1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Pazarlık marjı
Erdinç Gündüz

Erdinç Gündüz

Radyolarımız-Televizyonlarımız

A+A-

                                             

Ülkemizin, -boyuna posuna göre- çok fazla sayıda radyo ve televizyonu var. Bundan gurur mu duysak yoksa üzülsek mi ? Bilemiyorum. 

Ve bir gerçek: Özel Radyo ve Televizyonlar  yayın hayatlarını nerdeyse can çekişerek sürdürüyorlar.  Gelirler kısıtlı, personel az,  Devlet yardımlarına karşın,  gider çok. Bazıları  arkalarını, zengin işyerleri, zengin iş adamları veya şirketlere dayamak zorunda kalmışlar.  Sonları nereye varır ? Bilinmez.

BRT Kurumumuz mu ?

Dışarıdan sayıya bakıldığında,  orada personel sıkıntısı yok gibi görünüyor. Ama aslında personel  sıkıntısı sanıldığından çok daha büyük.  Bir şeyler üretmeye çalışanlar azınlıkta. Geriye kalanlar nerdeyse oturarak her aybaşında maaşçıklarını almaktalar.

İçerik ?

***

Bir gün,  bir yönetici ile konuyu tartışırken ben “Bizim TV’ler,  ‘Görüntülü Radyo’ oldu” demiştim de bozulmuştu.  Yayınların büyük bir bölümünü, masa başında, koltuklarda oturmuş –çeşitli konularda da olsa- ‘tartışmalar’ doldurmuş durumda.  Ha radyodan dinliyorsunuz, ha konukların yüzlerini görerekten televizyonda. Bir fark yok...

Malum nedenlerle,  diziler yok, sinema filmleri  ? Yok.... Kendi üretimleri belgeseller ? Yok... Bu koşullarda olamaz da....

***

Ve bu koşullarda bir başka rezillik...

Gerek radyolarda, gerekse televizyonlarda ortaya çıkan –çok büyük bir bölümünün- spikerlerin, sunucuların her biri bir alem.  Sorular ? Berbat... Diksiyon ? Nerdeyse sıfır... Ağzı diline, dili ağzına uyan sayısı,  nerdeyse yok gibi...

***

Bu da,  radyo ve televizyonlarımızın hali işte. Her şey düzgün de onlar mı geride kaldı ? diyebilirsiniz. 

Deve’nin dediği gibi “Nerem düzgün ki ?”


Bitti mi  ?

Türkiye’de herkes, -hangi taraftan olursa olsun-  31 Mart seçimlerine kilitlenmişti. Yeniden ‘kazanmak’ isteyenler durmaksızın sözler veriyorlar, rakipleri ise yeni fikirler ortaya atıyorlardı.  Halk arasından, “Bir an evvel bitse de kurtulsak...”  diyenler de az sayılmazdı.  Ve sonuçta, oldu bitti... Oldu da bitti mi gerçekten ?

***

Bitmediği apaçık ortada. Kaybedenler kaybettikleri için hazımsızlık çekiyor besbelli.  Ben bu yazıyı yazarken ‘itirazların’ sonuçları belli olmamıştı daha. ‘Kazandı’ gibi görünenlerin elinden uçup giderse Başkanlıklar, seyreyleyin cümbüşü.. Yok eğer, ‘İtirazlar’ uygunsuz bulunursa, seyreyleyin bir başka cümbüşü. Yani anlayacağınız,  değneğin iki ucu da pis....
Ve... Çok önemli bir soru... Seçim nedeniyle iktidardakiler, kapıdaki  birçok sorunu ‘beklemeye’ almıştı. Şimdi, seçim bittiğine göre, halkı bekleyen sürprizler neler acaba ?


Ve Kıbrıs

Kıbrıslı Türkler, yakından ve ilgi ile izlediler 31 Mart Seçimi’ni... Neden ?

Bu sorunun cevabı ardındaki gerekçeler,  oldukça ilginçtir aslında.  En basit şekilde değerlendirirsek, esas gerekçe,  ‘Türkiye’deki her türlü fırtınanın Kuzey Kıbrıs’ta TSUNAMİ’ye dönüşmesi. 

Hal böyleyken,

Çok merak ediyorum... Aynı ilgi Avrupa Parlamentosu Seçimleri’e de olacak mı acaba ?


Sokak Ağzı

“Yetmiş yaşındayım. Bol yağmurlu yıllar gördüm hayatım boyunca. Ama böylesini hiç yaşamamıştım.”

***

“Alışılmışın çok üstünde yağmur gördük bu yıl. Galiba alt-yapı yetersizliğini de kabul etmemiz gerekiyor artık. Küresel ısınmayı  unutmayalım. Yani, iklimlerin alışılmışın dışında olacağını bütün bilim adamları söylüyorlardı.  Uydurma altı-yapılardan kurtulmazsak daha büyük felaketler de bekliyor olabilir bizi.”

***

“Ve nihayet mahkeme kararı çıktı. Gönyeli Belediyesi de hemen o meşhur alt-üst geçidinde çalışmalara başladı. Ne olur bir an önce bitsin artık. Ahalinin çektiği sıkıntı da son bulsun bir an önce.”

***

“RTE bu seçimi kaybetti.  Bu kadar yılda onu biraz tanımışsam, ne İstanbul’daki, ne Ankara’daki ne de Adana- Mersin’deki durumu kabul etmesi mümkün değil gibi geliyor bana. Oralardaki Belediye Başkanlarının çekeceği var.”

***

“Esgiden evimizde kapımız pençeremiz açıg uyurdug. Şimdi da gucağımızda av tüfeğimiznan. Neden acaba ?”


Anlayana

“Politika gerçekleri gizleyip yalan söylemek değil, gerçeklerin istediğiniz yanını göstermektir.”   (Winston Churchill

Bu yazı toplam 1811 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar