1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Kara Haziran ya da Kıbrıs’ın 6-7 Eylül’ü
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yazarın Tüm Yazıları >

Kara Haziran ya da Kıbrıs’ın 6-7 Eylül’ü

A+A-

7 Haziran, yakın Kıbrıs tarihinde dönüm noktası oluşturan bir gündür. 1958’in 7 Haziran’ından söz ediyorum... O tarihte Türk Haberler Bürosuna atılan el yapımı bir bombanın ardından ada kısa sürede yangın yerine dönmüştü. Peş peşe yaşanan şiddet eylemleri durmak bilmiyordu. 12 Haziran günü Gönyeli ovasında 8 Kıbrıslı Rum’un vahşice katledilmesi ülkeyi bütünüyle kör şiddetin mantığına teslim etmişti. EOKA, ilk defa bu dönemde sivil Kıbrıslı Türkleri topluca hedef alan acımasız saldırılar düzenliyordu.

Oluşan kaos ortamı içinde kimin kime, nerede, ne zaman saldırdığı belli değildi. Korku her yerde kol geziyordu. Kendilerine kötü bir şeyin yapılacağından korkan insanlar erken davranıp kötülüğü kendileri yapıyordu. Evlere saldırıyor, işyerlerini kundaklıyorlardı. Değnek, topuz, demir çubuk, bıçak, balta, şiş vs. gibi aletlerle mahalle kavgaları kuruluyordu.

Ve böylesi bir çatışma ve korku ortamında zihinlerdeki sınırlar mekânlara yansıyordu. Karma mahalleler ayrılıyor, “etnik bakımdan temiz” semtler çoğalıyordu. Kendilerini şiddetten korumak isteyen insanlar yaşadıkları yerleri terk ederek “soydaşlarının” yaşadığı “temiz” mahallelere taşınıyorlardı. Kırsal alanda da benzer bir eğilim baş göstermişti. Az sayıda da olsa, insanlar köylerini terk ediyorlardı. Böylece, etnik bölünme ve gerilim, izlerini coğrafyaya yansıtıyordu. Kıbrıs Türk liderliği yaratılan bu şiddet ortamında ayrı belediyelerin kurulduğunu açıklıyordu.
Şiddet “zanaatkârlarından” Mehmet Ali Tremeşeli o dönemde yaşanan kıyımı şu sözlerle anlatıyordu: “O günlerde tıpkı futbol maçlarında olduğu gibi herkes radyonun başında, gol yiyen taraf biraz sonra kendi takımının rakip kaleye atacağı golü sabırsızlıkla bekler, gol gelmezse moraller bozulur ve mağlup takıma kendi takımı tarafından ağır eleştiriler yöneltilir, hatta çoğu zaman eleştiriler küfre dönüşürdü.”
Evet, “etnik fanatikler”, futbol fanatiklerinin gol haberi beklediği gibi ölüm haberi bekliyordu ve karşı taraftan gelecek her kayıp haberini kötücül bir sevinçle karşılıyordu.

Şiddetin 1958 Haziran’ında doruğa tırmanması tesadüf değildi. Kıbrıs’ın egemenliğini elden bırakmak istemeyen Büyük Britanya, adaya yeni bir statü dayatmaya hazırlanıyordu. “Ortaklık Macerası” olarak da adlandırılan Mcmillian Planı 1958 yılının Haziran ayında açıklanacak ve tarafların onayı alınmadan tek taraflı olarak uygulamaya konulacaktı. Toplumlar bu değişim aşamasında milli projelerini hayata geçirmenin yollarını arıyordu. Kıbrıs Rum toplumu Yunanistan ile birleşmek için bastırırken, Kıbrıs Türk toplumu “azınlık” olmadığını kanıtlamaya çalışıyor, “görünür” olmak istiyor ve tek çarenin Taksim olduğunu haykırıyordu.
Peki, 7 Haziran’da başlayan ve Ağustos’un başına kadar devam eden çatışmalarda 109 insanın hayatına mal olan Türk Haberler Bürosu Provokasyonunu kim örgütlemişti? Bu sorunun yanıtını artık herkes biliyor. Bombayı atanlar Türk’tü ve bunu dönemin yöneticilerinin emri ile yapmışlardı. Rauf Denktaş 1984 yılında İngiliz televizyonu ITV’ye verdiği bir mülakatta bombayı Türklerin koyduğunu kamuoyu önünde ilk defa kabul etse de, olayı eksik bilgilerle anlatıyordu: “Türk Konsolosluğunun enformasyon bürosunda bir patlama olmuştu. Kalabalık orada toplandı. Genç Kıbrıslı Türkler hemen bunu Rumların yaptığına karar verdiler ve intikam diye bağırmaya başladılar vs. vs. Daha sonraları adının hala gizli kalması gereken bir arkadaşım, gergin bir atmosfer yaratmak ve Kıbrıslı Türklerin önemine dikkat çekmek amacıyla giriş kapısına küçük bombayı kendisinin koyduğunu bana itiraf etti”.

Oysa gerçek şudur ki, Rauf Denktaş bombayı Türklerin koyduğunu “daha sonra” öğrenmiş değildi. Olay gecesi, yani 7 Haziran 1958 tarihinde sömürge yetkililerine bombayı Türklerin koyduğundan emin olduğunu söylemişti. Vali Foot, 10 Haziran güne Londra’ya gönderdiği telgrafında Denktaş’ın bombayı Türklerin koyduğunu söylediğini aktarıyordu ve Denktaş’ın şu sözlerine yer veriyordu: “Of course it is a Turkish bomb’ (Bu kesinlikle bir Türk bombasıdır.). “Well, We’ve asked for it. The Greeks would not dare to do it. We’ve have gone too far this time. I can’t stop it.” (Bela arıyoruz. Kıbrıslı Rumlar bunu yapmaya cesaret edemezler. Bu sefer çok ileri gittik. Ben bunu önleyemem.)

Vali, mesajında Denktaş’ın söylediklerine dair aktardığı bilgilerin çok gizli olduğunu, bu bilgilerin kullanılmaması gerektiğini de belirtiyordu ve imalı bir şekilde şöyle devam ediyordu: “Tabii, Denktaş’ı hedef göstermek istersek veya istediğimiz takdirde durum değişir, onu hedefe koyarız. Ben, Türk toplumu bağlamında yararlı bir rol oynayacağına dair umut olduğu sürece bunu yapmaya istekli değilim. Olaydan Türklerin sorumlu olduğunu kabul ettiğinin açıklanması hayatını tehlikeye atabilir.”

Durum böyle olduğu halde, Rauf Denktaş yaşamı boyunca bu olaydan kendisinin haberi olmadığını iddia etti. İngiliz televizyonuna konuştuğu 1984 yılından sonra yaptığı açıklamalarda hep aynı şeyi söylüyordu: “bu olay katiyen TMT tarafından planlanmış değildi. Bizim bilgimiz dâhilinde değildi. Yıllar sonra öğrendik ki, iki arkadaşın baş başa verip planladıkları bir iştir bu.”
Oysa hem arşivler, hem de TMT yetkilileri Denktaş’ın söylediklerini yalanlıyor. Konunun meraklıları ayrıntılı bilgi için Heterotopya Yayınlarından yeni çıkan “Şiddet Tarihinin Saklı Tarihi” başlıklı kitabıma bakabilir...

Bu yazı toplam 2843 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar