1. YAZARLAR

  2. Tamer Öncül

  3. 2015’DE NELER OLACAK? -2-
Tamer Öncül

Tamer Öncül

Yazarın Tüm Yazıları >

2015’DE NELER OLACAK? -2-

A+A-

2014’ün son yazısında, yukarıdaki başlığın altını doldurmak için kafa yorarken gördüğüm bir düşü yazmıştım…
Horoz Ali dedem rüyama girmiş; bana bir insanlık dersi vermişti…
O düşü(!), sizlerle geçen hafta paylaştım ama; başlıktaki soru peşimi bırakmadı bir türlü…
Yılın son gününe kadar beynimi kurcalayıp durdu: 2015’DE NELER OLACAK ?
Yılsonu gecesi (son on yıldır yılın son günlerinde, hep bir yakınımızı kaybettiğimiz için; ki bu yıl da öyle oldu; yılbaşı sözcüğünü çıkardım sözlüğümden) yitirdiğimiz akrabaları, dostları anma; ruhlarına kadeh kaldırma ritüeliyle geçti bu yıl da…
- Hade Horoz Ali dedemin ruhuna…
- Hade annenin ruhuna…
- Hade dayımın ruhuna…
- Hade babanın ruhuna…
- Hade halanın ruhuna…
- Hade amcamızın ruhuna…
-Hade nenemin ruhuna…
Saatler ilerliyor; ritüele devam… Yakın akrabalar bitmiş; ortak tanıdıklara, renkli simalara geliyor sıra… Masada bardaklar çoğalıyor… Andığımız (içmeyi seven) her ruh için de bir bardak koyuyoruz masaya… Sonra, fondip!...
Ruh çağırma seansındayız sanki… Bardaklar dolup dolup boşalıyor; ve kopuyor filim…
***
Hamalın meyhanedeyim… Elimde eski usul kasetli bir kayıt cihazı; “2015’DE NELER OLACAK ?”
“Bir bok olacağı yok; sen şiire bak!” diyor, Fikret hoca…
“Amanınını kelleee” şarkısını bitiren Becerikli’ye uzatıyorum cihazı; “Kılıcının ucu kanlıııı…” şarkısıyla yanıtlıyor sorumu… “Oluk oluk kan akacak anlayacağın!” diye bitiriyor…
Elinde helva tepsisiyle içeri dalıyor Felezof, “Dünya bu sene batmaz belki ama; işaretlerden belli: yakında batacak… En eyisi, siz şimdiden yeyin helvasını…”diyor.
Bisikletçi şah çoktan sızmış… Dürtükleyip soruyorum “Jihanla harba duracam… vıjt, zıt…” gibi anlamsız bir şeyler söyleyip uykuya dalıyor yine…
Mehmetalilerin kadrosuna boyacı Derviş de katılmış; “Sarhoş zeybeği”ni çalıyorlar… “Bütün Dünya aha böyle sarhoş olacak, görecen; basdığı yeri görmeycek insanlar; uçuruma yuvarlanacaklar…”diyor Derviş amca acıklı bir gülümsemeyle…
Çoronik’e uzatıyorum kaseti, basıyor kalayı: “Ma kim yolladı be güccüg goç seni; o pez…ingin gazeddasından geldiysang söyle gendine, giddiği yerde galsın; bir yer da bana ayırsın cehennemde biz oraşda yanalım; siz da buraşda yanacaksınız zaten… Bütün peze…ler birleşdi cehenneme döndürdü dünyayı; sen da daha soran “Ne Olacak?” deyi… Ebenin fiznosu olacak…”
“Rahat bırak yahu çocuğu” diye araya girdi Haşmet M. Gürkan… “ Sen gel şöyle bir dolaşalım Lefkoşa’yı; sana tüm çirkinliklerini göstereyim dünyanın” diye gülümsedi, o güngörmüş, acılar çekmiş, sevecen gözleriyle…
“Hiç mi güzellik yok Haşmet bey?” dedim; “e, sanat var ya daha ne olsun?; bu gözü dönmüş insan neslinden fazla şey bekleme” dedi…
Ses kayıt cihazını meyhanede unutmuşum; koşarak geri dönüyorum, çoktan kapanmış… Kapının üstünde el yazısından bir not: “SEN UYANANA KADAR KAPALIYIZ!..”

Bu yazı toplam 1518 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar