1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Ölüler için adalet istiyorsak, bu topraklara barışı getirmemiz gerekir... 2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Ölüler için adalet istiyorsak, bu topraklara barışı getirmemiz gerekir... 2

A+A-

Hristos Eftimiu, sevgili kardeşi Antonis Eftimiu'ya cenaze törenindeki veda konuşmasında devamla şöyle diyor:

"Bu tepelerden de 361nci Topçu veya Piyade Taburu’nun – ki kardeşimiz Mihalis bu taburdaydı – Girne’deki Paşiyammos bölgesine gönderildiğini öğrendik. Tepelerde herhangi bir altyapı olmaksızın, herhangi bir örgütlenme olmaksızın, herhangi bir iletişim olanağı olmaksızın, sadece kendi silahlarıyla – yani o bildik eskimiş silahlarıyla konuşlandırılmışlardı. Savaşın ikinci safhasından yalnızca birkaç gün önce ön cepheye konuşlandırılmışlardı, burası hakkında hiçbir bilgileri yoktu, ne de karşılarındaki güçlerin pozisyonlarını algılayabilecekleri bir durumları vardı. 10 ya da 11 Ağustos’ta babamla birlikte bu bölgeye gittik, onlara bir şeyler götürmek ve tam olarak ne olup bittiğini öğrenmek istemiştik. Andonis’i göremedik ama gerçeğin ne olduğunu hissettik. Kaygılı biçimde oradan ayrıldık… Babam “Onları bir tuzağın içine yerleştirdiler” diye söyleniyordu…

14 Ağustos! Sopaz hattı kırılıyor ve Türk tankları ilerlemeye başlıyor… Hava kuvvetleri, topçular, Kutsovendi hattı cehenneme dönüşüyor! Herhangi bir rehberleri olmayan, mermileri olmayan, suları olmayan askerler bir noktada buradan ayrılmak gerektiğini kavrıyorlar ancak hangi tarafa doğru gitmeleri gerektiğini bilmiyorlar. Andonis inanılmaz ızdırap dolu koşullar altında bir grup asker arkadaşıyla birlikte geri çekilmeye başlıyor. Bir noktada onları takip edemiyor ve onlara “Siz ilerleyiniz, ben de sizi birazdan takip edeceğim” diyor. O noktadan sonra hiç temasları olmuyor ve o andan itibaren akibeti bilinmiyor.

Kutsovendi’de bir yamaçta bulundu kemikleri, ondan geriye ne kalmışsa… O parlak yüzlü, kocaman gülüşlü, onca hayali olan bu genç adam, bu inanılmaz dehşet içerisinde kayboluyor.

Onun gibi asker arkadaşlarından en az 40 kadarının da akibeti bilinmiyor, çok sayıda asker savaş esiri olarak tutuklanıyor ve az miktarda insan bu tuzağa düşmeden önce kaçmayı başarıyor. Beşparmaklar’ın öteki tarafında, Klepini-Başiyammo bölgesinde (öteki erkek kardeşim Mihalis’in taburunda) 361nci Topçu ve Piyade Taburu’ndaki askerler kahramanca hatlarını tutuyorlar ancak en can alıcı noktada, bu taburun komutanı taburu bırakıp gidiyor, askerleri kendi kaderleriyle başbaşa bırakıyor… Bunun sonucunda 90 genç adam daha kaybediliyor.

Bunlar trajik ve anlatılmamış ıstırap öyküleridir, adil olmayan kayıplardır…

İlerleyen günlerde kaçışın korkusu ve rahatsızlığını, acı ve arayışlar alıyor. Anneler, eşler evlatlarını ve kocalarını arıyorlar, ellerinde birer fotoğrafla kendi insanlarını arıyorlar. Tutuklular listelerini araştırıyorlar… Ve bir noktada uzunca bir kayıplar listesi oluşturuluyor. Evet bu liste uzundur ve bazı politikacıların bu hoşuna gidiyor. Aniden, seçim kampanyalarında ve siyasi takipçilerini güvence almakta bu silahın çok yararlı olduğunu anlıyorlar. Ve bu noktadan sonra da kimsecikler bu listenin kısaltılmasıyla ilgilenmiyor ve bu insani sorun, siyasi bir silaha dönüştürülüyor. Ve akrabaları Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından kontrol edilen bölgelerde gömülmüş olsa dahi, kayıp yakınlarının bekleyişi sürüyor.

“Kayıp” sözcüğü hayatımıza 1974 yazında girdi. Ancak kimsecikler de bize politikacılarımızın neden 1963-67 kayıplarından hiç söz etmediklerini izah etmedi. Aradan bunca yıl geçtikten sonra 1963-67 yıllarından 44 tane Kıbrıslırum kaybın olduğunu ancak şimdi öğreniyoruz. 250 civarında da Kıbrıslıtürk kayıp vardır bu dönemden. İnsan 1963-1974 yılları arasındaki kayıplardan neden hiç kimsenin söz etmediğini merak ediyor…

2003 yılında barikatlar açılınca, acılar içindeki kayıp yakınları bu barikatları geçerek sevdikleri için bilgi arayışına giriştiler. Toparladıkları azıcık bilgilerden, ayın bir de öteki yüzü olduğunu anladılar. Kendi kayıplarını aramakta olan Kıbrıslıtürk kayıp yakınlarıyla tanıştılar. Kıbrıslıtürk gazeteci Sevgül Uludağ ile başkalarının yardımları sonucu birbirleriyle tanıştılar, birbirlerine bilgi verdiler, dost oldular. Yaşadıkları gerçek öykülerin birbirlerine o kadar çok benzediğini keşfettiler, tek değişen şey isimler oluyordu… Ve yavaş yavaş her iki tarafın da işlemiş olduğu korkunç suçları öğrenmeye başladık. Ta ki tam olarak neler olduğunu yavaş yavaş öğreninceye kadar, bunların üstünden uzun bir zaman geçmişti…

Palekitre, Aşşa ve Karava’daki Kıbrıslırumlar’ın katledilmesinin yanında Muratağa-Atlılar-Sandallar’da Kıbrıslıtürkler’in katledilmesi vardı, Kıbrıslırum esirlerin öldürülmesinin yanında Dohni ve Alaminyo’daki Kıbrıslıtürk esirlerin öldürülmesi vardı. Maria Yeorgiadu’nun ailesinin kaybının yanında, Sevilay Berk’in ailesinin öldürülmesi vardı, Hristakis Solomondos’un babasının öldürülmesinin yanında, Maraş’ta Veli Beidoğlu’nun babasının öldürülmesi vardı. Ve daha pek çok başka öyküler vardı…

Kayıp yakınlarının sevdiklerinin akibeti hakkında bilgi arayışına yönelik en acı verici çabalar, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kayıp yakınlarının işbirliğinde etkili bir çıkış yolu buldu. Her iki toplumdan aynı acıları paylaşanlar, kayıplar için en etkili bilgi arayışının, ortak çabaları sonucu bilgi toplamak üzere her iki toplumdan sade insanların yardımları olduğunu keşfettiler. Bu çabada kayıp yakınları hiç yorulmadan yıllardır tutuklu biçimde mücadele ederek gömü yerlerine ilişkin kanıt bulmaya çalışan Ksenofon Kallis’in yardımlarına sahiptirler. Ona büyük bir teşekkür borçluyuz. Aynı şekilde bilgi arayışını her gün yorulmadan sürdürmekte olan Sevgül’e de büyük bir teşekkür borçluyuz.

Onu tanıyanlar için Andonis neşeli ve gülümseyen bir insandı, hayatta güzel şeyleri severdi, eğitim görmüş olduğu bilim dalını severdi ve ilgisini çeken şeyler hakkında coşkulu biçimde konuşurdu… Eğitimini tamamlayıp da adaya döndükten sonraki yıl içerisinde onu gerçekten iyi tanıdım diyebilirim.

20170729_102407.jpg

Eminim ki bugün bize konuşabilseydi, tek bir dileği olurdu. Hiç kimsenin onun yaşadıklarını yaşamamasını isterdi. Annemiz ve babamız da böyle bir dilekte bulunurdu. Hiçbir ailenin bizim yaşadıklarımızı yaşamaması dileğidir bu. İşte bu nedenle her iki toplumdan biz kayıp yakınları ve savaş kurbanları, politikacılar bir çözümün detaylarında boğulduklarında, mülkiyeti ve yüzdelikleri tartışmayı sürdürdüklerinde onlara söyleyecek şeyimiz şudur: Bunca çok hayatın kaybedilmesinin tek tedavisi barıştır, başka ailelerin bizim yaşadıklarımızı yaşamaması dileğimizdir.

Ancak bir kez daha liderlerimiz başarısız olmuştur. Ve ne yazık ki bugün Andonis’e veda ederken, bu topraklarda en nihayet barışa kavuşmuş olduğumuzu söyleyemiyoruz. Aradan elli yıldan fazla bir zaman geçmiş olduğu halde hala daha kayıplarımızın kemiklerini arıyoruz, hala cenazelere gidiyoruz, anma toplantılarına gidiyoruz, ediyoruz ve şu basit gerçeği kavrayamadan büyük sözcükler söylüyoruz: Ölüler için adalet istiyorsak, bu topraklara barışı getirmeliyiz. Bugün burada tüm hayatları boyunca barış ve uzlaşma için mücadele eden Kıbrıslıtürk arkadaşlarımız vardır. En azından Andonis’e kaybının telafisi için tam da bunlar için mücadele etmeye devam edeceğimizi söyleyelim: Barış ve Uzlaşma için…

Sözlerime son verirken Belediye Başkanı’na ve Dali Belediyesi’ne tüm geçmiş yıllar boyunca çok yönlü yardımları ve bugünkü törenin organizasyonu ile gömü yerinin hazırlanmasındaki yardımları için teşekkür ederiz. Kayıplar Komitesi’ndeki arkeologlara, antropologlara ve diğer bilim insanlarına kazılar ve kimliklendirmeyi içeren uzun süreçteki yardımları ve çok değerli çalışmaları nedeniyle teşekkür ederiz.

Son olarak buraya gelerek kayıp kardeşimizin anısını onore eden ve bize destek olan sizlere yürekten teşekkür ederiz. Herkese müteşekkiriz.

Sevgili Andonis, hoşçakal… Hatıran, sonsuza kadar sürsün…”
 

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 829 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar