1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Voltalık avluda kirpiklere dokunan güneş…
Derya Beyatlı

Derya Beyatlı

Özgürlük veren güven duygusu

A+A-

 

Bir merhaba ile başladı herşey, sıcacık bir merhaba ile. Tanıştırıldığımız an üzerimize empoze edilen milliyetimiz, geçmişimiz, kimliğimiz nedeniyle birbirimize saldırmamamız öğütlendi. Ortadoğunun barbar topluluklarındandık ya biz, yapardık. ‘Niye kavga edelim ki ?’ sorusunun naifliğine mi, içtenliğine mi şaşırayım diye kararsızken sımsıkı bir kucaklama geldi, hayatımda ilk kez gördüğüm bir insandan, dahası tanıştığım ilk Yunandan.

Bu basit soru belki zamanı çoktan gelmiş bir politik bilincin zihnimde yeşermesine çanak tutuyor, belki sonradan beni anlatacak bir yaşam felsefesinin ilk tohumunu atıyordu yüreğime, bilemiyorum. Ben bir daha aynı ben olmadım, onu biliyorum. Ve biz bir daha asla ayrılmadık.

Bağıra çağıra kavga ettiğimiz de oldu Kardak krizi patladığında, Türkiye’deki depreme birlikte salya sümük ağladığımız da.  Rakı mı daha eski, Ouzo mu, Döner mi demeli Giro mu, Kahve Türk mü, Yunan mı tartışmasından hiç vazgeçmedik. Birbirimizi kıyasıya eleştirdik bir gün, en mahrem yaralarımızı gösterdik ertesi gün. Güç bulduk bu dostluktan biz, beraber büyüdük, hayatı birlikte öğrendik.

Genceciktik, umut doluyduk, dünyayı değişterecek, devrimler yapacaktık birlikte, öyle sanmıştık. Birbirimizin ülkesini ziyaret etmek bile yasaktı oysa bize. Hiç anlamamıştık nedenini, hâlâ birçok şeyi anlamıyoruz zaten biz.  Her yıl başka bir şehirde buluştuk sonrasında. 5 yıl sonra bir Nisan sabahı kapılar açıldığında ilk misafirim tabii ki Vena olacaktı. 19 Temmuza denk gelmişti Kıbrıs’a gelişi. Gece geç vakitti, Larnaka’da, benim ülkemde, ilk buluşmamız biraz tuhaftı.

Ertesi sabah Lefkoşa yolunu tutmak üzere geceyi bir Larnaka Hoteli’nde geçirmeye karar verdik, muhabbete başlamak için eve varmayı bekleyemezdik. Yorgunduk ikimizde, ama öyle özlemiştik ki sabahı vuran sohbetlerimizi, sabredemezdik. Sabah 5:30’da sirenlerle uyanıp kendimizi balkona attığımızda ne olduğunu hiç anlamamıştık. Bilinçaltı korkularımız bana yangın, Vena’ya deprem paniği yaşatmıştı. Kıbrıslı Rumların 20 Temmuzu andığını ilk anlayan Vena oldu, benim tarihten bile haberim yoktu. O anki paniğimiz görülmeye değerdi. ‘Aman tanrım, 20 Temmuz’da Kıbrıs’tayım, üstelik bir Kıbrıslı Türk ile birlikte’ diye ilk o dile getirdi ikimizin de yüreğini sıkıştıran korkuyu. 

Şimdi hatırladıkça gülüyoruz o geceye ve bütün bize öğretilenlerin yarattığı önyargılara, saçma sapan korkulara. Hiç durmadan dalga geçiyoruz kendimizle, geçmişimizle, ülkelerimizin yaptıkları ve aslında daha çok da yapamadıkları ile.           

Yunan Hükümetinin belki de kuzey Kıbrıs’a gelen ilk Yunan olan Vena’ya salladığı ‘orada ölürsen cesedini geri almayız’ tehdidi de, barikatta yaşadığımız ‘kimdir, nedir, niye geldi, siz nasıl arkadaş olursunuz?’ sorgulaması da aynı derecede meze oluyor kahkahalarımıza. 

Ne tuhaflıklar yaşadı 18 yıllık dostluğumuz, ‘Bu kız çok iyi, Yunan olamaz, bunda kesin Türk kanı var’ dan ‘Üzülme Kıbrıslı Türk olsan da çok tatlısın’ a uzanır aldığımız yorumlar. Bizi hep tuhaf bir ikili olarak tanıdı çevremiz, bazen kabul etti, çoğu zaman uzak durdu. Hep güldük geçtik, hiç takılmadık bunlara.

‘Senin dünyanın bir yerlerinde soluk alıyor olman bana güç veriyor. Bir karar almaya çalışırken onaylayıp onaylamayacağını düşünüyorum önce, sen olsan ne yapardın diye sorgulayıp sonra tam tersini yapıyorum, biliyor musun?’ diyor Vena birden. Gün batımını izliyoruz Yunanistan’ın güzel bir adasındayız. ‘Onaylamayacağım şeyler yapacaksan niye benim ne yapacağımı soruyorsun?’ diye bakıyorum şaşkınlıkla. Çünkü ne yaparsam yapayım umurunda olmayacağını, beni hep destekleyeceğini biliyorum, bu da bana özgürlük veriyor diyor.   

Kadehimi bu dostluğa kaldırıyorum ve dost kelimesinin anlamı olarak sözlüklere bu kaydedilsin diyorum. Hatta tüm ilişkilerin tanımı bu olsun.

Özgürlük veren güven duygusu. Ya da güven veren özgürlük hakkı.

Bu yazı toplam 2325 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar