Üst elin uzmanlığı (!)
“Kıbrıslı öğrenciler için hep söylenen ama yapılmayan merkezi sınavı 2025 Eylül’ünde yapmayı hedefliyoruz.”
Bu sözleri bana, Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu (YÖDAK) Başkanı Prof. Dr. Aykut Hocanın söylemişti. Kendisiyle yaptığım özel görüşmedeki bu vaadi, 20 Haziran 2024 tarihinde yine bu köşede sizlerle paylaşmıştım.
O merkezi sınav yapılmadı.
Ya da yaptırmadılar.
***
Kıbrıslı bir genç kendi ülkesinde tıp fakültesine nasıl giriyor?
Kimse tam olarak bilmiyor.
Ürkütücü ama gerçek bu...
Her üniversite kendi "krallığını" kurmuş, kendi giriş kriterini kendisi belirliyor.
Standart yok, denetim yok, şeffaflık yok.
***
Evrensel doğrular 1 milyon nüfusa 1 tıp fakültesi öngörüyor. Oysa yarı/m ülkemizde 8 Tıp Fakültesi var. Bunlardan sadece 3'ü Türkiye'den de onaylı... Gerisi yalnızca Kıbrıslı ve uzak ülke yurttaşı öğrencileri alabiliyor.
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği'nin şu "müthiş" saptamasını da paylaşalım: Kıbrıs’ın kuzeyi, dünyada nüfus başına düşen Tıp Fakültesi sıralamasında 1'inci sıradadır.
Elbette rezalet.
***
Şimdi de tıp eğitiminin son halkası "uzmanlık" üzerinden toplumun geleceğine yeni bir kötülük örülüyor.
Üstel yönetimi, bu süreçte sadece topluma değil, kendi kadrolarına bile ihanet ediyor.
Sağlık örgütleri, hükümet ve muhalefet "merkezi sınav" ve "Uzmanlık Kurulu" konusunda uzlaşmıştı aslında...
Plan netti: Uzmanlık için ya Türkiye’deki sınav (TUS) geçilecek ya da ülkemizde Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından düzenlenecek bir sınava girilecekti. Amaç, bu halkın sağlığını emanet edeceği hekimlerin niteliğini garanti altına almaktı.
Tam "uzlaşıldı" derken, o meşhur "üst el" devreye girdi. Meclis’e giden tasarı alelacele geri çekildi. Meclis gündemine yeniden gelen tasarıda ise "merkezi sınav" maddesi kaybedildi.
***
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı ile sağlık örgütleri tekrar bir araya geldi, merkezi sınav üzerinde bir kez daha el sıkışıldı. Ancak tasarı Meclis yoluna çıktığında, o "üst el" bir kez daha dokundu ve sınav maddesi yine tasarıdan çıkarıldı.
Bu yönetim anlayışının sözlüğünde yetkinlik, yeterlilik, standart, liyakat, ciddiyet ve kalite gibi kavramlar yer almıyor. Kendi bürokratına, kendi uzmanına ve paydaşlarına dahi saygı duymayan; sadece "birilerine yaranma" derdinde olan bir yapı var karşımızda.
Yazık bu topluma, yazık hepimize...
Kötülüğün sonu gelmiyor!







