1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Aleksandros Hastaneye…
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yazarın Tüm Yazıları >

Aleksandros Hastaneye…

A+A-

YAZI DİZİSİ -1-
“Aleksandros Hastaneye, Ayşe Tatile”

1974 Temmuzunun Anatomisi

Makarios’a daha sonra herkes aynı soruyu soracaktı: “Neden darbeye karşı önlem almadınız?” O da hep aynı yanıtı verecekti: “Helen olan hiç kimsenin bana darbe yapacağına inanmıyordum.” Ve ekliyordu: “bu kadar az insanın bu kadar büyük bir felakete yol açtığı dünyada nadir görülmüştür”.      

15 Temmuz 1974 sabahı saat tam 8.17’de Kıbrıs’ta Yunan Alayında görevli Albay Georkitsis’in Yunan Genelkurmay Başkanlığına gönderdiği mesajda Kıbrıs tarihinin akışını değiştiren üç kelime yer alıyordu: “Aleksandros Hastaneye Yattı”. Bu şifreli mesajın anlamı açıktı: “Kıbrıs’ta darbe başlamıştır!”
15 Temmuz 1974 tarihinde, bir Pazartesi günü, Yunan Cuntası’nın emriyle Milli Muhafız kuvvetlerinin tankları Makarios’un sarayına yürüdü ve darbeciler kısa süre içinde yönetimi ele geçirdiler. Makarios’un yerini almak üzere cumhurbaşkanlığı teklif yapılan herkes teklifi reddedince, Nikos Samson “Cumhurbaşkanı” ilan edildi ve solcu güçlerle Makariosçu’ların tutuklanmasına geçildi. Radyo “Makarios Öldü” diye anons yapsa da, darbeden kurtularak Baf’a, oradan da İngiliz üsleri üstünden yurt dışına giden Makarios, Baf’ta yayın yapan yerel bir radyodan Kıbrıs Rum halkına seslenerek “Ölmedim, Yaşıyorum” dedi.
Darbe aslında göstere göstere geliyordu. Özellikle Yunan Cuntası içinde iktidar el değiştirip (Kasım 1973) Makarios ile iyi ilişkiler kurmaya çalışan Yorgos Papadopoullos’un yerine Makarios’tan nefret eden Albay Dimitrisİonnidis iktidarı tekeline alınca, darbe an meselesiydi. Nitekim Atina’da 1974 yılının Şubat ve Mart aylarında İonnidis başkanlığında üst üste yapılan toplantılarda darbe konusu görüşülmüş ve Nisan ayında nihai karar alınmıştı. İonnidis bu toplantılarda “CIA’in kendisine Türklerin müdahale yapmayacağı konusunda güvence verdiğini” iddia ederek çalışma arkadaşlarını ikna etmişti. Oysa Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi DimitrisKosmatopoullos, Yunan Cunta’sını Ankara’nın olası bir darbe karşısında tavrının ne olacağı konusunda bilgilendirmişti. Kosmatopoullos, Ankara’da görüştüğü bir Türk generalinin kendisine kesin bir dille, “Eğer Kıbrıs’ta anayasal düzeni silah zoruyla bozmaya kalkarlarsa, onları denize dökeceğiz” dediğini Atina’ya bildirmişti.
Makarios, kendisine darbe yapılacağını, hatta darbenin tarihini bile bildiği halde nedense bunu ciddiye almıyordu. Yunanistan Cumhurbaşkanı Gizikis’e gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli bir mektupla Kıbrıs’ta görev yapan Yunan askerlerinin adadan çekilmesini talep ettiğinde, Cunta aynı gün henüz daha Makarios’un mektubunu almadan 15 Temmuz’da darbe yapılması için düğmeye basmış bulunuyordu. Makarios, Gizikis’e gönderdiği mektubun bir nüshasını Paris’te sürgünde bulunan Konstantinos Karamanlis’e  ulaştığında kurt politikacının ağzından şu sözcükler dökülmüştü: “şimdi ona darbe yapacakları kesindir, tedbir aldı mı?” Yunanistan’ın dışişleri eski bakanlarından Averof ordu içindeki bağlantıları sayesinde İonnidis’in 15 Temmuz 1974 tarihinde darbe yapma kararı aldığını öğrenmiş ve bunu Kıbrıs’ın Atina Büyükelçisi Nikos Kranidiotis’e bildirmişti. Kranidiotis bu bilgiyi Makarios’a aktarmış ve durumun ciddiyetini iyice anlaması için Makarios’a elden de bir mesaj göndermeyi denemişti. O sıralar Atina’da bulunan ve Makarios’a yakınlığıyla bilinen Manglis adlı işadamından ziyaretini yarım keserek Makarios’a ulaşıp, bu bilgileri ona şahsen bildirmesini istemişti. Bunun üzerine Manglis Kıbrıs’a dönerek Makarios’tan derhal randevu talep etmişti ama Makarios, Manglis’i kabul etmekte acele etmiyordu. Ona Pazartesi sabahına randevu vermişti. Yani, darbenin yapılacağı saatlere...
15 Temmuz sabahı saatler 7.45 gösterdiğinde Makarios sarayında Mısır’dan gelen bir çocuk kafilesini misafir ediyordu. İlk silah seslerini duyduğunda aklına darbe filan gelmemişti. Çocuklara, “lütfen konuşmaya devam edin” diyordu. Az sonra sarayın her tarafına kurşun yağmaya başladı ve tanklar sarayın kapısına dayandı. Bahçeye açılan arka kapıdan kaçmak zorunda kalan Mokarios ve üç koruması, yoldan geçen bir arabayı çevirerek Kikko Manastırına, oradan da doğum yeri olan Baf’a intikal ettiler. Sonra İngiliz üslerinden kalkan bir kargo uçağı onu Malta’ya ulaştırdı. Geceydi. Bir dükkan açtırılarak Makarios’a pijama filan tedarik edildi. Ertesi gün Londra’ya geçti. Makarios’a daha sonra herkes aynı soruyu soracaktı: “Neden darbeye karşı önlem almadınız?” O da hep aynı yanıtı verecekti: “Helen olan hiç kimsenin bana darbe yapacağına inanmıyordum.” Ve ekliyordu: “bu kadar az insanın bu kadar büyük bir felakete yol açtığı dünyada nadir görülmüştür”.      
Oysa başta Dimtris İoannidis ve Yorgos Grivas olmak üzere, Makarios’a darbe yapacak epeyce “Süper-Helen” vardı.
15 Temmuz Darbesine götüren süreç uzun ve karmaşıktır. Bu süreci Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar geri götürmek mümkündür. 1955-59 yılları arasında Enosis için savaşan Kıbrıs Rum toplumu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte kendi içinde bölünmüş, adeta iç savaş ortamına sürüklenmişti. Grivas, Makarios’a karşı sert eleştiriler yağdırıyordu ve bu durum, EOKA üyelerini ikiye bölüyordu. Daha düne kadar birlikte savaşan EOKA üyeleri şimdi “Makariosçular” ve “Grivasçılar” olarak düşman kamplara ayrılmışlardı. Hatta Makarios’un yanında yer alan güçlü içişleri bakanı Polikarpos Yorgacis, Makrios karşıtı EOKA üyelerinden birkaç kişiyi öldürtmüş, iki kesimin arasına kan girmişti. Makarios’un Enosise ihanet ettiğini ileri süren çeşitli gruplar ortaya çıkmıştı. Oysa Zürih ve Londra anlaşmaları gerçekte Grivas kadar Makarios’un da içine sinmemişti. “haksızlık” olarak değerlendiren Kıbrıs Anlaşmalarından kurtulmak, Grivas kadar Makarios’u da meşgul ediyordu. Fakat izlenecek taktik konusunda aralarında derin görüş ayrılıkları vardı. Grivas, derhal Enosis ilan etmekten yanaydı ve Türkiye’nin adaya müdahale edebileceğine inanmıyordu. Makarios ise aşamalı bir süreç sonunda Enosise ulaşmayı amaçlıyordu. Nitekim kendisinin onayı ile kurulan AKRİTAS yeraltı teşkilatının hazırladığı ve asıl adı “Son Siyasi Gelişmeler” olan ama AKRTİTAS PLANI olarak bilinen planda dört ayrı aşamadan söz ediliyordu:
“A) Öncelikle anlaşmaların olumsuz unsurlarından ve buna paralel olarak Garanti ve İttifak anlaşmalarından kurtulmak gerekecek. B) Bu gelişmeden sonra Garanti Anlaşması ve haliyle tek taraflı müdahale hakkı geçersiz olacak. C) Kıbrıs,self-determinasyon hakkının kullanılmasını sınırlandıran unsurlardan(Garanti ve İttifak anlaşması) kurtulunca,halk arzu ve isteğini serbestçe ifade edip gerçekleştirebilecek. Ç) İç ve dış müdahalelere devletin yasal güçleri tarafından karşı konulacak. Bu süreçte başarılı olabilmek için sürecin bir aşaması tamamlanmadan diğer aşamalarından söz edilmeyecek. Örneğin son aşama önceden açıklanırsa, o zaman birinci aşamada dile getirilen“devletin daha iyi işlemesi için anayasal değişiklikler yapmak gerektiği argümanı inandırıcı olamaz.”
Makarios, 30 Kasım 1963 tarihinde Kıbrıs anayasası değişiklik önerilerini sunarak planda öngörülen “birinci aşama” da başlatılmış oldu. Nitekim Yunan Genel Kurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 6 Aralık 1963 tarihinde Genel Kurmay Başkanı I. Pipilis tarafından Yunan Milli Savunma Bakanlığına gönderilen Kıbrıs Raporunda yer alıyordu. “Yunan hükümetinin planla ilgili karşıt görüşlerine rağmen “Makarios Planı” 30 Kasım 1963 tarihinde Makarios’un Dr.Küçük’e 13 maddelik anayasa değişikliği önermesiyle uygulanmaya başlanmıştır” deniyordu. Yunan Genel Kurmay Başkanının imzasını taşıyan raporda sözü edilen “Makarios Planı”, “Akritas Planı” planından başka bir şey değildi. Bu da anayasa değişikliği önerisinin sadece “devlet mekanizmasını daha iyi işletmek” için yapılmış “masum” bir girişim olmadığını, daha büyük bir planın ilk aşaması olduğunu açıkça gözler önüne seriyor.
İki toplum arasında devam eden çatışmalar Kıbrıs Rum toplumunda “milli birlik” sağlanmasına yardımcı olmuşsa da, 1964 yılı boyunca devam eden çatışmalarda “dördüncü aşamaya”, yani Enosise ulaşmak mümkün olamadı. Bunda Kıbrıslı Türklerin karşı koyuşu ve direnişi kadar, Türkiye’nin adaya müdahale tehditlerinin de etkisi oldu. Makarios 1964-67 yılları arasında bütün çözüm önerilerini -Acheson Planı, 1966’da imzalanan Türk-Yunan protokolü vs.- geri çeviriyor ve “Saf Enosis” peşinde koşuyordu. Enosis karşılığında Türkiye’ye adada askeri üs verilmesini reddediyordu. Ne var ki, Makarios’un bütün çabalarına rağmen “Saf Enosis” kapısı açılmadı. 1967 yılında Köfünye köyüne düzenlenen saldırıyla birlikte Türkiye Kıbrıs’a konuşlandırılan Yunan alayının ve Yorgos Grivas’ın derhal ülkeyi terk etmelerini istedi ve bunda da başarılı oldu. Böylece, 1963 yılının sonunda yeniden açılan Enosis sayfası 1967 Köfünye saldırıyla kapanacak ve Makarios halkının karşısına geçip, Enosisin “gerçekleşebilir” olmadığını açıklayacaktı. Kıbrıslı Rumlara Enosisi kalplerine gömmeyi ve bağımsız Kıbrıs Cumhuriyetine sahip çıkmalarını salık veriyordu. Bu tarihi açıklamayla Kıbrıs Rum toplumunun bir asırdan beri hayallerini süsleyen Enosis tarihe karışıyordu. Fakat Enosisi kalplerine gömmek istemeyenler hiç de az değildi. En başta da Yorgos Grivas… Nitekim Makarios’un tarihi açıklamasını “ihanet” olarak görüyor ve Enosisin gerçekleştirilebilir olduğunu ama Makarios’un bunu istemediğini ileri sürecekti. Bununla da yetinmeyecek ve 1971 yılının Ağustos ayında gözaltında bulunduğu Atina’daki evinden kaçarak Kıbrıs’a gelecekti. Limasol’a yerleşen Grivas EOKA B adlı gizli örgütü kurarak İncil ve silah üzerinde Enosis  yemini yaptı. EOKA B, amacını Makarios’u “Enosis” politikasına zorlamak olarak açıkladı ve ilk iş olarak silah tedarik etmeye koyuldu. 1972 yılının Ocak ayında başlayan silahlı eylemlerin esas amacı silah ve patlayıcı tedarik etmekti. Makarios, giderek yükselen gerginlik ve Yunan Cuntasının dayatmaları karşısında Grivas ile görüşmeye karar verdi. Limasol’daki sığınağında yaşayan Grivas’a gönderdiği bir mektupla onu “iç sorunları ve milli davanın geleceğini” görüşmek üzere toplantıya çağırdı.


-YARIN DEVAM EDECEK-

Bu yazı toplam 1898 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar