1. YAZARLAR

  2. Ferdi Sabit Soyer

  3. Türkiye’ye bağımlılık artıyor
Ferdi Sabit Soyer

Ferdi Sabit Soyer

Türkiye’ye bağımlılık artıyor

A+A-

Bu satırları aynen Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Sayın Halil İbrahim Akça’ nın,” KKTC 2012 Ekonomik Raporundan” aktarıyorum.

“KKTC Bütçesi, hem iradi politika oluşturma imkanının dar olmasından, hem de siyasetçilerin ve hukuk sisteminin statükocu anlayışı nedeniyle yeniden dağıtım fonksiyonu icra edememekte, ekonominin ihtiyacına göre Türkiye’den gelecek ilave kaynak ile yeniden  dağıtım fonksiyonu gerçekleştirilmektedir. BU DURUM, KKTC EKONOMİSİNİN TÜRKİYE’YE BAĞIMLILIĞINI ARTIRMAKTADIR” .Sayfa 37-38
İşte bu satırları yazan, bazılarının sürekli olarak “bizi bağladın” diye sertçe eleştirdiği Sayın Akça’dır. KKTC ekonomisinin Türkiye’ye bağımlılığının artması tespitini yapıyor… Söylediği yanlış mı? Hayır.
Üstelik ilk olarak bunu dile getirdiğimde, toplumda, sağdan ve soldan tepki alan biri olarak, artık bu tespitin Türkiye Büyükelçisi’nin raporuna dahi girmesinden de çok memnun oldum.
Artık ikide bir, “Ankara’ya bağlandık” diye eleştiri yapmak yetmiyor. Çünkü “bağlayan” da şikayet ediyor! “Ne bu bağlanma”, diye.
Demek ki artık yalnız protest tavırlar yetmez. Bunun nasıl değişmesi gerektiğine dair tartışmalar, arayışlar, incelemeler ve eylemler gerekir. Bu konuda hala daha yetersiziz.
EKONOMİYİ KAYIT ALTINA ALMA
Baksanıza, Sibel Siber Hükümeti, bu kısa sürede bir karar aldı. KKTC Ekonomisinin Kayıt altına alınması ile ilgili Eylem Planını, Bakanlar Kurulu kararına döndürdü. Bu çok önemlidir. En önemli kararlarından biridir. Üstelik de bu karar, onların görev süresi ile de bağlantılı ele alınamaz. Bundan sonraki süreçlerde de  bu temel olarak alınmalıdır.
Çünkü bağımlılığı azaltma yollarından biri de budur. Buna rağmen Sibel Siber Hükümetinin aldığı bu önemli kararı inceleyen, ele alan oldu mu? Ben bir tek Sayın Göksel Saydam’ın buna işaret eden bir makalesini gördüm.
Şimdi bakın. KKTC Ekonomisinin Kayıt altına alınması Eylem planını, Ankara üretmedi ve karar altına almadı. Bu ülkenin aydınları, akademisyenleri, uzmanlarından oluşan bir grup, Ticaret Odası’nın desteği ile bunu şekillendirdiler. Şimdi, bunu kısaca ele alalım.
Bunu hazırlayan beyinler bizim. Şimdi buna destek olan kim? Ticaret Odası. Bunu Bakanlar Kurulu’nda karar altına alan kim?  CTP, DP,TDP.  Peki UBP?
Onlar da çok övündükleri, 2013- 2015 Protokolü’nde 30 Haziran 2013’e kadar ekonomiyi kayıt altına almak için sonuç alacak çalışma yapacakları sözünü vermişlerdi. Ne yaptılar? Yalnız söz verdiler.
Peki sendikalar, esnaf örgütleri, CTP ve TDP’ nin dışındaki sol siyasi partiler, milliyetçi kuruluşların hangisinin beyanında yoktur, “ekonominin kayıt altına alınması” talebi. Tümünde vardır.
Peki Türkiye Büyükelçisi Sayın Akça; “Türkiye’ye bağımlılık artmaktadır” dedikten sonra, kim diye bilir ki ekonominin kayıt altına alınması talebi, Ankara’nın dayatmasıdır diye.
Ama iş artık öyle kolay değil. Buna, CTP- DP- TDP onay verdi. UBP söz verdi, herkes de bu talebin peşinde.
Şimdi bu yeni dönem de buna dair adım geliştirilmez, ya da kayıt altına almak için atılacak her adıma destek olunmazsa,  işte o zaman Türkiye Büyükelçisi’nin de yazdığı,” Türkiye’ye bağımlılık artıyor” gerçeğini, farklılaştırmak konusunda samimiyet testinden, buna dair adım atmayanlar, ya da yaşama geçmesine karşı çıkanlar, ayak sürçenler, de geçemeyecek.
2012 raporunu baştan sona okudum. Bununla ilgili görüşlerimi mümkün olduğunca özet olarak yazmaya başladım. Bunu Cenk Mutluyakalı’ya yollayacağım… Çünkü bu tartışmalar özellikle yeni hükümet döneminde, sorunları aşma konusuna katkı sağlayacağına inanmaktayım.
STATÜKOCULUK
Şimdi alıntıya gelelim. Bu alıntıda, Sayın Akça genel olarak siyasetçi ve hukuk düzeninin statükocu anlayışa sahip olduğunu ifade etmektedir. Bir siyasi partinin üyesi ve yıllarca görevlerde bulunmuş bir mensubu olarak, bu tür genellemeci eleştiri ve tanımlamalardan gocunmam. Ama dibine darı da ekerim. Kimdir statükocu ve statüko nedir ve nasıl değiştirilecek diye.
Sayın Akça’nın, hukuk sistemine dönük statükocu tanımlamasında bulunmasının ana dayanağının, özellikle emeklilerden vergi kesilmesine dönük alınan kararın, Yüksek Mahkeme tararında bozulması olduğunu gayet iyi bilmekteyim.
Bence, bu statükoculukla ilgili değildir. Çünkü Anayasal ve hukuki noktalarda, Anayasaya rağmen onu delerek yapılan iş, statükoyu yıkmak olarak ele alınamaz.
Bu olsa olsa, ya askeri, ya da sivil darbecilik olarak alınır. En büyük statükoculuk ise hayatın gerçeğine karşın, bu gelişmenin önünü tıkayan Anayasal, demokratik, hukuki yapıyı, halk iradesine dayalı olarak değiştirmemek ve değişimi durdurmaktır.
Bunda da Sayın Akça’nın ve temsil ettiği tüm kurumların, hem dün, hem de bugün, siyasi ve vijdani sorumluluğu, Kıbrıs Türk siyasetçisinden daha fazladır.
İşte bu nedenle Sayın Akça, siyasetçiler ile hukuk sistemini, en genelde statükocu olarak tanımlarken,  kendisinin  temsil ettiği siyasi anlayışın, Türkiye’de yaptığı önemli değişimlere karşın; Kıbrıs’ta, bu değişimi engellemek isteyenlere verdikleri desteğin, yol açtığı çelişkileri ve buna dair ciddi siyasi sorumlulukları unutmaması gerekir. Bunu yazdığım içinde öfkelenmemesi gerekir.
Eğer, statükoyu değiştirmek ve bağımlılığı farklılaştırmak konusundaki ifadelerine bağlı ise ki öyle anlıyorum, o zaman, bunu bu açıdan da ele alması gerekir.
Çünkü, ekonomik değişim, siyasi, anayasal, barışçı, hukuki, demokratik değişimlerle birlikte ele alınmazsa ilerlemez. Kıbrıs’a bakışta bu bütünlüklü anlayış ise, Türkiye’nin bakışında yoktur.
Bu yalnız sağın değil, solunda bakışında yoktur.Türkiye’de Anayasal, siyasi ve demokratik hukuki pek çok değişiklik yapılıyor. Ama Kıbrıs’ta bu yok. Neden?
Çünkü; Kıbrıs’ta devlet, ekonomi, siyasi ve demokratik yapıdaki tüm sınırlama ve düzenlemeler, hep  “çözümü çözümsüzlükte” gören anlayışın ağırlığında, ayrılıkçılığın, ekonomik, idari ve siyasi alt yapısını güçlendirmek üzerine kurgulandı.
Bunda da,  Kıbrıs’taki ve Türkiye’deki statükocu güçlerin ortaklığı olduğu bir tarihi hakikattir. Bu yüzden statükoyu dile getiren Sayın Akça dahil, Türkiye’de Kıbrıs için, “değişim diyenler”, bu yüzden olaya, “yarım yarım”  bakmaktadırlar
Bu mantıkla şekillendirilen bu yapıyı, statükocu temelde daha da güçlendiren diğer bir nokta; 12 Eylül Anayasasının mantığına bağlı şekillenen, KKTC Anayasanın, Devlet Güvenlik Kurulu dahil, devletin tüm güvenlik birimlerinin, sivil ve demokratik iradeye bağlılığını donduran, Anayasanın Geçici 10. maddesidir.
Üstelik yalnız bu değildir. Vesayetin yalnızca askeri ve güvenlik alanı ile sınırlanmayan yanı vardır burada. Merkez Bankası dahil, ekonominin tam anlamı ile planlanmasını, sivil ve demokratik iradeye bırakmayan düzenleme ve TC Yardım Heyeti ilişkilerinin konumu da vardır..
Buna dair her çıkış ve değiştirme arayışını gündeme getiren , ele alan, adım atan, ister iktidarda, isterse muhalefette olsun, her Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli siyasetçiye  ve partiye karşı, onların  başarısız olması için, Türkiye’deki ve Kıbrıs’taki statükocuların; “Organize İşler Eşliğinde” yaptıkları  karşı adımlar ve psikolojik olarak bu değişim için yola çıkanlara karşı sürdürülen medya destekli, sistemli, siyasi kampanyaların, dün de, bugünde, hem Türkiye’de, hem de Kıbrıs’ta yapıldığı gerçeğini de hiç unutmamak gerekir.. 
Peki sorarım, Türkiye’de askeri vesayet azalırken ve bu gerçekten Türkiye’nin sivilleşmesi ve demokratikleşmesine önemli katkı sağlarken, bunda da AK Parti’nin gerçekten herkesin takdir ettiği katkıları varken, neden kimsenin aklına Kıbrıs’ta bu temelde kısmi dahi olsa, adım atmak gelmiyor?
Bundan soyutlaya bilir mi, kendini biri ve Sayın Akça? Türkiye’de, askeri iç hizmet kanunu değişir ve darbeler ile vesayetin hukuki temelini oluşturan, “koruma ve kollama” görevi kalkarken, Kıbrıs’ta askerin, “ Sivil İşler” rolü azalmazsa, o zaman, bunu sorgulamakta bize kalır değil mi?
Hadi hazırlanalım yine, bunu yazdığımız için, “Organize İşlerin” bize karşı açacağı basındaki ve siyasi yaşamdaki kampanyaya yine. Şahsımızı itibarsızlaştırma konusundaki kampanyalara.
İşte bunlardan ötürü, Sayın Akça, statükoculuğu yalnızca HP ödeneği ve emeklinin vergisi ve maaşların yüksekliği noktasına nasıl bağlar? Ha bunlarda sorun  yok mu?
Elbette ki vardır. Ancak kamunun şişkinliğine yol açan bu yapının da, o, “ Organize İşlerin” zamanında Kıbrıs sorununda statüko devam etsin,” çözümsüzlük siyasetinin” ekonomik ve siyasi yapısı sarsılmasın diye, Kıbrıs’ta sağ partilerin iktidarlarına, Türkiye’nin sağladığı ekonomik destekle oluşturulmuş işler olduğunu da Sayın Akça nasıl unutturabilir?
Şimdi bunlardan çıkış yolu da, ne Anayasa, ne de insani ve demokratik değerlere bakmaksızın, bıçak’ın tersi ile kafa keserek olamaz. Bunun için zaman ve sabır, ama değişimi esas alan politikaların,sosyal siyasi, hukuki, demokratik  bütünlüğü ile bunun olacağını da artık anlamaları gerekir.
Neden kamu giderlerinin azalması  üzerinde dururken, ayni anda Anayasa değişimi, Polisin sivil otoriteye bağlanması, Merkez Bankası, TC Yardım heyeti ilişkilerinin yeniden ele alınması ve benzeri demokratik talepleri ötelemeyi ele alırlar.
Türkiye’de, Kürt sorununda, yıllarca sürdürülen, “önce terörü bitirelim, da sonra demokratik açılıma gidelim” siyasetinin, terörü sonlandırmadığını gerçeğini görerek, bu tıkanıklığı aşmak için; Türkiye’de, demokratik açılım ve Kürt sorununun çözümü yönünde adımları öne alan AK Partinin,  sonuçta terörün ve şiddetin gerilemesi başarısını gösterdiği gerçeğine bağlı olarak, Sayın Akça’nın bu olayı da bu mantık eşliğinde düşünülmesine itirazı olabilir mi?
Neden Kıbrıs’ta demokratik, siyasi ve ekonomik düzenleme bütünlüğü içinde ele alınmaz?  İşte bu bütünlüklü  bakışla, Kıbrıs’taki değişime yaklaşmak ve statükoyu bu bütünlükle sarsmak gerekir.
Sayın Akça, Kıbrıs’ta; demokratik, Anayasal sivilleşme, demokratikleşme değişim program ve düzenlemelerini ve Kıbrıs sorununun çözümü dinamiğini hareketlendirmeyi , ekonomik değişim ve gelişim programları ile ayni anda ele almayı neden tartışmanın odağına konmasına katkı sağlamaz da, olayı yalnızca dar ekonomik, o da bütçesel sınırla ele alır? 
İşte Statükoculuğu bu anlamda da tartışmak istedim. Ama açıktır, Türkiye’ye bağımlılığın arttığını, Sayın Büyükelçinin açıkça yazması çok önemlidir.  Ama çıkış üretmekte, en başta bize düşer. Doğru. Ama Sayın Akça’ya da Türkiye’nin ağırlığı nedeni ile bağımlılığın, siyasi, askeri, demokratik yanlarını yaratan, bunun giderek bir kültür ve davranış oluşturan yanlarının da aşılması için politika geliştirilmesine katkı sağlamak düşer inancındayım….

Bu yazı toplam 1805 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar