1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Paylaşamadılar gitti!
Ferdi Sabit Soyer

Ferdi Sabit Soyer

SORUMLULUK VAR MI?

A+A-

Türkiye ile yapılan protokollerde ön görülen düzenlemelerin yerine getirilmediği ve bu yüzden bu programlara bağlı desteklerin gelmediği yönünde genel bir değerlendirme olduğu bir gerçektir...

Bunun doğru yanı var. Ancak bu konunun ele alınması gereken başka yanları yok mu?
Bir kere doğru olan bir yan vardır.

Her şeyden evvel öngörülen düzenlemelerin bir kısmı, bırakın programlarda bunların düzenlenmesi gereken hedefler olarak yazılmasını, gerçekten toplumun demokratik geleceği için düzenlenmesi gereken yanlışlar olduğu da bir gerçektir.

Örneğin Kamu Reformu.

Kamu sisteminin verimli olmadığı açıktır. Kamu Düzeninde yeni ve ciddi bir reform gerektiği bir gerçektir. Bu sorunun aşılmasının bir toplumsal sorumluluk olduğu, programlarda yazılmasa dahi, bizzat bu ülkenin, siyasi ve sendikal hareketleri tarafından ele alınması gereken bir husus olduğu bir gerçek değil mi?

Ancak bu gerçeğe karşın, bu temel sorunun çözümü için ortak bir toplumsal anlayış üretilemediği ise gerçeğin diğer yüzü değil mi?

O zaman bu konu, diğer şeyler yanında, program hedeflerine uyulmadı diye Türkiye tarafından yapılan açık ve gizli şikayetlerin ve buna bağlantılan dayatma ve aşağılamanın kendisi olur.
Bunun gibi daha pek çok başlığı sayabilirim.

KABAHAT SAMUR KÜRK OLSA...

Ancak, bu ortaya çıkan sorunların hemen hemen tümünde, bizden kaynaklık bulan yanlar olduğu gibi, bu yanlış yapılanmaların oluşmasına destek veren Türkiye yönetimlerinin de bu sorunların gelişmesinde önemli payı vardır...

Ancak,"Kabahat samur kürk olsa giyen olmaz" diye bir söz de vardır. Bu yüzden bu sorunların oluşmasından ötürü kimse sorumluluk yüklenmek istemez.

Biri ötekine, öteki berikine fatura keserek, kendini bu sorunların oluşmasından ötürü sorumlu göstermemeye çalışır.

Sonuçta ortalama bir sorumlu ilan edilir. Bu klasik ifade de "gelmiş geçmiş tüm siyasiler" olarak sorumlunun ilan edilmesidir.. Böylece de herkes rahat eder.

Bakın, bu anlayış şimdi çapa canlı, Meclis önündeki çadırda yansımasını bulmaktadır.

Bugün, orada Erenköy Belediyesinin maaş alamayan çalışanları sıkıntı içinde yer almaktadır. İnsani ve demokratik olarak bir acıdır bu olay.

Peki bu işin sorumlusu kim?

Bugün Belediye Başkanı olan ve bu sorunların tümünü kucağında bulan Belediye Başkanı mı? Peki şuanda görevde olan Maliye ve  İçişleri Bakanları, Başbakan, CTP- UBP Hükümeti mi?

Ama hala basında bu sorunla ilgili emek söylemi ile yerden yere vurulan onlardır.

Sormak lazım. Bu Belediye'ye kapasite üstü istihdam yapılırken susanlar ve bu yapılan istihdamla seçim kazananı başarılı olarak takdim edenler, şimdi nasıl konuşurlar?

Bu oluşan durumda bu anlayış sahiplerinin da bir payı yok mu?

İstihdam yapma bir yana. İstihdam edilen insanların sosyal sigorta, ihtiyat sandığı yatırımlarını yapmayıp, çalışanların vergi kesintilerini de devlete yatırmamayı marifet sayan uygulamalar karşısında yıllarca susanlar!

Susmayı bir yere bırakın, bu uygulamalara karşı tedbir alıp, merkezi düzeyde bunları devlet katkısından kesip, ilgili kurumlara yatırıp, mali disiplin oluşmasını sağlamaya çalışan siyasi kadrolara dün, saldırmayı marifet sayanların, bugün, bu oluşan yapıdan ötürü mesuliyetleri yok mu?

Sorarım, 2008'de devletten alınan katkıdan bu yatırımları kesmeye başlayıp, sosyal sigortalara yatıran hükümeti suçlayan ve bu uygulamayı mahkemeye götürüp bozanlar, şimdi doğan sorun karşısında sorumluluk almak durumunda değiller mi?

Ayrıca bu uygulamayı, sosyal sigortalar yasasındaki kesinti zorunluluğunu göz ardı ederek,  olaya " borudan bakıp",  Belediyeler yasasında bu kesinti yazmaz deyip, o uygulamayı bozan mahkeme, bugün ortaya çıkan bu ağır sorundan ötürü bir sorumluluk duygusu içinde değil mi?

Peki, bu sorunu aşmak için ücretlerde kısa süreli kısmi bir gerilemeyi, temelden ret edip de günümüzde bu sorunun acı içinde yaşanmasına yol açan sendikal anlayış sorumluluk altında değil mi?

Kimse kusura bakmasın, ama DAÜ'de doğan ekonomik krizi aşmak için maaş ve ücretlerinden belli bir süre kesinti yapılmasını kabul eden DAÜ çalışanları ile onların sendikaları çok mu emek düşmanı idiler? Daha evvel benzeri adımları atan sendikalar emek düşmanı mı idiler?

Şimdi talep ne? Bunu anlamadım. Talep, fazla personel devlete alınsın mı? Bu çıkış yolu mu?

Belediyeler battı da devlet yüzer mi? Evet, bu konular bugün Meclis önündeki çadırda yaşamaktadır.

Çadır ziyaret edilmekte ve demeçler verilmektedir. Bu demeçlerde, Belediyelere aşırı istihdam yapılmasına, istihdamı yapılanlarında yıllarca sosyal sigorta, ihtiyat sandığı primlerini  yatırmamalarına dönük, sorumlulukları işaret eden sözlerin söylendiğine dönükte bir şey okumadım. İşte bu anlayışlarla  biz, daha çok şikayet ettiğimiz dayatmalara uğrayacağız.

Bu yazı toplam 1648 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar