1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Kıbrıslı Türklerin yavaş yavaş yok edilmesi planı!
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Toplumlarının aleyhine kullanılmaya müsaitler!..

A+A-

Neresinden tutsanız ki!

Tuttuğunuz yerden kopuyor, sağlam bir yeri yok.

Zaten oluşumu sorunluydu; Zorlama bir yapıştırma ile üç parçayı birleştirdiler ama yapıştırıcı sağlam bir ürün değildi.

Dokunsanız düşecek, kopacak gibiydi, öylece de gidiyor zaten…

Hem üçünde ayrı ayrı, hem de üç parçanın kendi içlerinde kopukluklar yaşanıyor…

Azınlık hükümetimiz sağlam olmayan oluşumundan sonra topal aksak bu oluşumu sürdürmeye çalışıyor…

Tuttuğunuz yerden kopuyor dedik ya;

Örneğin Ankara’nın yargımıza müdahalesine sahip çıkarak onların da “tabii efendim”ci tavırları bu oluşumun iğreti, kopuk, zorlama, ipleri başkalarının ellerinde olduğunun bir ispatı…

İpler bırakıldığı anda sapır sapır dökülüp gidecekler…

Zorlama, ucuz yapıştırıcıyla kurulurken “erken seçim hükümetiyiz, Ekim 21’de seçime gideceğiz” sözlerini bir kenara bırakmışlar, şimdi Nisan 22’ye seçimleri erteletmeye çalışıyorlar.

Bakıyorsunuz; UBP kendi içinde çok parçaya bölünmüş, her köşede bir kişi, başka bir grup, parti içinde çeşitli ayrışmalar, farklı çıkar grupları…

Kimisi kaybettiği başkanlık şansını nasıl geri alabileceğini düşünüyor, kimisi başkanlığını nasıl kaybetmeyeceğinin planlarını yapıyor, kimisi parti içinde sağlam yer edinmeye çalışıyor…

DP’ye bakıyorsunuz; Azınlık hükümeti içinde sanki yokmuş gibi sakin, sessiz bir havada… Olanlara bitenlere ses çıkarmıyor, bakanlıkları kaybetmemek için uyumlu olmaya çalışıyor ama öte yandan kalan tabanını da kaybetmeye devam ediyor…

YDP ise başka bir alem; Partinin ikiye ayrıldığını son kurultayla da söylemek mümkün. Başbakan Yardımcılığını kapmış Arıklı, partideki başkanlığını kaybetmemek için büyük çaba vermişken, azınlık hükümeti içinde ayrı bir hükümet gibi davranmaya, kendine bağlı daire ve kurumlarda büyük bir kadrolaşma çalışmalarına ara vermeden devam ediyor.

Aslında zorlama hükümetin üç partisi de sanki ‘devlet’ dediğimiz oluşumun kurumlarını paylaşırken ve “sen onu al, sen öbürünü, ben de bunları” derken, kimse kimsenin malına karışmıyormuş gibi, ellerine geçirdikleri malları sahiplenmişler, kendi zimmetlerine geçirmişler ve kendi istedikleri gibi, ne yasa, ne tüzük dinlemeden idare etmeye çalışıyorlarmış gibi bir görüntü veriyorlar.

Nasıl olsa kendilerini yapıştırıp bir arada tutmaya çalışan ustalarının memleketlerinde de durum aynı.

Orada da ne yasa, ne tüzük, ne mahkeme… Her şey dere tepe dümdüz… Örnek alıyor bizim çocuklar ve aynısını yapmaya çalışıyorlar.

Bereket ki burada sivil toplum örgütlerimiz, henüz bağımsız yargımız, bilinçli insanlarımıza var da dere tepe gidilmeye çalışılırken önlerine engeller çıkarılabiliyor…

İşte bu noktada kültürel birikimimiz, bilincimiz, direncimiz, ülkemize sahip çıkışımız atanmışlar aracılığıyla yok edilmeye çalışılırken, yetmediği noktada direkt, çizmeleriyle giriyorlar yaşantımızın içine…

“Bizde böyleyse orada da aynısı olacak” deniyor.

Ondan sonra da Cenevre’ye giderken ‘sadece eşit egemen devlet görüşürüz” diyerek kendilerini komik duruma düşürüyorlar.

Yani ‘eşit egemen devlet’ isteyecekleri kişi ve kurumların kulaklarının sağır, gözlerinin kör olduğunu, dillerinin olmadığını mı düşünüyorlar!

Böyle bir taleple murat ettiklerinin ne olduğunu merak etmek bile istemiyorum çünkü bizim üstümüzden başka bir ülkenin çıkarına pazarlıklar yapılmasını, bu yüzden de yaşantımızın sürüncemede bırakılmasını bir türlü kabullenemiyorum.       

Bu yazı toplam 548 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar