1. YAZARLAR

  2. Salih Sarpten

  3. Kimse Onları, Onlar Da Kimseyi Anlayamıyor
Salih Sarpten

Salih Sarpten

Kimse Onları, Onlar Da Kimseyi Anlayamıyor

A+A-

KKTC okulları giderek büyüyen önemli bir sorunla karşı karşıyadır: Ana dili Türkçe olmayan yabancı uyruklu öğrenciler…

Bu sorun aslında yeni değil. Son 10 yıldır her geçen yıl katmerlenerek büyüyor. Ve işin vahim tarafı, sanki bu çocuklar yokmuş gibi davranmaya devam ediyoruz…

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti dışında 44 farklı ülkeden (ABD, Afganistan, Almanya, Azerbaycan, Bangladeş, Belarus, Belçika, Bulgaristan, Birleşik Arap Emirlikleri, Filipin, Filistin, Güney Afrika, Hindistan, İngiltere, İran, İspanya, İsveç, Kamerun, Kanada, Kazakistan, Kenya, Kırgızistan, Letonya, Libya, Litvanya, Lübnan, Mısır, Moldova, Nijerya, Norveç, Özbekistan, Pakistan, Romanya, Rusya, Suriye, Suudi Arabistan, Tanzanya, Tayland, Trinidad-Tobago, Türkmenistan, Ukrayna, Ürdün, Vietnam, Zimbabwe) yabancı uyruklu öğrencilerimiz var. Üstelik ihmal edilemeyecek oranda.

Öğrencilerimiz %7.9’u yani 4371’i anadili Türkçe olmayan yabancı uyruklu. Önümüzdeki öğretim yılında bu sayının 5000’in üzerinde olacağı düşünülürse sorunun büyüklüğü daha kolay anlaşılabilir.

Ülke genelindeki oran %8’ler civarında ancak ilçelere göre baktığımızda daha büyük oranlarla karşılaşıyoruz. Örneğin İskele ilçesinde bu oran %9.3’e, Girne’de ise %13.9’a çıkıyor. Başka bir ifadeyle Girne ilçesindeki okullarımızda her 30 kişilik sınıfta 4 öğrenci Türkçe konuşamıyor, konuşulanları anlamıyor.

Bu oranlara okullar bazında baktığımızda ise çok daha vahim sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Örneğin geçtiğimiz öğretim yılında toplam 748 öğrencisi olan Bekirpaşa Lisesi’nde 121, toplam 482 öğrencisi olan Şht. İlker Karter İlkokulu’nda ise 128 ana dili Türkçe olmayan yabancı uyruklu öğrencimiz vardı.

Okul ortamında kimse bu öğrencileri, bu öğrenciler de kimseyi anlayamıyor. Sadece anadilleri değil, geçmişleri, yetenekleri, alışkanlıkları, sosyal ve duygusal davranışları dolayısıyla da öğrenme hızları ve öğrenim ihtiyaçları da farklı… Ancak karşılaştıkları eğitim bunlardan çok uzakta.

Bu öğrencilere yönelik anlamlı bir öğrenim verilemediği gibi, bulundukları sınıf içerisindeki diğer öğrencilerin öğrenmelerini de erozyona uğratan bir unsur olma durumuyla karşı karşıya kalıyorlar.

Kısacası hem bu öğrencilerin pedagoji ve çocuk hakları açısından ciddi sıkıntılar ortaya çıkıyor. Hem de topyekûn eğitim kalitesi darbe alıyor.

Yakın çalışma arkadaşım sevgili Barış Uzunahmet ile 2015 yılında birlikte yaptığımız “Anadili Türkçe Olmayan Öğrencileri KKTC Okullarına Entegrasyo Sorunu” adlı eğitim araştırmamız 2. Uluslararası Eğitim Araştırmaları Kongresi’nde oldukça ilgi görmüştü. Ne var ki o günlerden bugünlere değişen bir şey olmadı. O araştırmanın bulguları bugün yaşananların habercisi niteliğinde. Araştırmaya katılan yabancı uyruklu öğrencilerin dile getirdiklerinden bazıları şöyleydi:

  • “Okul ortamında karşılaştığım en büyük sorun etrafımdaki kişilerin beni anlamaması ve benim de onları anlamamam...”
  • “Okulda kimseyi anlamıyorum, o yüzden de hiç konuşmuyorum.”
  • “En önemli sorun Türkçe kelimeleri düzgün söyleyemediğim için arkadaşlarım alay ediyor ve arkadaş olamıyoruz...”
  • “Bence en önemli şey diğer çocuklarla anlaşamamak. Çünkü onlarla oyun bile oynayamıyordum.”
  • “Okula ilk gittiğimde kantinden alış-veril bile yapamadım.”
  • “İlk geldiğimde mutlu değildim. Dilimi bilen bir öğretmen olmalı diye düşünmüştüm ama kimse bilmiyordu.”
  • “İlk geldiğimde konuşmakta ve anlamakta zorlandım. Bu sorunu gidermek için sınıf öğretmenim bana İngilizce konuşuyordu.”

Kısacası bu öğrenciler;

  • Hem öğretmen ve okul yöneticileri ile hem de arkadaşları ile iletişim problemi yaşıyorlar.
  • Bu problemini çözmede yeterli destek alamıyorlar.
  • Bu problemlerini kendi imkanlarıyla çözmeye çalışıyorlar.
  • İletişim sorunların onlar için büyük bir mutsuzluk ve başarısızlık kaynağı oluyor.
  • Destek ve katkı bekliyorlar ancak bu destek ve katkılar sadece duyarlı öğretmenlerin yaptıklarıyla sınırlı kalıyor.

Peki ne yapmalı?

Öncelikle bu durumun bir eğitim kalitesi erozyona uğratan, bu çocukların için de hem pedagojik hem de insan hakları bağlamında ciddi sorunlar ortaya çıkardığını görmek bunun bir eğitimsel problem olduğunu kabul etmek gerekiyor. Sonrasında ise şu adımlar atılmalı.

  1. Bir dil politikamız olmalı. Bu politika Türkçe öğretimindeki temel esasların yanında yabancı dil öğretimi de dahil, öğretme-öğrenme yaklaşım, anlayış ve uygulamaları içermeli.
  2. Anadili Türkçe olmayan yabancı uyruklu öğrenci örgün eğitim sistemi içerisinde dahil olmadan önce takip etmek, tamamlamak ve Türkçe dil düzeyleri belirlenmiş bir seviyeye getirmek için zorunlu olarak dahil olacakları bir destek programı ivedilikle sisteme entegre edilmeli, yasal mekanizması kurulmalı.
  3. 21 yüzyılda eğitim sistemlerin “çok kültürlü” yapıda olması gerektiği gerçeğinden yola çıkılarak “çok kültürlü eğitim anlayışı” benimsenerek, KKTC okullarındaki tüm eğitim-öğretim uygulamalarında bu anlayış etkin olmasına yönelik uygulamalar geliştirilmeli.
  4. Öğretmenlerin bu anlamda karşılaştıkları sorunları baş etmelerinde onlara yardımcı olarak bilgi ve becerileri kazandırmak için bu konudaki ihtiyaçlarına dönük hizmet içi eğitim faaliyetlerinin organize edilmeli.

tablo1.pngtablo2.pngtablo3.png

Bu yazı toplam 708 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar