1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Araştırmacı Mete Hatay’dan 1974’te dağıtılan bir belge…
Kutlay Erk

Kutlay Erk

SİYASET MEYDANI

O Geldi, Gitti - Bir İstanbul Hatıram…  

A+A-

T.C. Cumhurbaşkanı Erdoğan haftalarca önce 20 Temmuz kutlamaları için KKTC’ye gideceğini ve Lefkoşa’dan tüm dünyaya önemli mesajlar vereceğini uluslararası siyasete duyurmuştu… Mesajlarının ne olabileceğine dair tahminler muhtelifti; Kıbrıs sorunu ile ilgili veya bağlantılı olan taraflar daha fazla Maraş’ın tümden açılımı, Kıbrıs sorunu çözüm süreci ve hidrokarbonlar gibi konularda beklenti içinde idi. Kıbrıslı Türklerin sağ siyaseti ise, bunların yanı sıra KKTC’nin en azından Azerbaycan tarafından tanınacağına dair bir umut içinde idi; dayanakları da çok güçlü idi çünkü özel istihbaratları vardı bu konuda… KKTC’nin adı bile değişecekti; parlamenter sistem terkedilip başkanlık sistemine geçilecekti. Tüm taraflar Erdoğan’ın 20 Temmuz’da vereceği mesajlarla ilgili tahminleri üzerinden ve kendi duruşları bağlamında esti-yağdı, yerel ve uluslararası siyaseti dalgalandırdı, çalkalandırdı.

Gün geldi çattı, Erdoğan 19 Temmuz’da Kuzey Kıbrıs’a geldi ve KKTC Meclisinde oturuma katılan UBP, HP, DP, YDP ve bağımsız milletvekillerine hitap etti; CTP ve TDP boykotta… Konuşmasının içeriği bildik konular, “müjdesi” hariç… Müjde de bildik konu idi aslında, aylar öncesinden konuşulmuş ve hatta 2021 bütçesine fonu konmuş olan yeni Başkanlık Sarayı, veya Erdoğan’ın tabiriyle ‘Külliye’; yanında da meclis olacakmış ve bir de bonus olarak Millet Parkı... Bütün bunlar içinde bilinmeyen tek konu, mevcut Cumhurbaşkanlığı binasının bir “Gecekondu” olduğu idi… Hem de İngiliz’den kalma bir gecedondu… Erdoğan için önemli olan o binanın gecekondu olduğunun Kıbrıslı Türklere söylenmesi idi…Hem de meclis salonunda oturan milletvekillerinin ve eski Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun gözünün içine baka baka söylenmesi ve onların alkışını alması… Amaç, bir yalanı söylemek değil, Kıbrıs’ın tarihi kültür mirasını aşağılamaktı… Ama mesela düşünmedi herhalde, o gecekonduyu yapan İngilizlere Kıbrıs adasını kiralayanın da Abdülhamit olduğunu; Kıbrıs’ı kiralamak için bula bula zibidi İngiliz’i bulmuş Abdülhamit, onlar da ancak bu  gecekonduları yapabilmiş… Ah be Abdülhamit…

Erdoğan’ın meclis konuşmasının yarattığı ilk etki, “Dağ fare doğurdu” oldu; beklenen konuların hiç biri üzerinde kelam kesmedi… Özellikle Kuzey Kıbrıs’ın sağ siyaset unsurları da hayal kırıklığı ile yıkıldı ama belli etmemeye çalışarak “Yarını bekleyin” dediler; Erdoğan 20 Temmuz konuşmasında dünyaya vereceğini söylediği mesajlarını sıralayacak, bir de “Eyyy dünya…” diyecekti mutlaka… Meraklar buraya odaklandı… Gün geldi, saat çattı; Erdoğan konuşmasını yaptı ve gene bildik sözler, cümleler, yorumlar… Beklentiler dahilinde olan Maraş’ın yerleşime açılması konusu ise, önce Tatar, sonra da Erdoğan tarafından Maraş açılımının ikinci aşaması diyerek %3.5’luk bir alanının Kıbrıslı Rumlara açılmasına bağlandı… Maraşlı Kıbrıslı Rumlar Taşınmaz Mal Komisyonuna (TMK) başvurup, malına geri dönüş hakkını kullanabilecek… Dünyaya verilen mesaj da bu… Hani bu Maraş Osmanlı paşalarının vakıf malları idi ve o zibidi İngiliz bu malları yasalara aykırı olarak Rumlara vermişti ve belgelerimize AİHM’de aslanlar gibi savunacaktık bu tezimizi, alacaktık Osmanlı paşalarından miras evkaf mallarımızı ve makhum edecektik gecekondu yapıcısı zibidi İngilizler ile onların yedeği Rumları?! Ne oldu şimdi de burasında sus-pus, Rumlara da açık çağrı, gelin alın mallarınızı, mallar sizin diyoruz alkışlarla?!
Aslında, Maraş açılımının ikinci aşaması dedikleri de Maraşlı Kıbrıslı Rumlardan AİHM’e dava dosyalamış olup, davasında karar aşamasına gelenlerle ilgilidir. Ve belli ki, AİHM’de konu davalarda bir süreden beri uzatmalara oynayan Türkiye AİHM’den çıkacak kararı öngörebildiği için “Yiğitlik bende kalsın” edasıyla, AİHM’den emir almıyormuş havası ile o Kıbrıslı Rumlara mallarına geri dönüş hakkını kullandırmak istiyor. Ama önce TMK’ya başvuracaklar… O TMK ki aylardır başkanı yok ve toplanamıyor, gündemlerini görüşemiyor… O TMK ki yıllardır verdiği onlarca karar gereği olan ödemeleri Kıbrıslı Rumlara yapamıyor… O TMK ki bu nedenle yeni kararlar üretemiyor. Ve o TMK ki, bu nedenle yabancı yargıç üyesini de yitirmiştir. Ama dünyaya mesaj vermiş Erdoğan ve mesajını alkışlamış Tatar ve KKTC hükümeti… Dünyanın konu ile ilgili cehaletini fırsat bilebilirler, TMK’nın artık geçerli bir yerel çare olmadığına dair Rumların AİHM’e dava açtıklarını da Kıbrıslı Türklerden saklamaya çalışabilirler ama iş uygulamaya gelince konularının cahili ve halkını da aptal yerine koyanlar ayan-beyan ortaya çıkar…

Erdoğan o mesajları niye vermişti, verdiği mesajları yok sayıp niye zaten bilinen konuları ısıtıp servis yapmıştı?! Yani Erdoğan gerçekten mesaj vermeyecek de KKTC ziyareti ile ilgili sansasyon yaratmak için mi öyle yapmıştı?! Kesinlikle hayır! Uluslararası siyaset kendisini sıkıştırdı, baskılarını kurdu ve sonuç aldı; Erdoğan caydı, farıdı… Ama Erdoğan yere düşse avcunda toprak ile kalkan bir siyasetçi; baskı yapan uluslararası siyaset unsurlarından kendisi de mutlaka kendi siyasetleri ve Türkiye’nin çıkarları bağlamında bazı iltimaslar, destekler, katkılar almıştır. Ve aldıklarının da Kıbrıslı Türkler veya Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgisi de yoktur.

İki konu daha… Hidrokarbonlar konusunda Erdoğan’ın somut bir söylemi olmadı; demek ki henüz kayda değer bir rezerv bulamadılar… Kuzey Kıbrıs sağ ve milliyetçi siyasetinin Azerbaycan’ın KKTC’yi tanıyacağına dair iddiaları vardı, kanıtları da 20 Temmuz törenlerine katılan Azeri milletvekilleri idi… Halbuki onlar 20 Temmuz törenlerine yıllardan beridir katılmakta idi… Bu konuyu soran bir gazeteciye Erdoğan’ın geçiştirici bir cevap vermesi de KKTC’yi tanıyacak hiçbir devletin elan olmadığının, yakında da olmayacağının, uzakta da görünmediğinin bir ifadesidir…

Gelelim bir İstanbul hatırama… 1972 yılı Mayıs’ında ilk kez İstanbul’a gitmiştim, küçük abim orda okuyordu. Geziyoruz… Galata Köprüsü’nün girişinde bir kalabalık, bir adam elindeki tükenmez kalemleri sallaya sallaya ne kadar sağlam ve kaliteli olduklarını ama ona rağmen ne kadar ucuz fiyata vereceğini anlatıyor. Yerde yanında da küçük bir bavul, kapalı; içinde yılan varmış, toplanan kalabalığa yılanı da gösterecekmiş ama biraz daha kalabalık toplansınmış…  Ankara’da işportacı görmemiştim, merakla izliyorum ve bavulun açılmasını bekliyorum. Abim ise yürüyüp gitmemizi istedi, bavulda yılan falan olmadığını, insanları toplayıp, adi ve belki de mürekkebi olmayan tükenmez kalemleri insanları kandırarak satmaya çalıştığını söyledi… İnanmadım, işportacı anlatırken heyecanla kalemlerden satın alıp memnuniyet belirten müşteriler vardı… Abim onların da işportacının ekibi olduğunu söyledi; tüm olay bir kurgu, insanları kandırmak üzere oynanan bir oyunmuş… Tabii ki abime güvendim, işportacıya kapılmadım; bavulda da canlı bir yılan olduğuna dair bir emare de yoktu zaten… Eminönü’nde kayıkçılardan balık-ekmek yemek daha keyifli olmuştu… Balığı da, ekmeği de, pişirilişini de gördük; parası helaldi…
Neredeeeen nereye?!…

Bu yazı toplam 938 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar