in “halkımız ve partimiz uygun görürse Cumhurbaşkanı olmak isterim” mealinde sözleri vardı.
Yorgancıoğlu, partinin Cumhurbaşkanlığı adayı konusunda çalışmasını yaptığını, eylül başında sürecin tamamlanacağını söyleyerek, “Talebi olanlar beklemeli” yönünde konuşmuştu…
Bence mesaj, tam da o gün manşetleri süsleyen Siber’e yönelikti.
Talat üzerine aldı.
***
Talat, ‘Annan Planı’ sürecinin kuşkusuz ki lideridir.
CTP’nin en önemli ‘büyüme’ döneminin de baş aktörü.
‘Denktaş devri’ni kapatan öncü isimdir…
Kıbrıs müzakerelerinde çözüme yönelik çok ciddi mesafeler almıştır.
Üstelik, tarihimizdeki ilk ‘referandum’ sürecini de daha Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmadan tetiklemiş, parti başkanı ve sonrasında Başbakan olduğu dönemde bu yolu açmıştır.
Eğer bugün ‘Eroğlu’ dahi ‘Birleşik Kıbrıs’ taahhüdüyle masaya oturuyorsa, ‘federasyon’dan söz ediyorsa, bu noktaya gelinmesinde Talat’ın rolü önemlidir.
Tüm bunlara baktığınız zaman isminin ‘ya şundadır ya bunda’ tekerlemesi gibi kamuoyuna yansıması elbette üzücü olur.
Böylesi bir ‘algı’ oluşmuşsa, tepkisinde haklıdır.
***
Talat’ın röportajında ‘katılmadığım’ noktalar da var tabii…
Örneğin; CTP’nin ‘içini’ konuşurken “Gençleşme evet ama eskiyle bağları kopararak gençleşilmez” diyor…
Bu ‘uyarı’ sanki ‘gençler ile tarihi kadrolar arasında’ bir ‘hesaplaşma var’ izlenimi yaratıyor…
Oysa genelde ‘tarihi kadrolar’  birbiri ile didişiyor!..
***
Talat, bir partinin ‘başvuru’ kabul ederek, bunların arasından ‘seçim’ yapmasının doğru olmayacağını söylüyor. “Sandığa da girmem” diyor...
Oysa CTP Tüzüğü (üstelik yeni tüzük taslağı dahil) farklı yazıyor:
“Partinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılıp katılmayacağına Parti Meclisi karar verir. Katılma kararı alınması halinde, Cumhurbaşkanı adayı, başvuran adaylar arasında Parti Meclisi’nce gizli oylama yapılarak belirlenir.”
Bu bir ‘çıkmaz’…
Üstelik ‘hukuki’ zemini de olan bir çıkmaz…
Yani her koşulda, parti yönetimi karar verse dahi, birisi “ben de adayım” diyorsa, “tüzük” gereği “sandık” kurulmak zorunda !..
***
İşin ‘tüzük’ kadar ‘demokrasi’ boyutu da önemli…
Çünkü ‘fırsat eşitliği’ ve ‘katılımcılık’ için kanımca sol değerler açısından en önemli unsurdur, demokratik seçim.
Herkesin ‘aday olma’ hakkı vardır, bundan daha insani, demokratik ne olabilir ki?
Üstelik günün sonunda gidilecek yer zaten ‘sandık’tır.
***
Peki 2010 seçimlerinde ‘adaylık’ süreci nasıl yaşanmıştı?
Talat, önce ‘siyasi partilere ziyaretler’ yaparak ‘nabız’ ölçmüştü…
Kamuoyuna açık, basının da izlediği ziyaretler olmuştu bunlar...
TDP, ÖRP, CTP tümünü ziyaret etmiş…
Bu ‘ziyaretler’ sonucunda kendi değerlendirmesini yapmış…
Ve adaylığını açıklamıştı…
Yani bugün ‘önerdiğinden’ farklı bir süreç vardı, çok değil, beş sene önce...
İşin aslı her ‘dönem’ kendi içerisinde ‘farklılıklar’ gösterdi, bu nedenle, ‘deneyimlere’ bakarak ‘işte bu’ demek çok da mümkün değil…
Siyasi partilerin ‘anayasası’ konumundaki ‘tüzük’le çizilen yol ise çok daha farklı...
***
CTP’nin “adayının” kamuoyunda bu kadar “merak” uyandırması ya da “tartışılıyor” olması söylendiği gibi çok da “sakıncalı” değil aslında…
Bence asıl korkulması gereken, tam tersi !..
Yani kimse konuşmasa, merak etmese, önemsemese, tartışmasa daha mı iyi ?
CTP’nin “büyük parti” olmasının doğal bir sonucu görüyorum bu sancıları, parti bütününde “işlerin çok da iyi gitmediği”ni bir kenara not düşsem de…
***
Köşemizin boyutunu ‘uzattık’ bugün....  Doğrusu ‘tek sütun’a da anlatılamazdı, anlaşılmazdı mevzu…
Umarız köşemiz gibi haddimizi de aşmadık…
Öyle anlaşılıyor ki CTP yönetimi hem potansiyel adayların, hem de ‘Parti Meclisi’nin önüne bir ‘tablo’ koyacaktır; kamuoyunun, partili kadroların ve kanaat gruplarının ‘nabzını’ yansıtan…
Ve günün sonunda ya ‘seçim’le ya da ‘uzlaşı’, bir ‘aday’ çıkacaktır ortaya…
Önemli olan bu adayın barış sürecini ve yurdumuzun kaderini değiştirebilecek bilgi, donanım, yeterlilikte olması; sol siyasetin ve partinin değerlerini taşıması, ayrımsız tüm partililer tarafından sahiplenilmesi ve elbette toplumun sevgisi, saygısı ve sempatisine sahip olmasıdır.
***
Tüm bu süreçler ne kadar ‘açık iletişim’le yaşanırsa o kadar iyidir, diyorum daima…
Hani düşününüz ki ülke kocaman bir ev, kimi odalarında siyasi partiler, kimilerinde bakanlar, sendikalar, aydınlar, medya...
Keşke ‘çatıyı’ kaldırsak olduğu gibi…
Ve görebilsek, duyabilsek her nasıl ‘pişiriliyorsa’ halkın ekmeği !..

Bu yazı toplam 2238 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar