1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kıbrıslı Rumlar’da eğitimin özü son 200 senedir değişmedi!” 5
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kıbrıslı Rumlar’da eğitimin özü son 200 senedir değişmedi!” 5

A+A-

 

Hristina Valanidu ile Kıbrıslırum toplumunda eğitimin tarihçesi ile ilgili röportajımızın devamı şöyle:

SORU: Böylece Spiros Kiprianu’nun Cumhurbaşkanlığı dönemine geliyoruz, yani 1978-1988 yıllarına, araştırmalarınıza göre…
DR. HRİSTİNA VALANİDU:
Evet… Aslında ta başından Sofianos’un istifa etmesini istiyordu. Ve Kıbrıs’taki Yunanistan Büyükelçisi Duntas da Sofianos’un Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılmasını talep etmekteydi ve bunun için de Başpiskobos’la birlikte bunun için komplolara girişiyordu. Ve onu uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Kiprianu’nun politikaları eğitim alanında da dahil olmak üzere belirsizdi. Yunan yetkililer ve Yunanistan Büyükelçisi Duntas’la birlikte – ki bunlar Kıbrıs’ın politikalarına müdahale etmekten hiçbir zaman geri durmamışlardı – “siyasi bir oyun” devam etmekteydi.

Bu baskılar Başpiskobos Hrisostomos’la birlikte koordine edilmekteydi ve Sofianos’un yerinden edilmesiyle sonuçlandı. Sofinaos’u “Kıbrıs’ın Helen Eğitimi”nin “düşmanı” olarak görmekteydiler! Onun yerine “Hellenohristiyan” inançları olan Konomis getirilecekti! Sonuçta zaten hiçbir zaman ortadan kalkmamış olan “Hellenosentirzm” bir “zafer” kazanarak okullara geri döndü, tarih eğitimi, kutlamalar, deklerasyonlar gibi eğitim politikaları ve aktivitelerini domine etmek üzere okullara geri döndü… O dönem açıkça “ENOSİS”ten söz etmiyorlardı ancak “Biz Yunanız” diyorlardı… Bu, “ENOSİS” demelerinden daha güçlü bir etki yaratıyordu – zaten o an “ENOSİS” deselerdi, buna pek inanan olmayacaktı. Ancak  her Allahın günü çocuklara “Biz Yunanız! Biz üstünüz! Atalarımız şunu, şunu yaptı, Türkler’le savaştı ve biz de bu yolda devam etmeliyiz! Kutlamalar yapacağız ve herkese ne kadar üstün olduğumuzu göstereceğiz!” diyorlardı.

Okullarda değil ama okulların dışında, sağcı sivil toplum arasında “En iyi Türk, ölü Türk’tür!” diye sloganlar dolaşıyordu mesela… Ama aynı zamanda “Kıbrıslıtürkler bizim kardeşimizdir” diyenler de vardı ancak bunlar o kadar da güçlü değildi… Veya politikalarını o kadar iyi duyuramıyorlardı bunu söyleyen sol güçler… Çünkü egemen olan ideoloji, kitle iletişim araçlarındaki ideoloji de size sözünü ettiğim ideolojiydi… AKEL dahil sol güçlerin yüzde olarak oranı kayda değer olsa dahi, bu konuda gerçekten etkili bir çalışma yürütemiyordu genç insanlar arasında. Veya öğrenciler arasında diyelim… Bugüne kadar da bu böyle… Esas sorun budur işte…

SORU: Böylece Vasiliu’nun Cumhurbaşkanlığı dönemine geliyoruz, 1988-1993 yılları arasında…
DR. HRİSTİNA VALANİDU:
Vasiliu güzel bir sürprizdi, çözümden bahsediyordu – genelde Cyprosentrizm’e (“Kıbrıs merkezli”) bağlı olsa dahi ve Kıbrıs sorununu çözme çabalarına karşın, eğitim alanında çok küçük değişiklikler yapabildi.

Okullara ilişkin yaptığı en büyük değişiklik, üniversite konusundaydı. Kıbrıs Üniversitesi’nin kuruluşuydu… Bunu Kıbrıs’ta bir üniversitenin kurulmasının “Kıbrıs’ın anavatanla ilişkilerini kaybedeceği ya da zayıflatacağı” yönünde “kaygılara” rağmen yaptı. Ancak Kıbrıs’ta bir üniversitenin kurulması konusu parlamentoda kararlaştırıldığı için, bunun “iki toplumlu” olması kabul görmemişti. Ancak bir üniversite kuruldu, Kıbrıs Üniversitesi olarak. Üniversitede kullanılacak dil konusunda büyük tartışmalar yürütülmüştü, Kıbrıslıtürkler’in de bu üniversiteye gidebilmesine imkan sağlayacak bir dil de olmalıydı – Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dilleri Rumca ve Türkçe’dir. Ancak üniversite Yunan dilinde (Rumca) kuruldu. AKEL bu tartışmalarda üniversitede dil konusunu destekliyordu (Kıbrıslıtürkler bakımından) ancak katı milliyetçiler vardı karşısında… Vasiliu döneminde Kıbrıs Üniversitesi’nin iki toplumlu olarak ve İngilizce dilini de içerecek şekilde kurulması planlanmıştı, Vasiliu’nun planı buydu ancak aşırı tepkiler yüzünden üniversite Yunan dilinde (Rumca) olarak kuruldu... İngilizce üniversitenin resmi dilleri arasına alınmadı ve karakteri de iki toplumlu olmaktan uzak, tek toplumlu olarak kuruldu…

Ve şimdi tartışmalar yürütülüyor üniversitedeki programları geliştirmek için İngilizce dili de eklensin diye… Ve bu konuda da pek çok saçma şey duyuyoruz…

SORU: Sonra Kleridis’in Cumhurbaşkanlığı dönemi geliyor, 1993-2003 yılları arasında…
DR. HRİSTİNA VALANİDU:
Bu da bir başka felaketti, Kleri Angelidu ile… Kleridis’in Eğitim Bakanları, örneğin Kleri Angelidu ile Uranios Yuannides, sağcı milliyetçi ideolojiyi eğitimde güçlendirdiler, Hellenosentrizm ideallerini ve “Kıbrıs Yunandır” düşüncesini ileri sürdüler… Okullarda Grivas ya da EOKA B aleyhine hiçbir sözcük duyulmuyordu!
Kleri Angelidu “Kıbrıs Yunandır” diyordu…
Uranios Yuannidis ise eğitimde reformlar yaptı ancak programlarda reformlardı bu, tarih derslerinde reform değil!
Uranios Yuannidis’in “Eğitimde reformları”, içerikte herhangi demokratik bir değişiklik olmaksızın, programların yapısını değiştiriyordu. Ancak tarih eğitimi, okullardaki tarih kitapları veya okul aktiviteleri (milli kutlamalar, gsteriler vs.) aynıydı, bu konularda herhangi bir değişiklik yoktu. “Biz Yunanız, Yunan milliyetimizi Kıbrıs’ta geliştireceğiz” deniyordu.
2000 yılından itibaren Türkçe dil eğitimi “seçmeli bir ders” olark kabul edildi. Bu ders başlangıçta öğrenciler arasında çok popüler olmuştu. Ancak yavaş yavaş “okul yetkilileri” yani müdürler, öğretmenler, bunu “minimize” etmeyi başardılar!
Sonra Papadopulos’un Cumhurbaşkanlığı dönemi var – 2003-2008 yılları arasında.
Papadoğulos dönemine bakacak olursak, bu dönem yani 2003 yılında barikatlar açıldı ve iki toplum arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başladı…
2004 yılında Kıbrıs, Avrupa Birliği üyesi oldu.
2004 yılında Kıbrıslırumlar Annan Planı’nı reddetti.
2004 yılında Bakanlar Kurulu, bir Eğitim Reform Komitesi atayarak, eğitim sisteminin reforme edilmesi için bir rapor ve öneriler hazırlamalarını istedi.

Papadopulos, AKEL’in desteğiyle işbaşına geldiği için eğitim programları da iyi görünüyordu. DİKO-AKEL koalisyon hükümeti, dediğim gibi eğitimin demokratikleştirilmesi için bir komite oluşturmuştu.  Böylece Eğitimin Demokratikleştirilmesi Programı ortaya çıktı ve bu programın sonuçları çok iyiydi… Aslında bu program tercüme edilmelidir çünkü çok iyi bir programdı. Raporda söyledikleri ilk şey, eğitimin Yunanistan’ı takip ediyor olması ve bunun değiştirilmesi gerektiğiydi. Tabii tahmin edebileceğiniz gibi buna şiddetle karşı çıkan başka siyasi partiler vardı. Hatta üniversiteye karşı çıkanlar bile vardı. Elbette Kilise de bunlara karşıydı… Öğretmen sendikaları da buna karşıydı.

Eğitimin Demokratikleştirilmesi Programı, tarih derslerinin içeriğinin değiştirilmesinden söz ediyordu, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum öğretmenler için ortak eğitim programlarından söz ediyordu ve bunun gibi şeyler…
Eğitimin Demokratikleştirilmesi Programı pek çok radikal değişiklikler öngörmekteydi ve bu da sağcıları “şoke” etmişti! Programda eğitim sistemindeki “Hellonosentrizm” gelenk ve uygulamaları eleştiriliyordu ve “Kıbrıs merkezli” bir eğitim yaklaşımına destek belirtiliyordu.

DEVAM EDECEK

----------------------------------------------------------------

***  Okurlarımızın yardımlarıyla Livadya’da (Sazlıköy) şahitlerle birlikte Kayıplar Komitesi’ne gösterdiğimiz alanda iki “kayıp” Kıbrıslırum’dan geride kalanlara ulaşıldı…

Okurlarımızın yardımıyla bulunan “kayıp” sayısı ikiye yükseldi…

Okurlarımızın yardımlarıyla Livadya’da (Sazlıköy) şahitlerle birlikte Kayıplar Komitesi’ne göstermiş olduğumuz alandaki bir kuyuda iki “kayıp” Kıbrıslırum’dan geride kalanlara ulaşıldı.
Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi’nden aldığımız bilgiye göre, iki ayrı şahitle birlikte Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerine bu yıl Haziran ve Ağustos aylarında göstermiş olduğumuz, okurlarımızın büyük yardımları ve şahitlerimizin katkılarıyla bulunan Livadya’daki (Sazlıköy) kuyuda iki “kayıp” Kıbrıslırum’dan geride kalanlara ulaşıldı.
Önceki gün bir “kayıp” şahıstan geride kalanlara ulaşılırken, dün de ikinci “kayıp” şahıstan geride kalanlar kuyuda bulundu.
Bu konuda bize çok yardımcı olan Karpaz’dan okurumuza ve iki şahidimize yürekten teşekkür ediyoruz.

Bu yazı toplam 1013 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar