1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. “Küçük Politikaların” Batağında Tam Elli Yıl
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yazarın Tüm Yazıları >

“Küçük Politikaların” Batağında Tam Elli Yıl

A+A-

1950’li yılların ortasında iki toplum arasında “amaç uyuşmazlığının” yol açtığı bir sorun olarak tarih sahnesine çıkan Kıbrıs Sorunu, bir yanda “Ya Enosis Ya Enosis”, diğer yanda da “Ya Taksim Ya Ölüm” diye haykıran iki toplumu karşı karşıya getirmişti. Kuşkusuz, bu zıtlaşmanın uzunca bir tarihi vardı. Farklı “gelecek tahayyülleriyle” karşı karşıya gelen toplumların “anavatanları” da karşı karşıya gelmişti. 

Kıbrıs Sorunu etrafında derin bir kavgaya tutuşan Türkiye ile Yunanistan, 1950’li yıllarda bu kavga uğruna 1923’ten sonra kurdukları dostluğu heba etmiş, tehlikeli bir çatışma ortamına sürüklenmişlerdi. 1955 yılından beri çeşitli düzeylerde ve platformlarda çatışan iki ülkenin dışişleri bakanları Averof ile Zorlu, 25 Kasım 1958 tarihinde BM Genel Kurulu’nun birinci komisyonunda son defa kozlarını paylaşmışlardı. “Edebiyat destekli” bu tartışmada Averof, Lawrence Durrell’in “Acı Limonlar” adlı kitabından alıntılar yaparak “Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin uyum içinde yaşadıklarını”, dolayısıyla self-determinasyon uygulamasının Enosise yol açması durumunda endişeye mahal olmadığını ima ediyordu.

Zorlu ise Shakespeare’in Othello’sundan okuduğu bir cümle ile karşılık veriyordu: “Sanmayın ki, Türk kendini en çok ilgilendireni en sona bırakacak kadar beceriksizdir”. Söylenmek istenen açıktı. Türkiye’nin Kıbrıs’ta stratejik çıkarları vardı ve kendisini “en çok ilgilendiren bu konuda” geri adım atmaya hiç niyeti yoktu. Yunanistan ve Türkiye’nin “edebiyat” üstünden yürüttüğü bu son tartışma diğer tartışmalar gibi kısır bir tartışma olmuştu. Fakat ABD ve NATO’nun baskı ve teşvikleriyle yürütülen gizli diplomasi sonuç alıcıydı.

Fatin Rüştü Zorlu 25 Kasım 4 Aralık tarihlerinde devam eden BM toplantıları bittikten sonra, öfke içinde kıvranan Averof’un yanına giderek “Türkler ve Yunanlılar küçük politikalarla vakit öldürüyorlar, büyük politikalara yönelmeliyiz” dedi. İçinden “Zorlu’ya bir tokat atmayı” geçiren Averof biraz yatıştıktan sonra bunun ne anlama geldiğini sordu. Zorlu “büyük politika” tezini şu sözlerle açıkladı: “küçük politika, küçük ve görece önemsiz bir ada için durmadan münakaşa etmektir. Oysa büyük politika uzlaşma ve barışa götürür. Görüşelim mi?” Bu sözcükler, Taksimden başka hiç bir tezi kabul etmeyeceğini ısrarla açıklayan Türkiye’nin tavır değiştirdiğinin en açık göstergesiydi. Yunanistan da artık imkânsız olduğu iyice anlaşılan Enosis rüyasını terk etmek veya ertelemek zorunda olduğunu fark etmişti. Nitekim çok geçmeden bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş çalışmaları başlayacaktı…

1950’li yılların sonunda yaşanan açmazdan çıkmak için taraflar kısır çekişmelere dayalı “küçük politikaları” terk edip, “büyük politikalara” yönelmişlerdi. Ne var ki, bu bir ilk olduğu gibi, bir son olacaktı. Yeni kurulan cumhuriyet kısa bir süre sonra küçük politikacıların küçük politikalarına yenik düşecek ve bu durum hiç değişmeden bugün itibarıyla tam elli yıl devam edecekti.

Evet, Kıbrıs Sorunu ellinci yılını doldurdu. Küçük politikaların batağında geçen bu elli yılda etnik çatışmalar, darbeler, savaşlar ve göçler yaşandı. Sayısız müzakere masası kuruldu ve hepsi de sonuçsuz dağıldı. “Küçük ve görece önemsiz adanın” küçük politikacılarının “mutlak bir haklılık” anlayışına dayalı politikalarının peşinden sürüklenen insanlar her türlü mutsuzluğu tattı. Oysa artık tarihsel sürecin yarattığı “amaç uyuşmazlığı” veya farklı “gelecek tahayyülleri” yok.

Ne Enosis diyen kaldı, ne de Taksim… Tam aksine, iki taraf da “iki bölgeli, iki toplumlu federasyon” diyor. Fakat yine olmuyor… Çünkü taraflardan hiç biri “küçük politikaları” terk edebilecek kadar büyük düşünemiyor…

Bu yazı toplam 1863 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar