1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kıbrıslıtürkler’i öldürenlerin üçte biri polis…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kıbrıslıtürkler’i öldürenlerin üçte biri polis…”

A+A-

POLİTİS gazetesi “Kıbrıs: Cezalandırılmamış Suçlar Dosyası”nda 1963-74 döneminde işlenen suçlara, Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın bakış açısını ele aldı…

“Kıbrıslıtürkler’i öldürenlerin üçte biri polis…”

Politis, “Kıbrıs: Cezalandırılmamış Suçlar” dosyasının bugünkü bölümünde iki Kıbrıslırum ve bir Kıbrırslıtürk akademisyen tarafından Kıbrıslıtürkler ve Rumlar arasında 2017’de yapılan, 1963-74 döneminde işlenen suçlara bakış açısının ne olduğuna dair yaptıkları anketin sonuçlarına yer verdi.

Gazete haberi “Vatandaşların ve Devletin Suçlara Karşı Tavrı… Kıbrıslırumlar 1963-74 İçin Kovuşturmadan Yana… Kıbrıslıtürkleri Öldürenlerin Üçte Biri Polis” başlığıyla birinci sayfasından aktardı.

Gazete araştırmanın 2017 sonunda Kıbrıs Üniversitesi’nden Haris Psaltis, Kent Üniversitesi’nden Neofitos Loizidis ve Keele Üniversitesi’nden Hüseyin Çakal tarafından, 881 Kıbrıslırum ve 801 Kıbrıslıtürk katılımcıyla yüz yüze söyleşi yöntemiyle yapıldığını yazdı.

Habere göre “toplumlar arası çatışmalar ve savaş sırasında işlenen suçların sorumluları yargılansın ve suçları sabit görülürse en sert şekilde cezalandırılsın” önermesine, katılımcı Kıbrıslırumların yüzde 71,21’i tamamen katılıyor veya katılma eğiliminin yüksek olduğunu belirtti. Kıbrıslıtürkler arasında bu oran yüzde 23,65’te kaldı. Gazete bu durumu, Kıbrıslırumların kendilerini daha mağdur görmelerine bağladı, bu noktada şunlara vurguyu yaptı:

“1999’da  Başsavcılık -ve Kıbrıs Türk muadili- tarafından, Kayıp Şahıslar Komitesi’ne verilen ifadelerin cezai kovuşturma maksatlı kullanılmayacağı taahhüt edildi. 28 yıl sonra bin 113 kayıp bulunamadı (Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum “kayıplar”ın toplamı 2 bin 2), suçluları kovuşturma sorumluluğu da ortadan kalkmış değil.”

Katılımcılara yöneltilen “barışa karşılık af” önermesini Kıbrıslırumların yüzde 44,85’inin, Kıbrıslıtürklerin de yüzde 42,04’ünün reddettiğine işaret edilen haberde, Kıbrıslırumların yüzde 77,21’inin kurbanların tazmin edilmesi görüşünde olduğunu, Kıbrıslıtürkler arasında bu oranın yüzde 31,53 olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre “Hakikat ve Uzlaşma komisyonu kurulsun ve işlediği suçları bu kurul önünde itiraf edenler cezai sorumluluktan muaf tutulsun” önermesini Kıbrıslırumların yüzde 33,93’ü ve Kıbrıslıtürklerin yüzde 14.15’i kabul ederken Rumların yüzde 39,89’u ve Kıbrıslıtürklerin yüzde 17.40’ı reddetti. 

“Suçlular kurbanlara tazminat ödemeli mi” sorusuna karşılık Kıbrıslırumların yüzde 77,28’i evet, Kıbrıslıtürklerin yüzde 31,53’ü hayır cevabı verdi. Rumların yüzde 62,83’ü ile Kıbrıslıtürklerin yüzde 44,22’si “suçlular kurbanlardan ve ailelerinden özür dilesin” önermesine katıldığını söyledi.

Gazete bu sonuçlardan, “Kıbrıslırumlar 1974 savaşı suçluları için mahkeme isterken 1963-64’te Kıbrıslıtürkleri öldüren Rumlara da kovuşturma yolunu açıyor” sonucunu çıkardı ve haberinin “Bir Özür Dilenmeyen Devlet Cinayetleri… Üç Polisten Biri, Güvenlik Birimlerinin İki Üyesinden Biri Şüpheli” başlığıyla ayırdığı bölümünde şunları yazdı:

“Polis Genel Müdürlüğü tarafından, 1963-64 dönemi suçlarını araştırdığı 16 dosyadaki 44 Kıbrıslıtürk’e karşı işlenmiş cinayetlerde şüpheli olarak kaydedilen, 48 kişiden 16’sı polis, 8’i askerdi, o dönemde Kıbrıslıtürklere karşı işlenen suça katılan güvenlik birimi üyelerinin oranı yüzde 50’ye varıyor.  Politis’in son günlerde işaret ettiği 1963-64 dönemi Kıbrıslıtürk kurbanlarında olduğu gibi, devletin masum vatandaşların öldürülmesine karışmış olması mümkündür.  KİP (Kıbrıslırum istihbarat teşkilatı) ve Polis Genel Müdürlüğü’nün topladığı şahadetler içerisinde; 11 Mayıs 1964’te Mağusa’da Yunan subayların öldürülmesinden sonra her bir Yunana karşılık on Türk öldürülecek emri (kaynağı belirlenemeyen) verildiği bilgisi dolaşıyor. Pulia, Kapota ve Pandelidi’nin 11 Mayıs 1964’te Mağusa’da öldürülmesini takip eden katliam, Polis Genel Müdürlüğü’nün Başsavcılık emriyle araştırdığı dosyalarda kanıtlanıyor, şöyle ki:

Kıbrıs polisinin,  kurbanların kalıntılarının bulunduğu 2006-2009 döneminden sonra başlattığı araştırmada sadece 11 Mayıs 1964’te ve sadece bahsi edilen 16 dosyada, 13 Kıbrıslıtürk öldürüldü, iki gün sonra 13 Mayıs’ta otobüsle Pile’ye giden 11 Larnakalı Kıbrıslıtürk öldürüldü. İki Yunana ve bir Kıbrıslıruma karşılık 24 Kıbrıslıtürk, emredilmiş görülen oranı neredeyse tutuyor. Ancak sayısal oranların ötesinde,  vatandaşlara yönelik cinayetlere devlet memurları topluca katıldığına göre, bu suçlarla ilgili devlet sorumluluğu da ortaya çıkabilir.”

(TAK Ajansı Rumca Haber Bülteni’nden – 1.8.2018)

 

-----------------------

  BASINDAN GÜNCEL…

BİANET.ORG

“Sınırın hemen ötesindeki Meis-Kastellorizo…”

 

Murat Türker

 

Yunanistan'la Türkiye'nin arasının çok kötü olduğu dönemlerde bile Meis Adası ile Anadolu arasındaki gidip gelmeler, alışverişler sessiz sedasız sürüyordu. Ne de olsa komşunun en doğudaki adası, Rodos'tan bile millerce uzakta olmasına rağmen Kaş'tan yüzme mesafesindeydi.

İki devletin resmen barışmasından sonra, her ne kadar iki ülkenin siyasetçileri ve halkları arasında eski nefretler sık sık yenileriyle harmanlarak hortlatılıyorsa da Yunanistan adaları artık Türkiye'den nezih veya otantik yaz tatili peşinde koşanların gözdesi. Üstelik Avrupa Birliği ile Türkiye arasında imzalanmış mültecilere set çekme anlaşması tüm acımasızlığıyla empoze edilmeye devam edilirken, Yunanistan tarafından Türkiye vatandaşlarına uygulanan vize angaryasının epeyce yumuşatılmış versiyonu trafiği yoğunlaştırmış vaziyette. Bir de ekonomik krizler olmasa!

Yine de son zamanlarda uzun süredir birbirine düşman gözüyle bakmış, aslında birbirini unutmuş veya hiç tanımayan iki halkın kaynaşmasında ufak tefek adımların atılması mümkün olabiliyor. Üstelik, resmi adıyla Meghisti, İtalyanca kökenli ve popüler ismiyle Kastellorizo (Kızılhisar) veya Türkçe'deki şekliyle Meis Adası, her geçen gün beton sitelere ve tesislere boğulan Anadolu'nun Akdeniz ve Ege sahillerine göre doğal ve tarihi dokusunu bir şekilde koruyan beldelerden. 

Bu sene üçüncüsü düzenlenecek olan Kastellorizo Uluslararası Belgesel Festivalini de bu ve daha birçok anlamda ferahlamak, ufkunuzu genişletmek için en geçerli mazeretlerden biri sayabilirsiniz; ne de olsa etkinliğin başlığı Beyond the Borders yani "Sınırların Ötesinde".

 

Festival yöneticisi İstanbul'dan

Helenik Tarih Vakfının (ID.IS.ME) kurduğu ve düzenlemeye devam ettiği Beyond The Borders, tarih, kültürel miras, siyaset ve sosyal konulu belgesellere odaklanıp "Haydi, dünyayı Kastellorizo Adasına taşıyalım, Kastellorizo'yu da dünyaya" şiarıyla yoluna devam ediyor.

Festivalin yöneticisi İrini Sarıoğlu 1972 İstanbul doğumlu. Atina'daki vakfın genel sekreteri olan Sarıoğlu aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı bölümünde ders veriyor. 19. ve 20. yüzyıl Yunanistan, Osmanlı ve Türkiye tarihi hususunda uzmanlığı var. Çeşitli belgesellere senaryo yazarı, araştırmacı, anlatıcı, çevirmen olarak katkıda bulunmuş; başkalarıyla işbirliği halinde yönettiği belgeseller de var.

Festivalin uluslararası gelişim sorumlusu Michel Noll, küratörü Angelos Kovotsos.

Festivalin film seçkisi üç klasmana ayrılmış: Birincisi Yunanistan yapımı on belgeselden oluşmakta. Sekiz eserin sıralandığı yabancı belgeseller kısmında, ikisi ortak yapım olmak üzere Türkiye'den de üç film görüyoruz. Etkinliğin sonunda biri En İyi Tarih Belgeseli, diğeri En İyi Sosyo-Politik Belgesel olmak üzere iki klasmanda ikişer ödül verilecek. Üçüncü bölümde bulunan dört film ise özel gösterim başlığı altında seyirciyle buluşacak.

Beyond the Borders 2018'in jürisi dört kişiden müteşekkil: Yunanistan'dan belgesel yönetmeni Vassia Hacıyannaki, İtalya'dan festival danışmanı Markus Nikel, Birleşik Krallık'tan oyuncu ve yazar Carol Drinkwater, Türkiye'den sinema yazarı Ruggero Calich.

 

Kaş'la Kastellorizo'nun yakınlaşması

Festival sırasında belgesel sinema gösterimlerine paralel olarak düzenlenmesi öngörülen etkinlikler arasında, Likya Yolu'nun devamı olabilecek ada patikalarının temizlenmesi faaliyeti dikkat çekiyor. Çevreci Vrilissos grubu'nun 30 gönüllüyü dahil ederek gerçekleştireceği çalışmada Meis'in tarihî, tabii ve kültürel ilgi odaklarına ulaşım kolaylaştırılacak, eski şarap cendereleri, mezarlar, faşist Mussolini İtalya'sının işgalinden kalma sığınaklar, kaleler ve rasathaneler kültür yürüyüşlerinin uğrak noktası haline getirilecek.

Festivalin onursal partneri bu sene Londra Üniversitesine bağlı Tarih Araştırmaları Enstitüsü (The Institute of Historical Research). Kastellorizo'da uluslararası bir panele katılacak olan, enstitüden Profesör Joe Fox, 20. ve 21. yüzyılda propaganda ve psikolojik savaş tarihi hususunda uzman.

Festivalin açılışı Yorghos Poulos ve ona eşlik eden değerli müzisyenler tarafından, folk, geleneksel ve sanat müziği başlığı altındaki çeşitli eserlerin seslendirileceği konserle yapılacak. 

Kadın müzisyenlerden müteşekkil, Rodos'tan yaylı çalgılar üçlüsü Trio String film aralarını şenlendirirken, etkinliğin kapanış gecesinde meşhur şarkıcı Eleni Tsaligopoulou, Boğaz Musique grubu eşliğinde bir konser verecek.

Festival yöneticileri adanın Doğu ile Batı arasındaki konumunun farkında olarak etkinliğin gelecekte Kastellorizo ile Kaş (Antiphellus) arasında derinleşebilecek işbirliklerine de zemin hazırlamasını diliyor.

 

Yine İstanbullu bir balıkadam

Festivalin yan faaliyetlerine katkıda bulunanlar arasında, İstanbul'da doğmuş, 18 yaşına kadar bilhassa Burgaz Adası'nı memleketi saymış, akabinde Atina'ya göç etmiş balıkadam Roberto Calich'in adını da görüyoruz. Adanın çocuklarına ücretsiz dalma kursları verecek olan Roberto 1983, 1984 ve 1990'da nefesle balık avlama şampiyonu olmuş, 1983 ile 1992 yılları arasında millî takımda yer alıp dört dünya, altı Avrupa şampiyonasına katılarak muhtelif başarılara imza atmış. Suyla haşır neşir olmadan duramayan usta balıkadam faaliyetlerini serbest dalış, yüzme yarışmaları ve dalma kurslarıyla sürdürüyor. Festivalin jüri üyelerinden Ruggero'nun abisi olan tecrübeli sporcu, komşunun dalma sektöründe bir marka haline gelmiş vaziyette. Roberto'nun 2016 yılında, Yunanistan Milli Takımı dünya şampiyonluğunu ilk defa kazandığında takımın teknik direktörü olduğu da etkinliğin tanıtım metninde verilen bilgilerden.

Kendileriyle yaptığım kısa görüşmede Calich kardeşler festivalde beraberce yer almaktan dolayı büyük mutluluk duyduklarını ifade ettiler.

 

Meis'te yok yok

Festival sırasında adanın çocukları sinema seminerlerinden de yararlanabilecek. Kameraman, fotoğraf direktörü ve film yönetmeni Stathis Galazoulas'ın vereceği eğitim sonucunda ortaya çıkması amaçlanan "Beyond the Borders Festivalinde Bir Gün" başlıklı beş dakikalık videolar etkinliğin son gününde seyirciyle buluşacak.

Belgesel etkinliği sürerken Kastellorizo'da 110 sene sonra ilk profesyonel tiyatro gösterisi de gerçekleşecek. Monologdan müteşekkil piyesin adı The Lady of "Ro". Yanni Skaragas'ın yazdığı, Katerina Berdeka'nın yönettiği eserde aktris Fotini Bahçevani devleşirken, oyunun bölgede yakın geçmişte yaşanmış bir kahramanlık destanına dayandırılmış olması Meis'te sahneye konmasının değerini katmerleştiriyor.

Beyond the Borders organizatörlerinin adada misafir ettiği bir diğer sanatçı "Neredeyse Kırk" adlı performansını sergileyecek olan stand-up'çı Yorghos Hacıpavlu.

Festivalin bir diğer yan etkinliği Epirli olsa da 40 senedir yaşadığı adayla bütünleşmiş heykeltıraş Alexandros Zygouris'in sergisi: "Meis: Işık, Kelam ve Taş". Doğayla içli dışlı sanatçı, daima çıplak ayakla dolaştığı adadaki kayalara sanatıyla dokunup cevherlerini ortaya çıkarıyor, Likya medeniyetinin günümüzdeki yansımaları sayesinde vücut buluyor.  

Festival sırasında adada ağırlanacaklar arasında Yunanistan'ın en değerli ressamlarından Hristos Bokoros da var. Eserlerinden bir seçkiyle Kastellorizo'da onurlandırılacak olan tecrübeli sanatçı: "Fazla dikkat etmediğimiz noktalara bakmaya çalışıyorum, manasız olanda mana arıyorum" demiş.

Bokoros'un mutlaka bildiği bir şey vardır, fakat 26 Ağustos ile 2 Eylül arasında Meis Adasında olmanın anlamı her hâlükârda var gibi görünüyor. (BİANET.ORG – Murat TÜRKER – 30.7.2018)

 

Bu yazı toplam 774 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar