1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Mezarı “kayıp” bir annenin izinde… (3)
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Mezarı “kayıp” bir annenin izinde… (3)

A+A-

1974’te, Dimi-Baf’ta dört yaşındaki kızını kendi bedeniyle korumaya çalışırken bazı Kıbrıslırumlar tarafından vurularak öldürülen Mukaddes Mazhar, geride dört evlat bıraktı… Bu evlatlar, trajedilerin en büyüğünü yaşadılar… Şimdi annelerinin mezarını arıyorlar… Nadire Velettin’i korurken öldürülmüştü annesi Mukaddes… 1974’te annesi üstüne kapaklanmış vaziyette öldürülürken, Nadire henüz dört yaşındaydı ve bileğinden yaralanmıştı – üç hafta süreyle Baf Hastanesi’nde kalmıştı… Abdullah Cangil ise evlatların en büyüğüydü ve henüz altı yaşındaydı 1974’te…

Nadire Velettin ve Abdullah Cangil’le röportajımız şöyle:

SORU: Ama duyduğunuz Birleşmiş Milletler Barış Gücü geldi annenizin ve kızkardeşinizin vurulduğu yere…

ABDULLAH CANGİL: Evet çünkü Birleşmiş Milletler arabasını tanırlar, herkes tanır. Aldılar ikisini da, hem annemi, hem Nadire’yi – Nadire bileğinden yaralıydı… Götürdüler hastaneye.

Şimdi bu Birleşmiş Milletler’in onları hastaneye götürdüğü konusunda tam bir kesin bilgi yok. Edindiğimiz bir başka bilgiye göre, köylülerimizden Yanni Yanni diye birisi vardı, landroveri vardı, o götürmüş kendilerini hastaneye… Bu yüzde 99 daha akla yakındır. İki sene önce bu adam da öldü.

 

SORU: Baf hastanesine herhalde…

ABDULLAH CANGİL: Evet, başka hastane yoktu zaten. Baf’la Dimi arası zaten beş dakikadır… Belki da şu anda o bile yoktur, o motorway’de…

Ertesi günü da dedemi – annemin babasını – aradılar. Zaten kocası yok ortada… Dedemi aradılar. Dedem da aldı dayımın kaynatasını, Ramadan Abbas… Da gidip almışlar işte annemin naaşını… Muhtemelen teşhis eder, tesbit eder da verirler… Şu anda da öyledir. Tesbit edip aldılar… Birine mezarı kazdırtmışlar… Herkes korkardı diye istemezdi. Birine kazdırmışlar… Soracağım onu da, duyduklarımdır bunlar. Birine mezarı kazdırtmışlar, korktuğu için da çok derin kazamadı ve gömdüler kendisini, ikisi… Yani Dimi’deki Kıbrıslıtürk mezarlığına…

Yengemden daha sonra yaptığım araştırmada öğrendiğime göre – ki kendisi Ramadan Bey’in kızıdır – gömme esnasında dedem yokmuş, Selim Yusuf adlı dip komşumuz varmış.

Yengemle dayımın bize anlattığına göre, Dimi Kıbrıslıtürk mezarlığı yakınında yol genişletme çalışması yapmışlar Kıbrıslırumlar. Ancak annemin mezarının olduğu yönde değilmiş bu genişleme çalışması.

 

SORU: Hastanede yalnız mı kaldıydın Nadire? Yoksa biri var mıydı yanında?

ABDULLAH CANGİL: Hiçbiri yoktu yanında…

 

NADİRE VELETTİN: Hemşireleri hatırlarım, şey yaparlardı bana…

 

SORU: Tamam da aileden biri yok muydu yanında? Kimse gitmedi miydi dört yaşındaki çocuğa baksın hastanede?

NADİRE VELETTİN: Hemşireler sanki da yakarlardı bana kolumu… Öyle hatırlarım… Öyle sıcak sıcak birşeyler. Öyle hatırlarım…

 

SORU: Belki da tedavi etmeye çalışırlardı ve sen korkundan öyle da algılamış olabilin…

NADİRE VELETTİN: Bilmem…

 

ABDULLAH CANGİL: Ben bile altı yaşındaydım, sadece mahallenin o yolunda, o anı hatırlarım ki annem bana “Git” dedi…

 

NADİRE VELETTİN: Ama bilirim ki durmazdım orada, hastanede… Hatırlarım ki biraz şeydim, herhalde şey oldu böyle…

 

ABDULLAH CANGİL: Ondan sonra bir tek şeyi hatırlarım, halam aldı bizi… Halamın adı Besire’dir, yaşar… 85-90 yaşlarındadır. O da Karava’dadır. Göreceğim kendilerini… Gidip göreceğim hepsini… Orada kaldık, ondan sonra üslere da normal yoldan gitmedik biz.

Bizim bir halamız Rum’la evlidir – altı tane da evladı vardır. 3 erkek, 3 kız… O halamın adı da Emete’dir, Maria… Rum adı da Maria.

 

SORU: O nerede kalır? Dimi’de mi kalır?

ABDULLAH CANGİL: Ayvarvara’da halamın ve obir amcamın birlikte, bitişik evleri vardı, o evi şu anda tutar. Ve orada kalırdı… İki sene önce o da rahmetlendi. Altı tane evladı var, ikisi Yeroşibu’da, biri da Ayvarvara’da kalır. Üçü da Lefkoşa’da. Torunları, çocukları, bizim hala daha aile ilişkimiz var, geçen hafta düğünümüz vardı, geldiler… O götürdü bizi üslere, arabasıyla. Hatta bize tembih etmiş, sorarlarsa adını, bir isim taktı bana, bunu söyle diye…

 

SORU: Ne kadar süre sonra gittiydiniz üslere? Üç ay, beş ay falan sonra mıydı?

ABDULLAH CANGİL: Sanmam o kadar olsun, bir 15-20 gün sonra herhalde… Altı ay orada kaldık, süreyi da koyduğunda, öyle tutar. Temmuz… Bir 15-20 gün kaldıysak Ağustos oldu… Altı ay da üslerde kaldıysak, Paramal’da… Oradan İskenderun’a gittik…

 

SORU: Nadire ne zaman katıldıydı size?

ABDULLAH CANGİL: Aldıydık kendini hastaneden… Ama tedavi sürecinde neler yapıldı, emin değilim. Hatırlamam onları…

20170825_120702.jpg

 

SORU: Size söylenen, annenizi mezarlığın, Dimi’deki Kıbrıslıtürk mezarlığının gancellisinden içeri girinca, hemen oraya gömdülerdi. Gece gömdülerdi, gömenlerden kimse hayatta değil…

ABDULLAH CANGİL: Açıkçası kimse bana gece gömdülerdi demedi, bu gece olayı nereden çıktı bilmem. Öğrenecem bugün… Ben gece işini hiç hatırlamam…

 

SORU: Gömülürken köylülerden hiç kimse gitmedi miydi mezarlığa?

ABDULLAH CANGİL: Yok, yok… Ramadan Bey’le Selim Bey gömdüydü… Bulduklarını esir alırlardı, erkekler da yoktu zaten… Erkek sadece birkaç kişiydi, dedemle Ramadan Bey, Selim Bey falan, onlar da yaşlıydı zaten diye almadılar kendilerini. Geriye kalan herkes, esirdi. Bulduklarını da alırlardı. Annemi mezarlığa gömerken orada bir Kıbrıslırum askerinin bu cenazeye eşlik ettiğini da öğrendik.

 

SORU: Sonra İskenderun’a gittiniz…

ABDULLAH CANGİL: Sonra 21 gün İskenderun’da kalmışız, ben hiç hatırlamam… Hiç… Hayalimde bile yoktur…

İskenderun’da kaldık 21 gün, sonra 1975’in Şubatı’nda geldik…

75’in Şubatı’nda geldik ve ben hatırlarım Şubat’tan sonra gittim ilkokula, birinci sınıfa burada, Alsancak’ta (Karava). Alsancak’a yerleştik. Şu anda bizim yaşadığımız eve yerleşmedik. Halam baktı bize bu süreçte. Besire halam ve halamın kızları. İki tane bekar kızı vardı, Behiye ve Zeynep, onlar baktı bize. Babam onlara bakardı, onlar da bize bakardı yani, öyle diyelim. Biz 1975’te geçtiğimizde halamın evinde kalırdık hep beraber.

Daha sonra İngiltere’deki dayım, annemin kardeşi, Günay Mazhar dayım ziyarete geldi işte bizi… Bu ziyaret sürecinde da işte Nadire’nin elinden dolayı, tedavi süreci için götürmesi istendi. Babam da dört tane evlada bakmak zorluğu olacak diye, aile da bu sorumluluğu çok paylaşmasın diye… Savaş bitti artık, değil? Babam, Nadire’yi götürmesini istedi, dayım da bebeciği istedi. Açıkça söyleyeyim bunu da, madem söyleriz herşeyi, dayımın çocuğu olmadıydı. Yengemle çocuk yapmadılardı. Evlat olarak istedi bebeği… Babam da şart olarak Nadire’yi da alırsa vereceğini söyledi. O şekilde, ikisini da, buradan çıkış yapabilmeleri için evlatlık olarak verdi.

Yıllar geçti işte…

Nadire’yi ve Mukaddes’i verdikten sonra – ismini değiştirdik zaten da verdik – Dudu’ya da halalarım bakmakla ilgili sıkıntıya düştü. Babama “Sen da git bir ev al” dediler, babam da gitti, bir yarım inşaat buldu, şu anda kaldığımız evi, o evi aldı. Diğer kızkardeşimi yani Dudu’yu da neneme verdik, Şakire neneme… Dudu, biraz zihinsel engellidir, çok değil ama bir geriliği var… Onu da ona verdik… Ben da babamla kaldım.

O yarım inşaat eve taşındık 1975’in sonlarında, ortalarında artık… Bitmemişti. Bir odasına yerleştik. Kapattık penceresini, kapısını sadece. 1978’e kadar babamla beraber yaşadım o evde ben, yalnız. 1978’de babam evlendi. 1978, Haziran’ın 11’inde evlendi babam. İki tane daha kızkardeşimiz var. O günden beri da o evde yaşarık o şekilde.

Babam evlendikten bir süre sonra Dudu’yu aldık nenemden, nenem zaten yaşlandıydı, bakmada zorlanırdı. O zamandan beri da birlikte yaşıyoruz işte orada. Nadire’yi da almak istediydik o zaman ama dayım buna evet demediydi…

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 4100 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar