1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Yüz yüze eğitimi herkes istiyor ama…
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Piknik ve değnek…

A+A-

Dünya yüzeyinde bir yerde, bir küçük adada, adanın bir yarısında iki toplumdan biri “senin varsa benim de var” dedi ve diğerinden ayrı olarak adına cumhuriyet dedikleri bir yönetim kurmuş ve 37 yıldır bu oluşumu yıl dönümlerinde kutluyormuş.

37. yılında da kutlamış ama bu kutlamayı başka bir ülkenin cumhurbaşkanının programına göre yapmış.

Onun geliş saatine göre, geziş saatine göre, çizdiği plana göre…

Bu oluşumun nasıl bir cumhuriyet, nasıl bir özgür irade, nasıl bir demokrasi olduğu anlaşılamamış.

Oysa ki o ülkede yaşayanlar şimdiye kadar tanık oldukları başka ülkelerin kuruluş günlerini veya başka milli günleri takip etmişler medyadan, televizyonlardan ama böyle bir olaya tanık olmamışlar.

Yani başka konukların geliş saatlerine, çizdikleri plana göre kuruluş günü kutlaması yaptıklarına şahit olmamışlar.

Bu garip durumu da o ülkeyi yönettiklerini söyleyenlerin iyi niyetlerine, anlayışlarına! yormuşlar.

***

Dün böyle bir ülkenin de, yani KKTC’nin de kuruluş günü vardı. Böyle bir kutlama günü yaşandı burada da… Yoksa yukarıda anlatılan ‘konukların zamanlarına göre planlanmış kuruluş günü’ burada mıydı!

Öyle olmalıydı çünkü sabah saatlerinden gece saatlerine kadar Ercan Havalimanı VIP için kapalıyken, yine sabah saatlerinden beri devlet işleri askıya alınırken, bütün protokol başka bir ülkenin cumhurbaşkanının ne zaman nerede olacağını bilemeden ve geleceği yerde olabilmek için beklediler, durdular.

Hazırolda beklemek durumundaydılar çünkü başka bir uğraşları olamazdı.

‘Reis’ gelecekti ve o nerede olacaksa orada olmalıydılar, ne söylerse alkışlamak durumundaydılar.

Geldiği yerde ayakta beklemek, oturduğunda oturmak, kalktığında kalkmak gibi bir protokol uygulamak zorundaydılar.

Bu günü sabırsızlıkla bekleyenler vardı, onlar öne çıkmak, kendilerini göstermek, bazı taleplerini yazılı vermek için beklediler de beklediler. Amaçlarına ulaşanlar da oldu, ulaşamayanlar da… Talep protokolü oluştu Ercan’da… Boyun eğenlerin kuyruğu bitmedi gitmedi.

‘Yalakalar’ ayaklara kadar baş eğmek, bağlılıklarını bildirmek, şükranlarını sunmak, emirleri almak için oradaydılar.

***

Protokol bekledi de bekledi… Ercan’a inen VIP uçakların sonuncusu ve Erdoğan beklendi, belirsiz bir saatte geldi, belirsiz bir saatte tören alanına gitti ama protokol bekledi.

Sadece protokol değil, dört bir yandan toplanan ‘Reis’ meraklıları veya olmasalar bile ‘gel’ denenler alana doldu taştı. Onlar da bekledi bekledi.

Asker bekledi. Saatlerce. Sesini çıkaramadan, şikâyet edemeden.

Öğrenciler bekledi, gençler, çocuklar…

Ne zaman başlayacağı, ne zaman biteceği belli olmayan tören için…

Bir an kendimi onların yerine koydum.

Ben dayanamazdım.

***

Konuştular, konuştular…

Bekleyenler yine bekledi.

Bu kez Tatar’ın konuşmasını beğendim ama!

Prompterden okuduğu yazıyı bu kez önceden çalışmış olduğu belliydi. Oldukça heyecanlı, duraksamadan, gür bir sesle, ‘Anavatan’a ve Erdoğan’a minnetle okuduğu yazının bitiminde mutluydu.

Erdoğan da iki devletliliği gündeme taşıdı, Maraş’ın sahilinin açılmasını akıl edenlere! destek verdi, KKTC’de şu an elde edilen durumla ilgili rahatlığı gözlendi ama bazı yerlere, bazı örgütlere de alışıldık konuşmaları üzere ‘değnek’ göstermeyi ihmal etmedi.

***

Maraş’ta piknik de vardı!

Oraya da gidilecekti. Oradakiler de günlerdir beklemekten ve o kadar hazırlıktan sonra yine dün beklediler, beklediler.

Lefkoşa’da güneş açmıştı tören sırasında ama Maraş kapalıydı, adı gibi… Yağmur yağdı, rüzgâr çıktı.

Piknikten öte masalar, örtüler, kanepeler ile lüks bir davet varmış gibiydi Maraş’ta… E yani, yere örtü serilip de oturulacak değildi ya!

Öyle böyle, adına ‘piknik’ denilen bir parti vardı Maraş’ta… Acıların üstüne yapılan peyzaj çalışmaları ve kanepeler…

Maraş’taki mal sahiplerine çağrı yapıldı;

“TMK’ya başvurun, malınızı alın.”

Ancak bunun daha önceki kararlara göre BM idaresinde olması gerekirdi.

Beklenti buydu.

Buydu ama Maraş’taki ‘piknik’in mesajı da buydu;

“Maraş Türkündür!”

 

 


 

Tatar bu işi beceriyor!

Tatar’ın eline yazılı bir kâğıt tutuşturdular bundan sonra ne söyleyeceği konusunda diye düşünüyorum, o da tekrarlayıp duruyor o kelimeleri gariban!..

“Federasyon görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Artık, mevcut kalıpların dışına çıkılarak yeni fikirler, modellerle masaya oturmalıyız. Bunların başında da iki devlete dayalı çözüm gelmektedir” diye sürekli demeçler veriyor Ersin Tatar…

Birilerini kabul ediyor, aynı şeyi söylüyor, başka biriyle telefonda konuşuyor aynı şeyi söylüyor, röportaj veriyor aynı şeyi söylüyor.

Aslında birilerinin kafasında bir politika varsa tabii ki onu söyleyecek, kafalara sokmaya çalışacak da bu politika, bu düşünce Tatar’ın değil ki!

Ersin Tatar’ın Kıbrıs sorunuyla ilgili bir düşüncesi, bir politikası dün de yoktu, bugün de yok.

Bu konuda kafa yormuş biri değil Tatar, onun için de eline farklı bir düşünce, değişen bir politika yazılı başka bir kâğıt verilene kadar aynı şeyleri söylemeye devam edecek.

Seçime müdahalenin ve Saray’a atanmasının bedelini ödemeye çalışıyor… Zaten bu bedeli ödemeye hazır olarak lehinde müdahaleyi almış, kabul etmiş ve güle oynaya kullanmıştır.

Şimdi de rolünü oynuyor;

Ne dediğini biliyormuş gibi “söyle” denileni söylüyor, tekrarlıyor işte; “Bundan sonra iki devleti konuşuruz” diyor Tatar…

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yani Kıbrıs’ın güneyinin de daha kolaylıkla, üzerinde uzlaşarak ve şimdiye kadar hazırlanan birçok belge dururken kabul edebileceği Federasyon dururken, iki devletliliği “farklı çözüm modeli” olarak sunmak, Maraş’ta acıların üstüne piknik yapmakla eşdeğer bir yaklaşımdan öteye gitmiyor.

  

Bu yazı toplam 929 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar