1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Ledra Palace ve o bölgedeki zorluklar nasıl yenildi; o bölgeye daha önce girmek kolay değildi...”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Ledra Palace ve o bölgedeki zorluklar nasıl yenildi; o bölgeye daha önce girmek kolay değildi...”

A+A-

Ulus Irkad

Ledra Palace’da 1 ve 2 Aralık tarihlerinde sendikamız KTÖS’ün de yol göstericiliğinde iki günlük panelleri yakından izledim. Hatta gerekirse tartışmalara da katıldım. Bayağı faydalı olduğunu ve bu tip panellerin sık sık olması gerekliliğini de buradan belirteyim. Paneller sonrası Fulbright şubesinde de bir seminer düzenlendi ama ona artık pek yetişemedim çünkü hem vakit geçmişti, hem de bayağı yorulmuştum. Bu arada son panelden sonraki yorumlama yapma için verilen arada katılımcılardan birine yorumlama yapması için bir soru soruldu ama katılımcı arkadaşımız, bu konuda bilgi sahibi, hatta o sorunun sorulduğu sürecin bir parçası olmadığı için soruyu da yanıtlayamadı.

2003 öncesi Ledra Palace Bölgesi’nde aynı paneller ve etkinlikler hatta atölye çalışmaları oluyordu ama ara bölgeye geçiş maalesef çok zor olmaktaydı. İzinsiz girmek ölüm cezasıyla eşti. Bir kere ara bölgeye geçiş için, iki haftadan önce “Azınlıklar Bürosu”nda izin almanız gerekmekte, hatta sınıra gelmek için Mağusa’dan yola çıkıp da oraya geldiğinizde bile sürprizlerle karşılaşma durumu da olmaktaydı. Kuzey’den Azınlıklar Dairesi’nden izin alınsa, son gün liste barikata gelmiş olsa bile sırf gıcıklık ve fenalık olsun diye, “Listeniz onaylandı ama bugün gelen bir emirle tekrar reddedildi” denmekte veya size çıktı denilerek kalkıp da ta Mağusalardan oraya gelseniz bile, son anda “Listeniz onaylanmadı” denilerek geri dönmekteydik. Bu aslında sürdürülen bir çeşit psikolojik işkence veya baskıydı.

Rejim maalesef oyun içinde oyun düzmekte ve iki toplumun birlikte olmaması için elinden geleni yapmaktaydı. Bu arada artık 1990’lı yılların sonlarıyla iki binli yılların başlarına geldiğimizde de barıştan yana olan insanlara karşı kampanyalar başlatılmış, bu iş için en aşırı sağ ve milliyetçi medya kullanılmaya başlanmıştı. Hadi bunları da bıraktık, son zamanlarda “Türkiye Vesayet rejimi”nin tüm medya organları, “Batı Çalışma Gurubu” ve çeşitli istihbarati Türkiye organları da kullanılarak barışçı kesimlere karşı büyük ve yaygın bir baskı kampanyası başlatılmıştı. Hem baskılar, hem filli şiddet ve tehdit hareketleri de uygulanmakta ve bizleri beniletmek için ellerinden geleni koymamaktaydılar.

Baskılarını o kadar genişletmişlerdi ki, bu arada ailemizdeki insanlara da bunları yaymışlar, annelerimiz babalarımız bile tehdit almaya başlamışlardı. Ledra Palace’ı her fırsatta kapamaya alışkın olan rejim ve başındaki tiran ve tiranlar, bu defa da İkinci planımız olan Pile’de (Dikelya- İngiliz üsleri, askersiz bölge olduğu için iki toplumlu bir köy olsa bile gidebiliyorduk) bize baskı ve tehdit kampanyalarına başladılar. Pile’ye geçtiğim zaman peşimde onlarca sivil polis dolaşmaktaydı. Gittiğimiz kafeteryanın (Kıbrıslırum’du ve adı da Andrea olduğu için biz buraya Andrea’nın Kahvehanesi diyorduk) etrafına gelmekte ve orasını adeta kuşatmaktaydılar. Köy içinde oturduğumuz kafeteryada gene ajanlar ve casuslar kaynamakta, ne konuşmaya çalışırsak hemen istihbarat dairelerine bildirmekteydiler.

Köy içerisinde, bu arada “Dostluk Evi” diye gittiğimiz bir ev de (Bu evi doksanlı yıllarda Kıbrıslırum zengin aydınlardan Dinos Lordos kiralamış ve etkinliklerin yapıldığı yer olmuştu) o kadar gözlerine batmıştı ki, buraya götürdüğümüz ve Kıbrıslırum çocuklarla barış atölyesi yaptığımız sıralarda da fiili saldırıları görmekte, bu arada gene aşırı milliyetçi bir gazetede ağızlarına ne gelirse söylemekte ve o gazetede yalan yanlış iftiralar yazmaktaydılar. Burada bile ağzıma almayı yakıştırmadığım birçok küfürler seviyesizce kullanılmaktaydı. Bu konuda niye Pile’ye gidiyoruz diye Eğitim Bakanlığı’nda soruşturmalar başlatılmakta, ellerinden geleni, sırf beni korkutmaya kadar koymamaktaydılar. Onu da bırakalım gene orada yani Pile’de yapacağımzı bir panel yüzünden baskılara başlamışlar, her gün için aleyhimde iftiralar sürdürmekte ve beni devamlı taciz etmekteydiler. Devletin resmi televizyonu ve radyosundan bana karşı saatlerce süren ve askeri postalları da gösterilerek uzun uzun bildiri okuma kampanyaları başlatılmıştı. Gene aleyhimde ağır cezada 15 yılllık güya, kardeşime ait bir kaseti piyasaya vergi vermeden sundum diye soruşturma ve dava açmışlardı.

Getirilen davaya göre ben devlete kasetin vergisi olan parayı yani 1 TL’yi vermemiştim. Bu yüzden benim 15 yıllık hapsimi istemekteydiler. Mal bulmuş mağrubi gibi bu davaya sarıldılar. Ben gene vazgeçmedim ve gerek Ledra Palace’ta gerekse Pile’deki faaliyetlere devamlı katıldım. Tehditlerle, beni öğretmenlikten durdurmak hatta maaşımı kesmek için binbir türlü oyunlara başvurdular. Eğitim Bakanlığı son hızla beni vazgeçirmek ve beniletmek için soruşturmalarını hızlandırmıştı ama etkinliklere de son hızla biz de devam etmekte, gerek Ledra Palace’ta gerekse Pile’de onbinlerce Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk’ün toplandığı etkinlikler yapmaktaydık. Bu arada müdür olduğum ilkokulda gene müdürlüğü elimden almışlardı. Bana karşı operasyonlar bir türlü bitmiyordu ama direnmek ve yenilmemeye çalışmaktaydım. Çünkü bizler yenilirsek arkası gelmeyecek, büyük bir hüsran olacaktı. Bu arada benim ağır cezada davam da başlamıştı ve hemen hemen haftada ik-üç kez Lefkoşa’ya gelip oturumlara katılmaktaydım. Ama dediğim gibi de faaliyetlerden hiç vazgeçmedim.

Son hızla onlara da devam ettim. Pek tabi ki bu arada Kutlu Adalı Cinayeti, Derinya’da Kıbrıslırumlara karşı yapılanlar da büyük etkilerde bulundu. Ama gene vazgeçilmedi. Yine 2001 yılında kardeşim Tema Irkad’ın arabası bombalandı. Bu esasında ciddi bir tehditti ama buna karşı da gene etkinliklere devam ettim veya ettik. Elbette korkup da herşeyden korkan arkadaşlar oldu ama biz gene de bu etkinliklere devam ettik. Pek tabi ki bu etkinlkikler sırasında bilhassa Ledra Palace Bölgesi’nde Kırbıslırum arkadaşlarımıza da gerek fiziki ve gerekse saldırgan tehditvari Kıbrıslırum faşistler tarafından sözle de saldırılar oldu. Hatta bir defasında birçok Kıbrıslırum arkadaşımızın arabalarına büyük hasarlar verildi. Yani faşizm her iki tarafta da maalesef hareketteydi ve her iki taraftaki barışçılara zarar vermeye çalışıyordu.

Bu arada benimle birlikte çocukların mektup projesini sürdüren müteveffa hanım arkadaşım Yolanda Hristodulu (Geçen aylarda ikinci defa intihar ederek canına kıydı) ve Bayan Argiru arkadaşımıza Güney’deki Selides gibi Kıbrıslırum faşist bazı yayın organları saldırılarda bulundular. Bir keresinde Kuzey’de aldığım tehditlerden ötürü bizim taraftaki CTP’li bir milletvekili bana bu faaliyetleri bırakmamı önerdi ama buna uymadım. Benimle birlikte etkinliklere gelen bir CTP’li arkadaş, çocuklarını düşündüğünü ve etkinliklere gelemeyeceğini de söyledi ve beni yalnız bıraktı. Pek tabi ki Mağusa CTP’li Belediye Başkanı Sayın Kayalp’ten bu faaliyetlerimizden çok yardım gördüğümüzü de belirteyim ve dayanışmasını da belirteyim. Gene aynı Belediye başkanı birçok defalar folklor grubunu festivallerde bize göndermiştir. Devamlı yanımda olan arkadaşlarım da oldu.

Yenidüzen Gazetesi’nde yazan muhabir yazar arkadaşımız Sevgül Uludağ ve YKP’li polils emeklisi Ersin Hürdoğanoğlu arkadaşların desteğini unutamam. Başından sonuna kadar benimle birlikte olan Ersin Hürdoğanoğlu’nu unutamam. Bu arada gene HADE adlı bir dergiyi çıkardık Pile’de ve bayağı da ilgi çektik. Bu dergi tüm dünyada dağıtılmakta ve her üç ayda bir dört bin baskı yapmaktaydı. Hade ve festivallerde yanımızda olan Mihail Kirliçça,Vartan Valyan amca, Lambros Luşiodis ve Sotos Sizinos arkadaşların desteğini de unutamam. 1994 yılından itibaren devamlı yanımda olan Nikos Anastasiou adlı arkadaşın desteğini unutamam. Müteveffa Mihail Kirliçça’nın desteğini hiç unutamam (Bu arkadaşımız 2010 yılında kanser hastalığından hayata gözlerini kapadı). Hep aydınlıklar içinde kalsın. Onlara da buradan teşekkür ederim. Sınırlar 2002-2003 yıllarında halk hareketlerinin de başlamasıyla açıldı. Demek ki bizim ayakta kalmamız ve dayanmamız sonuçta bir kitle desteğini de getirmişti.

Panellerin sonunda sorulan, burada bir mücadele oldu ve bu Türkiye’deki çözüm ve AB istencini de artırdı, öyle değil mi?”şeklindeki sorunun muhatabı o arkadaş değil bendim. Panellerin sonunda bu soruyu da orada bulunmam hasebiyle ben yanıtladım…

(YENİÇAĞ – Ulus IRKAD – 4.12.2016)

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 1165 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar