
Talia Ülgülü: Sadece Bir Hobi mi? Kıbrıs’ta Gençlik ve Yaratıcı Sektör
Gençler olarak fikir üretmeyi ve projelerden söz etmeyi seviyoruz; fakat bunları hayata geçirme konusunda aynı istikrarı her zaman gösteremiyoruz (...) Oysa üretmek, denemeyi, yanılmayı, eleştiriyi kabul etmeyi ve yeniden başlamayı gerektiriyor.
Talia Ülgülü
[email protected]
Sadece Bir Hobi mi? Kıbrıs’ta Gençlik ve Yaratıcı Sektör
Kusursuz koşulları beklemek...
KKTC’de yaratıcı bir alanda kariyer kurmak isteyen gençler için en temel sorunlardan biri, bu tercihin sürdürülebilir bir mesleğe dönüşüp dönüşemeyeceğidir. Bir film çekmek, müzik yapmak ya da görsel içerik üretmek isteyen biri nereden başlamalı? Projeler nasıl finanse edilir, ekipler nasıl kurulur ve üretilen işler izleyiciye nasıl ulaşır? Yaratıcılığın kişisel bir uğraş olmaktan çıkıp profesyonel bir alana dönüşebilmesi için gerekli koşullar mevcut mu?
Sınırlı üretim olanakları, finansman eksikliği ve üretilen işlerin görünürlüğü, gençlerin karşılaştığı sorunlar arasında. Yaratıcı sektörün geleceğine ilişkin güvensizlik de bu tabloya ekleniyor. Gençlere sıkça bu alanı bir hobi olarak sürdürmeleri, geçimlerini sağlamak için başka bir mesleğe yönelmeleri öneriliyor. Bu tavsiyenin arkasında gerçekçi kaygılar olabilir. Ancak bir mesleğin zor olması, o alanda bir gelecek kurmanın imkânsız olduğu anlamına mı geliyor? Gençleri mevcut koşullara uyum sağlamaya çağırırken, bu koşulları değiştirmek için ne yapıyoruz? Öte yandan, sorumluluğun tamamını sisteme yüklemek de yeterli değil. Gençler olarak fikir üretmeyi ve projelerden söz etmeyi seviyoruz; fakat bunları hayata geçirme konusunda aynı istikrarı her zaman gösteremiyoruz. Bazen doğru ekipmanı, yeterli bütçeyi, uygun ekibi veya kusursuz koşulları bekliyoruz. Oysa üretmek, denemeyi, yanılmayı, eleştiriyi kabul etmeyi ve yeniden başlamayı gerektiriyor.
İşin “yerellik” boyutu
Bu tartışmanın bir başka boyutu da yerel sanatın kendisi. Kıbrıs’ta üretilen her işi, sırf burada üretildiği için desteklenmesi gereken bir değer olarak görmek yeterli mi? Yerel üretimin az olması, mevcut üretimleri eleştiriden muaf tutmalı mı? Bence hayır. Bir sektörün gelişebilmesi için üretim yapmak kadar, üretilen işleri tartışmak, geliştirmek ve daha iyisini talep etmek de gerekiyor. Bir yapımın yalnızca Kıbrıs’ta geçmesi veya Kıbrıslı karakterler içermesi, kendi toplumunu gerçekten anlattığı anlamına gelmiyor. Kıbrıs’ın hikâyesi çoğu zaman siyasi çatışmalar, tarihsel travmalar ve geçmişin bölünmeleri üzerinden anlatılıyor. Bunlar elbette toplumumuzun gerçeğinin bir parçası. Ancak Kıbrıslıların hayatı bunlardan mı ibaret? Gündelik hayatımız, mizahımız, değişen kimliklerimiz ve bugünün gençlerinin kaygıları nerede? Kendi toplumumuzu anlatırken geçmişe dönüp bakmak kadar, bugün nasıl yaşadığımızı ve yarına nasıl baktığımızı da anlatabiliyor muyuz? Burada izleyiciye de sorumluluk düşüyor. Yerel yapımları izlemiyor, konuşmuyor ve tartışmıyorsak bu üretimlerin gelişmesini nasıl bekleyebiliriz? Fakat izleyiciyi suçlamak da kolay bir çözüm. Yerel işlere erişmek ne kadar kolay? Nerede gösteriliyorlar, nasıl duyuruluyorlar, izleyicileriyle nasıl ilişki kuruyorlar? Bir filmin üretilmesi kadar dağıtımı, tanıtımı ve izleyiciyle buluşması da sektörün bir parçası. Dolayısıyla mesele yalnızca sanatçıların daha iyi işler üretmesi değil, bu işleri görünür ve erişilebilir kılacak bir yapının da kurulması.
Derviş Zaim’in Gölgeler ve Suretler (2010) filmi, yerel sinema üzerine düşünürken benim için önemli bir örnek oldu. Film, 1963 çatışmalarını Karagöz ustası Salih ve kızı Ruhsar’ın hikâyesi üzerinden ele alıyor. Beni etkileyen, yalnızca tarihsel olayların anlatılması değil, bu olayların insanlar arasındaki ilişkilere ve gündelik hayata nasıl yansıdığını görmekti. Ailelerden ve çevremizden duyduğumuz bir geçmişi, Kıbrıslıların deneyimine odaklanan bir anlatı aracılığıyla izlemek, bildiğimizi sandığımız şeyleri yeniden düşünmeme neden oldu. Kıbrıs hakkında başka yapımların, filmlerin ve dizilerin üretildiğini görüyoruz ancak bir yeri konu edinmekle orada yaşayan insanları gerçekten anlamaya çalışmak aynı şey değil. Bazen başka yapımlarda Kıbrıs’ı görüyoruz, fakat kendi deneyimimizi, gündelik hayatımızı ve toplumumuzun karmaşıklığını o anlatıların içinde bulamıyoruz. Kendi hikâyemizin başkalarının bakış açısından anlatılmasıyla, onu kendi perspektifimizden anlatabilmek arasında önemli bir fark var. Gölgeler ve Suretler benim için bu farkı görünür kılan filmlerden biri oldu.
Uluslararası sinemadan yerele ve aksiyona
Uluslararası sinemadan öğrenmek, farklı estetikleri incelemek ve başka kültürleri tanımak önemli ama herkes öyle yapıyor diye aynı görsel dili benimsemek veya popüler bir estetiği sorgulamadan taklit etmek de özgün bir anlatı geliştirmeyi zorlaştırabilir. Önce kendi çevremize bakmak, neyi gözlemlediğimizi ve neyi anlatmak istediğimizi anlamak gerekiyor. İyi bir sanat eserinin değerini yalnızca prodüksiyonun büyüklüğü veya kullanılan ekipmanın niteliği belirlemiyor, asıl mesele, anlatılmak istenenin ne ölçüde karşılık bulduğu. Fakat bu da teknik yeterliliğin veya özenli üretimin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Yerel sanat hem kendi gerçekliğine sadık kalmalı hem de kendini geliştirmekten vazgeçmemeli.
Bu sorular, yaratıcı sektördeki yerimi ve neler yapabileceğimi benim de düşünmemi sağlıyor. Ben Talia Ülgülü. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi yaratıcı alanlarda tamamladım. Bu alanı hızlı kazanç beklentisiyle değil, yaratıcı üretimin bir parçası olmak istediğim için seçtim. Yukarıda bahsettiğim tüm sorunları, soruları ve düşünceleri yanıma alarak cesur olmaya ve eyleme geçmeye niyet ettim. Genç bir girişimci olarak Aksiyoncuk’u, bu sorunlara verilebilecek yanıtlardan biri olsun diye kurdum. Aksiyoncuk aracılığıyla bağımsız film yapımcılarını ve yaratıcı içerik üreticilerini bir araya getirmeyi amaçlıyorum. Zamanla Aksiyoncuk’un proje geliştirmeyi, ekip arkadaşı bulmayı, bilgi ve kaynak paylaşımını kolaylaştıran bir dijital platforma dönüşmesini hedefliyorum. Amacım yalnızca insanları bir araya getirmek değil; fikirlerini somut projelere dönüştürebilecekleri ve birbirlerinin üretim süreçlerine katkı sağlayabilecekleri bir yapı oluşturmak.
Kıbrıs’ta yaratıcı sektörün gelişmesi yalnızca gençlerin isteğine bırakılamaz. Üretim olanaklarının, destek mekanizmalarının ve iş birliklerinin güçlenmesi gerekir. Biz de yerel üretimi yalnızca var olduğu için değil, gelişebileceğine inandığımız için takip etmeli, eleştirmeli ve desteklemeliyiz. Gençler olarak hem daha fazla alan talep etmeli hem de bu alanları kullanmak için sorumluluk almalıyız. Peki bu geleceği mümkün kılmak için bireyler, kurumlar ve toplum olarak değişime açık mıyız?
Belki de yanıt, küçük de olsa bir aksiyonla başlıyor.





























