1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Yorgos Vasiliou’nun Ardından
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yorgos Vasiliou’nun Ardından

A+A-

“Alçaklığın Fotoğrafı”

Yorgos Vasiliou ile ilk defa 1988 yılının Nisan ayında karşılaştım. O günlerde bir panelde konuşma yapmak üzere yurt dışından Lefkoşa’nın güneyine gelmiştim. Konuşmamı dinlemeye gelen Vasiliou’nun yakın çalışma arkadaşlarının daveti üzerine cumhurbaşkanlığı sarayına giderek Vasiliou ile buluştum.

Çok kısa bir görüşmeydi. Kıbrıs’ta barış için elinden geleni yapacağını söylüyordu. Bir fotoğraf çektirip ayrıldık.

O tarihlerde Londra’da yayımlanan haftalık Toplum Postası gazetesinde yazıyordum. Vasiliou ile kısa görüşmemizi haber yaptım ve Kıbrıslı Rum liderin barış mesajı ile birlikte çektirdiğimiz fotoğrafı da yayınladım. Kısa bir süre sonra ayrılıkçı rejiminin gazeteleri bu fotoğrafı ‘Alçaklığın Fotoğrafı’ başlığıyla manşetlere taşıdılar ve beni vatan hainliğiyle suçladılar.

İlginçtir, bu iğrenç suçlamaya karşı gösterdikleri tek ‘kanıt’, Vasiliou ile birlikte yer aldığımız fotoğraf karesiydi. Fotoğrafta ikimiz de gülümsüyorduk (Vasilou zaten her zaman gülümsüyordu). Nasıl olur da ben bir ‘Türk düşmanı’ ile gülümserdim, toka ederdim, üstelik bu ‘mutluluğu’ bir  fotoğrafla belgelerdim...

Beni vatan hainliği ile suçlayan gazetelere dava açınca durum daha da vahimleşti. Rejimin avukatları, fotoğrafta gülümseyerek poz vermemi tam on dört ayrı maddede ele alarak, bunun ‘alçaklık ve hainlik’ olduğunu uzun uzun anlatmaya ve iddialarını haklı göstermeye soyundular. İddialarının merkezinde trajikomik bir şekilde ‘gülümseme’ sözcüğü yer alıyordu. ‘düşmanla gülümseyerek’ fotoğraf çektirmem büyük bir suçtu. Çünkü ‘düşmana’ gülümsemek, ‘Kıbrıslı Türkleri arkadan hançerlemek’ demekti...

Kısacası, güler yüzlü Vasiliou ile ilk buluşmamız başıma onulmaz işler açmıştı...

Vasiliou’nun ‘Türk düşmanı’ olmadığı bir yana, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğine saygılı bir liderdi. İki toplumun federal bir devlet çatısı altında barış içinde yaşaması için mücadele ediyordu. Zaman zaman kendi toplumunun federasyon karşıtı güçlerince sert saldırılara maruz kalsa da, çözüm için yılmadan inat ve sabırla çalışıyordu.

Ne var ki, Rauf Denktaş’ın katı tutumu yüzünden sonuç alınamıyordu. Nitekim beş yıllık cumhurbaşkanlığı dönemini Kıbrıs Sorununu çözemeden tamamladı.

Bugün hemen hemen herkes onun çözüm ve barış için sarf ettiği yoğun çabalarını, iyi niyetli girişimlerini saygıyla anıyor.

 

Vasiliou Tesadüf Sonucu Cumhurbaşkanı Oldu

İlginçtir, herkes tarafından başarılı, hatta en iyi cumhurbaşkanı olarak değerlendirilen Yorgos Vasiliou aslında bir tesadüf sonucu cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuştu. Kıbrıs Rum toplumu 1988 seçimlerine doğru yol alınırken, AKEL ile Kiprianou’nun arası açılmış, AKEL yeni bir aday aramaya başlamıştı. Ve her zaman olduğu gibi, AKEL ‘demokratik, yurtsever güçler” adını verdiği Makariosçu cenahta aday taraması yapıyordu. Stratejisini DİKO’nun oylarını bölmek üstüne kuran AKEL, DİKO tabanından destek bulabilecek bir aday arıyordu.

AKEL iki isim üzerinde duruyordu. Makariosçu çevrelerde etkili olan Georgios Kokis Yoanidis ile işadamı Yorgos Vasiliou...

Ezikias Papayuannou, Macar Komünist Partisinden Vasiliou hakkında bilgi talep ettiğini ve Vasiliou’nun Macaristan’da okurken “Sosyalist Rejim karşıtı” olduğuna dair bazı bilgilere ulaştığını iddia ederek, Vasiliou’yu ekarte etti. AKEL artık sadece Georgios Kokis Yoanidis üzerinde duruyordu. Ne var ki, bazı görsel malzemeler AKEL’in Yoanidis ile diyaloğunu ip gibi kesmesine neden oldu. Yoanidis’i Mason kıyafetleri içinde gösteren fotoğraflar AKEL’e postalanınca, Yoannidis de apar topar postalandı.

AKE yeni bir aday aramaya koyuldu ve Yorgos Vasiliou’nun ismi yeniden gündeme geldi. Ezikias Papyuannou bu sefer Macar Komünist Partisinden yeni bilgilerin geldiğini ve Vasiliou’nun “Rejim Karşıtı” olmadığını söylüyordu. Böylece, Yorgos Vasiliou 16 Mayıs 1987 tarihinde AKEL’in desteklediği bağımsız aday olarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna talip olduğunu açıkladı.

Bir “pazarlama ustası” olan Vasiliou, dinamik bir çıkış yaparak, peş peşe yayınlanan röportajlarla Kıbrıs Rum siyasetinin gündemine oturdu. Ailesinin solcu olması ve annesi ile babasının Yunan iç-savaşında solculara yardım etmek için EAM-ELAS cephesine katılmış olması, liberal iş adamını AKEL tabanında süratle sevimli kıldı. AKEL, Vasiliou’nun hazırladığı seçim programının “bütün noktalarına” katılmadığını açıklasa da, var gücüyle Vasiliou’yu desteklemeye koyuldu ve parti mekanizmasının çarkları Vasiliou için dönmeye başladı.

Vasiliou’nun karşısında DİSİ’nin başkanı deneyimli politikacı Glafkos Kliridis ve iki-bölgeli federal çözüm konusunda katı tutumlarıyla tanınan Spiros Kiprianou ile Vassos Lissaridis yer alıyordu. Bu arada, küçük partiler de saflarını belirlemişlerdi. Realist ekolden Liberal Parti başkanı Rolandis Yorgos Vasiliou’yu destekleyeceğini açıklarken, Kiliseye yakınlığıyla bilinen ve Makariosçu cephede yer alan NEDİPA başkanı Alekos Mihailidis DİSİ’ye katılarak Kliridis’in yanında yer aldı. Bu, Kliridis açısından ciddi bir kazanımdı, çünkü 1976 yılında Makariosçular tarafından dışlandıktan sonra ilk defa Makariosçular cephesinden bir “transfer” gerçekleştirmişti. Makariosçu cephenin diğer küçük partilerinden Tassos Papadopoulos’un Merkez Birliği şahsi çekişmelere rağmen Kıbrıs konusunda benzer görüşlere sahip olduğu için Kiprianou’yu destekliyordu. Lissaridis ise seçim yarışına “yalnız şövalye” olarak katıldı.

1988 seçimlerinde ilk defa parlamentoda temsil edilen dört parti, AKEL  hariç, kendi adaylarıyla yarıştı ve hiçbir aday seçimi ilk turdan kazanamadı. Birinci turda Kiprianou % 27.24, Lissaridis de % 9.22 oy alarak elenince, yarışa % 33.32 oy alan Kliridis ile % 30.11 oy alan Vasiliou devam ettiler.

İkinci turun çetin geçeceği belliydi. Kliridis ve Vasiliou arasında Kıbrıs Sorununda aslında görüş ayrılığı yoktu. İki aday da bir an önce müzakerelerin şartsız olarak başlamasını  savunuyor ve Kıbrıs Sorunun çözüm bulmayı vaat ediyordu. Seçim yarışı adaylar arasındaki farklılıklardan çok, “Kliridis’in tecrübesi” ile “Vasiliou’nun dinamizmi” tartışmaları ekseninde geçiyordu. Fakat, sonucu belirleyecek olan ittifak politikalarıydı ve “kapalı bir kutu” olan Vasiliou bu konuda Kliridis’ten bir adım önde idi. Adaylar ikinci turda DİKO ile EDEK’in oylarına göz dikmişlerdi. Sonunda DİKO üyelerini “serbest” bıraktı ve “vicdanlarına’ göre oy vermeye çağırdı. Geriye EDEK kalıyordu. Vasiliou, Lissaridis’e bir mektup yazarak Kıbrıs Sorunu konusunda görüşlerini özetledi. Mektup Lissaridis’in endişelerini giderici bir tonda yazılmıştı. Sonunda EDEK “tecrübesiz işadamını” desteklemeye karar verdi ve ikinci turda Yorgos Vasiliou %51.63 oy alarak %48.37 oranında oy alan rakibi Glafkos Kliridis’i geride bıraktı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi.

 

Dünyanın Çehresinin Değiştiği Bir Dönemdi   

Yorgos Vasiliou iktidara geldiğinde, dünya büyük bir dönüşüm geçiyordu. Sovyetler Birliği’nde Mikhael Gorbaçov bir yandan reel sosyalizmin çehresini değiştirmek için “Galsnost ve Peristroika” gibi radikal reform hareketlerini başlatmıştı, diğer yandan da İkinci Soğuk Savaş dönemine son noktayı koymuştu. Bütün dünyada iyimserlik rüzgarları esiyordu. Gorbaçov’un reform hareketleri kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği’nin dağılmasına yol açtı. Soğuk Savaşın sembolü olarak görülen Berlin Duvarının yıkılmasıyla iki-kutuplu dünya sistemi yerle bir oldu. Bu, aynı zamanda reel sosyalizmin çökmesi anlamına geliyordu.

Dünyada oluşan iyimser hava Kıbrıs’a da yansıdı. Spiros Kiprianou’nun on yıllık durağanlık döneminin sona ermesi ve dünyada değişiklik rüzgarlarının esmesi, Kıbrıs Rum toplumunda yeni bir dinamizmin ortaya çıkmasına neden oldu. Vasiliou, oluşan bu iyimser ortamı güçlendirecek adımlar atıyor, açık ve şeffaf bir toplum yaratmaya çalışıyordu. Kıbrıs Rum toplumu gözle görülür biçimde değişiyordu. İnsanlar korkusuzca konuşuyor, devletin medya organlarında o tarihe kadar dokunulmayan tabulara dokunan programlar yapılıyordu.

Bu arda, Yorgos Vasilou, son derece önemli ve cesur bir karar alarak Kıbrıs Rum toplumunu üniversiteye kavuşturdu. Yıllarca Kıbrıslı Rumları ‘Anavatan Yunanistan’dan koparacak, Helen bilinci yerine Kıbrıslılık bilincini yayacak’ diyerek üniversite kurulmasına karşı çıkılıyordu. Vasiliou, bütün eleştirilere kulak tıkayarak Kıbrıs Üniversitesi’nin kuruluş temellerini attı.

Üçüncü Cumhurbaşkanı atıl bir kurum olan Ulusal Konsey’in çalışmalarına da hız verdi. Onun döneminde Ulusal Konsey ilk defa 1989 yılında Kıbrıs Sorununun çözümü konusunda “ortak ilkeler” belirledi ve iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm ‘ortak görüş’ olarak benimsendi.

Dünyadaki değişimler kadar, Türk-Yunan ilişkilerinde esmeye başlayan yumuşama rüzgarları da Vasiliou’dan yana esiyordu. Atina’da Andreas Papandreou Türkiye’ye karşı takındığı milliyetçi-popülist söylemlerin bir işe yaramadığını fark ederek çark etti ve Turgut Özal’ın uzattığı zeytin dalını tutarak Türkiye ile yakınlaşmaya yöneldi. İki lider arasında “Davos Ruhu” olarak adlandırılan diyalog süreci, Yorgos Vasiliou’nun çözüm arayışlarını teşvik edici bir yönde gelişiyordu.

 

Solution Yesterday/Çözüm Hemen Şimdi

Rauf Denktaş’ın “Eskimolara bile buzdolabı satabilecek kadar iyi bir pazarlamacı” olarak tanımladığı Yorgos Vasiliou iktidara gelir gelmez Kıbrıs Sorununun çözümü yönünde tam bir seferberlik başlatı. ‘Solution Yesterday’, yani, ‘çözüme dünden hazırım’ anlamına gelen bu iki kelimeyle bütün ilgili tarafları harekete geçirdi. BM eski Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın sözleriyle Vasiliou “yeni bir rüzgar” estirmişti.

Gerçekten de Vasiliou hızlı bir başlangıç yapmıştı. Kıbrıslı Türklerle diyalog kuruyor, Kıbrıs Türk basınını görüşmeye çağırıyor ve her düzeyde toplumlar arası diyaloğu teşvik ediyordu. Kıbrıs Türk gazetecileriyle üst üste yaptığı görüşme ve röportajlarda çözüm istediğine vurguluyor ve Rauf Denktaş’ı müzakereye davet ediyordu. Kıbrıslı Türkler güler yüzlü Vasilou’ya kısa sürede yakınlık duymaya başladılar. Vasiliou, “beyaz bir sayfa” idi. Geçmişinde şahsına karşı kullanılacak karanlık sayfalar yoktu. Ne EOKA içinde yer almıştı, ne de toplumlar arası çatışmalara karışmıştı. Bu da Kıbrıslı Türklerin sempatisini kazanmasında etkili oluyordu.

BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar Vasiliou’nun iktidra gelmesinden sonra harekete geçerek iki toplumun liderlerini 24 Ağustos 1988 tarihinde Cenevre’de bir araya getirdi. Cenevre toplantısında toplumlar arası görüşmelerin 15 Eylül tarihinde Ledra Palace otelinde başlaması ve 1 Haziran 1989 tarihine kadar çözüm bulunması için prensip kararı alındı. Görüşmeler zamanında başladı ama 1 Haziran tarihi herhangi bir “1 Haziran” olmanın ötesine gidemedi. Taraflar arasındaki görüş ayrılığı her zamankinden daha derindi.

denktas-ghali-vassiliou.jpg

Denktaş Konfederasyon Diyor

Tavrını iyice sertleştiren Rauf Denktaş artık kendi imzaladığı Üst-Düzey anlaşmalarını bağlayıcı saymıyor ve federal değil, konfederal bir yapı istediğini açıkça ortaya koyuyordu. Buna karşılık Vasiliou, federal çözüm konusunda cesur ve esnek davranıyor ve uluslararası toplumdan destek buluyordu. Kıbrıs Rum tarafı Kiprianou döneminde edindiği “uzlaşmaz taraf” sıfatından süratle sıyrılırken, bu sıfat Türk tarafı için kullanılmaya başlandı. Nitekim, 2 Mart 1990 tarihinde, Perez de Cuellar görüşmelerin açmaza girdiğini açıklarken Türk tarafını “uzlaşmaz taraf” ilan etti.

Türk tarafının uzlaşmaz tutumu Kıbrıs Rum tarafını yeni arayışlara sürükledi. Yorgos Vasiliou 1990 yılında bütün Kıbrıs adına Avrupa Birliği’ne üye olmak için başvuruda bulundu. Yunan hariciyesinde görev yapan ve PASOK üyesi Kıbrıs asıllı Kranitiotis, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne yönelmesini önererek, yeni bir yaklaşım başlattı. Bu öneriye AKEL sıcak bakmazken, Vasiliou ve diğer partiler AB üyeliği fikrine sahip çıktılar. Daha sonra AKEL’de aynı çizgiye gelecekti.

Vasiliou, Kıbrıs Rum tarafını rahatlatırken Denktaş “uzlaşmaz lider” imajını her gün biraz daha pekiştiriyordu. Perez de Cuellar’ın, Türk tarafının lehine yaptığı değişikliklerle sunduğu “Fikirler Dizisi” ve ardından yeni Genel Sekreter Boutros Boutros Gali’nin “Gali Fikirler Dizisi” olarak bilinen önerilerini Denktaş aynı kararlılıkla reddetti.

Sadece Rauf Denktaş değil, Türkiye’de başbakanlık koltuğuna oturan Mesut Yılmaz da sorunun çözümünü engelleyen bir çizgi izliyordu. Mesut Yılmaz, Denktaş ve onu destekleyen askerlerle karşı karşıya gelmemek için Özal’ın girişimleri ile oluşan çözüm ortamını sabote ediyordu. Sonunda, Paris’te bir araya geldiği Yunan başbakanı Kostantinos Mitsotakis’e Kıbrıs Sorununu çözemeyeceğini, çünkü Denktaş engeline takıldığını, seçimlerin arifesinde Denktaş’ın aleyhine kampanya yapmak istemediğini söyleyecekti.

Kıbrıs Sorununa seçim kaygısıyla yaklaşan sadece Mesut Yılmaz değildi. Glafkos Kliridis de dört buçuk yıl boyunca desteklediği Yorgos Vasiliou’dan seçimlere altı ay kala desteğini çekerek iktidara gelmenin yollarını arıyordu. Kliridis, Gali Fikirler Dizisine karşı çıkan DİKO ile ittifak kurarak Fikirler Dizisine itiraz edince, Vasiliou’nun dört yıllık yoğun çabaları sonucunda ortaya çıkan çözüm perspektifi tarihe karıştı.

Fakat şu da bir gerçektir ki, Vasilou’nun seçimleri kaybetmesi biraz da kendi yanlışlardan kaynaklandı. Birinci turda elde ettiği büyük başarı sonucunda seçimleri çantada keklik belledi ve gerekli ihtimamı göstermedi. Örneğin, yurt dışından öğrencilerin gelip oy vermesi için hiçbir girişimde bulunmadı ve çok az bir oy farkıyla seçimleri kaybetti.

 

“Düne ve Yarına Dair Düşüncüler”

Vasili ile yollarımız yıllar sonra yeniden kesişti. Kendi inisiyatifle gerçekleştirdiğimiz nehir söyleşi kitabı “Düne ve Yarına Dair Düşüncüler” başlığıyla 2014 yılında Yunanca, Türkçe ve İngilizce olarak yayınlandı. Kitapta yer alan şu sözleri bütün Kıbrıslıların kulağına küpe olmalı: “Ayrı kalırsak batarız, birlikte olursak başarırız.”

Kitap 2016 yılında Rusçaya çevrildi ve Vasiliou ile birlikte Rusya’ya giderek kitabı Rus okurlarla buluşturduk. O tarihte 84 yaşında olan Vasiliou’nun enerjisine, zihninin berraklığına bir kez daha hayran oldum. Vasiliou yorulmak nedir bilmezdi. Dinlenmeyi fazlasıyla hak etti.

Kanımca liderlik koltuğunda oturan veya oturmak isteyen herkesin Vasiliou’nun liderliğinden alacağı dersler vardır. Çözüm konusunda net, saydam, esnek, uzlaşmaya açık bir tutum takınmak, ön şartları ve dip notları bir kenara bırakmak ve öteki ile empati yapmak...

untitled-1-071.jpg

Bu yazı toplam 720 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar