1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Aysel Erçakıca, örnek bir insandı... Hayatı boyunca barışı savundu...
Dr Filiz Besim

Dr Filiz Besim

YALNIZLIĞIM...

A+A-


Son zamanlarda sıklıkla sorgular oldum. Devlet nedir? Ne işe yarar? Toprakta mı yetişir, gökten mi düştü?
Devlet ne toprakta yetişir, ne de gökten zembille indi. Devlet, tamamen insan yapısıdır. İnsanın bilgi ve becerilerini birleştirerek birlikte yaşayabilmek için oluşturdukları bir kurallar zinciridir. Birlikte yaşayacak olan insanların, akraba ya da dost olması gerekmez. Aynı ırk ya da dinden olması da gerekmez. Devlet olmanın tek kuralı oluşturulan kurallar zincirine uymaktır.

Bir zamanlar doğada tek başına yaşayan insanoğlu birlikte yaşayarak çok daha fazla üretebileceklerini, daha iyi korunabileceklerini, kısacası daha refah ve kaliteli bir yaşama erişebileceklerini anlayarak on binlerce yıl önce devlet kavramını geliştirmişler ve o günden bugüne de bu kavramı geliştirmek için uğraş vermişlerdir.
Hammurabi’den bu yana da bu yasaları yazılı hale getirmişlerdir.  Yasalar zamana göre elbette ki değiştirilebilir. Ancak yasalar hep var olmuştur. Yasalar olmazsa bunca farklı insanı bir arada barış ve güvenlik içinde tutmak mümkün değildir.

İşte bu düşünce ile yola çıkarak biz kendimizin nasıl bir devlet olduğumuza bir bakalım.

BİRİNCİ ÖRNEK…

Geçtiğimiz akşamlarda arkadaşlarla bir restorandayız. Aslında son zamanların moda kavramı bir meyhanede. Daha oturalı on dakika oldu ya da olmadı, yan masadan birisi garsona soruyor. ‘Sigara içebilir miyiz?’ Garson en doğal haliyle ‘İçebilirsiniz’ diyor. Ben şaşkınlıkla müdahale ediyorum. ‘’Kapalı alanlarda sigara içmek yasak değil midir? Nasıl olur da burada sigara içirebiliyorsunuz?’’ Hemen mekân sahibi devreye giriyor: ‘’Bizim sokakta sigara içilince bağıran bir komşu var, hem bizim kapalı dış mekânımız yok. Ondan dolayı içiriyoruz.’’

Ve daha bir sürü abuk subuk bahane sıralıyor. Kurallara uymamak için bahaneler sürüsü... Elbette ki ben bir vatandaş olarak o mekân ile ilgili yazılı şikâyetimi Temel Sağlık Hizmetleri’ne yapıyorum ve bir daha asla o mekâna da gitmeyeceğim. Ama derin bir üzüntü çöküyor içime, yalnızlık sarıyor her yanımı...

İKİNCİ ÖRNEK…

“Antibiyotikler reçeteli satılsın” diyoruz. Sadece antibiyotikler değil, aslında birçok ilacın reçetesiz satılması gerekiyor. Dünya akılcı ilaç kullanımı için alarm veriyor. Bilinçsiz kullanılan ilaçlar nedeniyle insanoğlu şimdi birçok hastalığın pençesinde boğuşuyor. Bununla ilgili biz de konferanslar düzenliyoruz. Hekimleri ve eczacıları uyarıyoruz. Ancak en önemlisi toplumun bilinçlenmesi ve devletin toplum sağlığını korumak için çağdaş kurallar koyması. Ama gelin görün ki; bu kadar bilimsel ve çağdaş bir uygulamaya karşı yine bahaneler üretiyoruz. Yok ülkede Genel Sağlık Sigortası yokmuş, yok Aile Hekimliği gerekiyormuş. Hastanın hekime ulaşımının en kolay olduğu bu minicik ülkede; kanserden kırılırken, artık en basit enfeksiyonları bile antibiyotiklere gelişen direnç yüzünden tedavi edemez olmuşken, kim hangi hesaplarla böylesine bilimsel bir uygulamaya karşı çıkıyor?. Bunu  anlamak imkânsız.
Yalnızlık sarıyor her yanımı...

ÜÇÜNCÜ ÖRNEK

Ve bir başka dudak uçuklatan yasasızlık… Hani bu minicik ülkenin sarmalında bulunduğu yasasızlık, denetimsizlik ve iğrençliğin en uç boyutu... Telefonuma bir mesaj düşüyor. Bu ülke için yüreği sızlayan bir doktor atmış. ‘’Geldiğimiz nokta...’’ diyor. Tüylerim diken diken oluyor. Facebook duvarından iş ilanı yapan bir adam işe gitme zorunluluğu olmayan bir iş için genç bayanlara duyuru yapıyor. İlgilenenlere de özelden aşağıdaki mesajı atıyor. Mesajı okuduğumda kanım donuyor.

İşte mesaj:
“Şimdi biz KKTC’deki tüp bebek merkezlerine yumurta donoru arıyoruz. Daha açık konuşmak gerekirse, bayan kişi 2 ayda bir kez yumurta bağışında bulunabilir. Yani vücudunun ürettiği ve her ay boşa giden yumurtaları alınıp tüp bebek merkezinde kullanılıyor. Tek seferlik  değil, düzenli bir gelirdir ve sağlık açısından hiçbir sakıncası yoktur. Düzenli olarak çalışma gerektirmez YUMURTALIK ALMIYORUZ. ZATEN dünyada böyle bir sistem yok. Sadece vücudunuzun ürettiği ve her ay çöpe giden yumurtaları alıyoruz. Sağlık açısından hiçbir sakıncası yoktur. Kıbrıs’ta yıllardır yapılan bir şeydir ve yasaldır. Sadece her şey gizli yapılmaktadır. Alacağınız ücret çıkan yumurta durumuna göre yükselebilir. En az 450-500 euro’dur. Ama bu söylediğim minimum çıkan yumurtaya göre bu miktar artar. Düşünürseniz detayları aktarayım.’’

DEVLET OLMAK…

Aleni organ ticareti yapan bu kişi, kadın yumurtası alıp satıyor. Her türlü toplum sağlığını hiçe sayarak ve insanlığın gelecek nesillerindeki sağlıksızlığını hiç umursamadan... Ama benim kanımı donduran, bu adamın yaptığı değil; bu adamı kullanan hekimlerin olması... Elbette ki bu kişi ile ilgili şikâyetimizi de gerekli yere yaptık.

Yalnızlık sarıyor her yanımı...

İşte devlet olabilmek tüm bu ve buna benzer yasasızlıklara “dur” diyebilmektir. Kim olduğuna, ne yaptığına, nereden geldiğine ve tüm abuk subuk mazeretlere rağmen kuralları uygulayabilmektir. Devlet olmak yanlışları yalnızlaştırmaktır; doğruları çoğaltabilmektir.

Bu yazı toplam 2600 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar