1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. EOKA, Biyo-Politika ve İşkencede İngiliz-Türk İşbirliği
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yazarın Tüm Yazıları >

EOKA, Biyo-Politika ve İşkencede İngiliz-Türk İşbirliği

A+A-

31 Ağustos 1958 tarihinde, Pazartesi günü Liopetri köyünde bir grup EOKA mensubu İngiliz askerleri tarafından kuşatılır. Grupta İliyas Samaras ve Samaras’ın kardeşi ile kayın biraderinin yanı sıra, iki kişi daha vardır. Toplam beş kişiden oluşan grup büyük bir ihtimalle bir ihbar üzerine kapana sıkıştırılmıştır. Kendi aralarında yaptıkları istişare sonucu, İliyas’ın gruptan ayrılarak uzaklaşması kararlaştırılır. Bu, Lider Diğenis’in emirlerine uygun bir karardır. Çünkü EOKA lideri, mücadele esnasında aynı aileden iki kişinin öldürülme ihtimalinin bertaraf edilmesini buyurmuştu.

Şimdi hem İliyas, hem kardeşi, hem de kayın biraderi hayati tehlike ile karşı karşıyaydı.

İliyas önceleri itiraz etmek istemişse de, grubun komutanı ve diğer üyeleri İliyas’ın saklandıkları samanlıktan çıkıp Peliya’ya gitmesi için ısrar ederler. Peliya, köyün bütün erkeklerinin sorguya çekildiği yerin adıdır. İliyas Samaras bir kuyuya inip saklanmayı düşünür ama sonra bu fikrinden vazgeçer ve emredildiği gibi, Peliya’ya gider.

O da diğer erkekler gibi elleri duvarda bir saat bekletildikten sonra işkenceye alınır. Başlarında bir İngiliz’in bulunduğu beş kişilik işkenceciler grubu İliyas’a saatlerce işkence yapar. İki kişi karnını, diğer ikisi eldivenli yumruklarıyla yüzünü yumruklarken, beşinci kişi cinsel organından çekiştirir. İliyas, yine de EOKA üyelerinin sığınağını ve silahların yerini söylemez. İşkence esnasında zaman zaman baygınlık geçirse de konuşmaz.

İşkenceciler, İliyas’ın çetin ceviz olduğunu anlayınca, bir kova içinde su getirirler. Ayrıca, bardak ve bez...  Bezle İliyas’ın başını hiç görünmeyecek şekilde sıkı sıkıya sararlar. Bir kişi elleriyle burnunu kapatır. İliyas şimdi sadece ağzından nefes alabilir. Tam o sırada diğer işkenceci ağzına aralıksız su dökmeye başlar. Bir diğeri cinsel organını koparırcasına çekerken, öteki de bütün gücüyle karnını bastırır. İliyas defalarca bayılmasına rağmen konuşmaz. Mağdurun öleceğini anlayan işkenceciler kafasındaki bez parçasını çıkarırlar ve biraz soluklanmasını beklerler. Yarı baygın ve perişan bir halde olan İliyas, işkenceci İngiliz’in sesini duyar: “Şimdi istesen de istemesen de konuşacaksın...”

İliyas hiçbir şey bilmediğini söylese de, işkenceci İngiliz ısrar eder: “Biliyorsun, hem de çok şey biliyorsun...”

İşkenceye devam...

Bez bir kez daha İliyas’ın başına geçirilir. Yüzüne ve kafasına yumruklar yağar. Burnu kapatılır, cinsel organları tekmelenir. Yeniden bir bardak ağzına doğru yaklaştırılır. Fakat bu sefer bardakta su değil toz vardır. İliyas korkuya kapılır, kendini kaybeder ve mırıldanarak EOKA üyelerinin hangi evde saklandıklarını itiraf eder.

İliyas, Kaymaklı’da bir tutukevine atılırken, İngiliz askerleri de sığınağı basarak İliyas’ın yoldaşlarını öldürürler.

Bu hazin olaydan sonra sömürgeciler, EOKA’nın kurşunlarından korunması için İliyas’ı ve ailesini apar topar Londra’ya gönderirler. Fakat İliyas mutsuzdur. Yemeden içmeden kesilmiştir ve sürekli olarak ağlamaktadır. Karısına sık sık dayanamayacağını, gidip örgüte teslim olacağını söyler. Sonunda, 3 Kasım 1958 tarihinde İliyas Samaras ailesi ile Kıbrıs’a geri döner. Dönmeden önce EOKA’nın bölge sorumlusuna bir mektup yazar ve adaya geri döneceğini bildirir. İliyas ve karısı adaya dönerler ve doğruca köye giderler. Bir akrabalarının evine sığınırlar ve pencerelerle kapıları sıkı sıkı kapatırlar. Aradan bir saat ya geçmiş ya geçmemiştir ki, maskeli adamlar evi basarlar ve İlyas’ı sorguya çekerler: “Neden geldin?” İliyas sakin bir ses tonuyla “EOKA kurşunu yemek için geldim” der. Ve o gece maskeli adamlar İliyas’ı götürürler.

21 Kasım günü, yani İliyas’ın kayıplara karışmasından tam 18 gün sonra, EOKA’nın bölge yetkililerinden biri İliyas’ın kardeşlerinden Andreas’a haber uçurur ve gelmesini ister. Andreas sabah karanlığında köye gelir ve EOKA yetkilisi ile görüşür. Komutan, Andreas’a korkunç haberi verir: “At arabasını hazırla ve Kutruvina bölgesine git. Orada, Kostas Nikola’nın bahçesinde kardeşinin cesedini bulacaksın. Örgüt cezasını vermiştir. Cesedini arabana koy ve Kseni’nin incirine götürüp ağacın altına bırak ve kaç!”

Andreas söyleneni yapar. Kardeşinin cesedini Kseni’nin incir ağacının altına bırakıp oradan ayrılır.

İliyas Samaras’ın karısı Dimitra, Andreas’ın at arabasıyla köyün dışına doğru yol aldığını görür görmez kocasının öldürüldüğünü anlar. Kapısının eşiğine oturur ve kendisine iki kelime söyleyecek birini beklemeye başlar. Çok geçmeden Andreas’ın karısı gelir ve Dimitra’ya İliyas’ı “görebileceğini” söyler. Dimitra koşa koşa Ksenis’in bahçesine gider ve incir ağacının altına atılan kocasının cansız bedeninin yanına oturur. Saatlerce başında bekler. Bu arada, köylüler “haini” görmek için bahçeye giderler. (EOKA, İliyas’ın ölü bedenini sergilemek ve “hainlerin” başına nelerin geldiğini dosta düşmana göstermek istiyordu.) Sonunda maskeli adamlar gelir ve kocasının yanından ayrılmak istemeyen Dimitra’yı evine gönderirler.

Akşamüstü EOKA’nın bölge yetkilisi İliyas’ın kardeşi Andreas’a yeniden haber salar. Andreas yeniden komutanın karşısındadır. Örgüt Andreas’tan kardeşinin cesedini gömmesini ister. Fakat mezarlığa değil, bir tarlaya... Çünkü, EOKA, “vatan haini” İliyas’a “yas yasağı” uygulama kararı almıştır.

Andreas, örgütün emrini yerine getiremeyeceğini, kardeşini bir ovaya gömemeyeceğini, bunu yapamayacağını söyler.

Altı gün sonra EOKA yetkilisi Andreas’ı yeniden huzuruna çağırır ve ona kardeşini gömüldüğü yerden çıkararak mezarlığa gömebileceğini söyler.

Gecedir. Zifiri karanlık bir Kasım gecesi... Andreas, kardeşinin nereye gömüldüğünü bilen dört EOKA üyesiyle birlikte gömüte gider. Kürek ve kazma ile toprağı kazarlar. Çürümeye başlayan cesetten yükselen kokulardan fenalık geçirerek cesedi bir otomobile koyarlar. Mezarlığa doğru yol alırken, olaydan haberdar olan ve İliyas’ı son yolculuğuna yalnız göndermek istemeyen yakınlarından biri, cesaret edip otomobili durdurur ve İliyas’ın cesedini örten çarşafı öperek “Affedildin İliyas” der.

Mezarlıkta bir papaz İliyas’ı beklemektedir. İliyas, o tenha kış gecesinde papazın dualarıyla sessiz sedasız defnedilir.

Fakat İliyas’ın “yas yasağı” kalkmaz. EOKA, mezarının ziyaret edilmesini yasaklar ve karısı Dimitra’yı sert biçimde uyarır: “mezarını ziyaret etmek halkı tahrik etmektir...” Dimitra kocasının mezarına ancak altı ay sonra gidebilir...

İliyas’ın adı hala “hainler” listesindedir...

Bir Not: İliyas Samaras’a işkence edip onu “çözen” beş kişilik işkenceciler grubunun başında Rich adlı bir İngiliz vardı. Grubun diğer üyeleri bir İngiliz ile üç Kıbrıslı Türk’tü...

 

 

Bu yazı toplam 2373 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar