1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. BAF’TAN HATIRALAR…
Çağıl Günalp

Çağıl Günalp

Kıbrıslı’nın sorunu…

A+A-

Akıllara ilk olarak 1999 yılında yönettiği Being John Malkovich filmi ile kazınan Spike Jonze, 3 yıl önce yönetmenliğini yaptığı ‘HER’ isimli fütürist filmi ile insan/toplum ve teknoloji ilişkisini özel bir sinematografi ve üslup ile ele alır. Joaquin Phoenix tarafından canlandırılan Theodore Twombly’nin eşinden ayrıldıktan sonra, kendisinin yarattığı boşluk içinde yapay bir zeka ile yaşadığı ilişkiyi anlatan film, ilk etapta yapay zekanın yaşadığı evrim ile bilinç sahibi olmasını anlatıyor gibi görünse de; film çok daha derin konuları ele alır. ‘HER’, romantik bir aşk filmi olmaktan öte, içerisinde varoluşsal felsefe, bilimin etik sorunsalı hatta ve hatta medeniyet eleştirisi gibi derin unsurlar barındıran sıra dışı bir filmdir.

Filmin başrol oyuncusu Theodore’un (ki Grekçe ve Latince “Theo” yani “tanrı”dan türeyen bir isimdir) eşinden ayrılmanın eşiğine gelmesi sonrası yaşadığı yalnızlık, nihilist boşluk, depresyon; filmi izlerken “Theordore’un kaderi” gibi görülebilir. Yaşadığı yalnızlık sonrası, Samantha isimli yapay zeka ile aşk yaşamaya başlayan Theodore, daha sonra 8316 kişi ile daha eş zamanlı “ilişkiye” giren ve bunların 641 tanesi ile “aşk yaşayan” Samantha ile de kendisini bunalımlı bir ilişki içerisinde bulur. Samantha isimli yazılımın işletim ömrünün sona ermesi ile Theodore’un yalnızlığı ve mutsuzluğu Samantha ile tanışmadan öncesinden daha iyi olmaz. Samantha ile yaşadığı “ilişki” Theodore’u sağaltmaz, belki de daha da mutsuzlaştırır…
Bu noktada Theodore’un yapay zeka ile yaşadığı aşk (ki yakın bir gelecekte etrafımızda birçok insanın karşılaşabileceği bir olasılık), kendi yaşadığı çağın bir dayatması veya daha basit bir tabir ile koşulu mudur? Peki, öz bilinci olan bir varlık olarak insan, yine insan tarafından üretilen yapay bir zeka ile aşk yaşayabilir mi? ‘HER’deki Samantha’nın yaşadığı gibi; yapay bir zeka, insanlar gibi varoluşsal krizler yaşayabilir mi?
Evet, ‘HER’deki yapay zeka Samantha, insan değil fakat aşk acısı yaşıyor, öngörüleri, beklentileri var. “Eskiden vücudum olmayışından dolayı oldukça endişeliydim fakat şu anda bu durumu seviyorum. Zaman ve mekana bağlı değilim ve bir bedenin içerisinde mahsur olsaydım sonunda ölecektim” şeklinde konuşarak varoluşsal sorgulamalar yapan Samantha, filmde karşımıza sürekli olarak derin “duygu yoğunluğu” ile bezenmiş bir varlık gibi çıkar.

The Future of Humanity Institute at Oxford University,  birkaç yıl önce bir rapor yayınlayarak insan beyninin bir makineye yüklenmesi için gerekli olan teknolojiyi irdeler. Synapse isimli bir program geliştirildiği ifade edilen açıklamada, Synapse ile insan beynine benzer bir aygıt geliştirilmeye çalışıldığı ve bu aygıtın form ve işlev bakımından insan beyni ile hemen hemen aynı olabileceği belirtilir. University of Connecticut’da görev yapan akademisyen Susan Schneider’in “The Philosophy of Her” isimli makalesinde altını çizdiği bir durum vardır. Makalede, beyne ilişkin en iyi ampirik teorinin, beynin bir bilgi-işleme sistemi olduğu ve tüm zihinsel işlevlerin hesaplamalardan ibaret olduğu yönündedir. Bu teori ışığında ‘HER’ isimli filmdeki yapay zeka Samantha gibi varlıkların da bilinçli olabileceği ifade edilen yazıda; Samantha gibi yapay zekaların da tıpkı bizimkine yani insanınkine benzeyen, hesap yapabilen akılları olduğuna dikkat çekilir. Makalede, nasıl bir telefon çağrısı ile duman işareti aynı bilgiyi iletebilirse, düşüncelerin de hem silikon hem de karbon tabanlı “mayası” olduğu kaydedilir. Susan Schneider’in “The Philosophy of Her” isimli makalesinde, bilim insanları tarafından gerçek nöronlarla bilgi değiş tokuşu yapabilen silikon tabanlı yapay nöronların üretildiğinin ve nöral kodların işlemsel olduğunun da böylelikle giderek kanıtlanmakta olduğunun altı çizilir… Her ne kadar da filozofolar ve bilim çevresinde baskın olan görüş, bilinçli olabilmenin, biyolojik organizmalara özgü bir durum olduğunu belirtiyor olsa da; yaşanan gelişmeler, yapay zekaların da bilinçli olabileceği ihtimalinin gittikçe güçlenmekte olduğunun göstergesidir.
Yazımın devamında esas sorgulamak istediğim ise; yapay zekaların bilinçli olup olamayacağından, bilincin canlı organizmalara özgü olup olmadığından ziyade; biyolojik bir varlık olan her insanın öz bilinçli bir varlık gibi davranıp davranmadığıdır…

Öncelikle ifade etmeliyim ki ‘HER’ filminin başrol oyuncusu Theodore Twombly’nin eşinden ayrıldıktan sonra kendisini içerisinde bulduğunu düşündüğü durum, aslında öz bilinci olan bir varlık olarak, kendisinin, kendi akıl yürütmesi ile kendi tercihleri ile kendisinin yarattığı bir durumdur. Kısaca yapay zeka ile “aşk yaşamak”, Theodore’un yaşadığı çağın koşullarının esiri olmak değildir. İnsan, çünkü her şeyden önce bilincine mahkûmdur.
Bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşadığımız kolektif travmalar, siyaseten yaşadığımız açmazlar, toplumsal ve etik tahribatlar karşısında genel olarak takındığımız “kaderci” tavır, aslında öz bilinci olan varlıkların akıl yürüterek neden-sonuç ilişkisine varabilmesinden oldukça uzak, hatta bu duruma tezattır. Dün destek verdiğimiz ve sol olduğuna inandığımız bir siyasi partinin, bugün sol değerlerden oldukça uzaklaştığını görebilmek, yaşanan her travmanın Kıbrıs Sorunu’nun bir tezahürü olmadığını idrak edebilmek, ülkede sağ veya sol ideolojinin olmadığını iddia ederek her insanı kucakladığını öne sürüp her konuda her şeyi söyleyen siyasi odakların aslında hiçbir şey söylemediğini görebilmek için asgari oranda akıl yürütebilmek yeterli olacaktır. Yaşanan her yıkım karşısında genellikle nesnel zekadan yoksun bir tavır sergilemek, sorumluluk almayı reddedip sorumluluğu ota, böceğe, Kıbrıs Sorunu’na, kozmik güçlere yüklemenin kabul edilebilir yanı yoktur. Böylesine bir yaklaşım ile ‘HER’ filminde Theodore’un yaşadıklarının sorumluluğunu yaşadığı çağın koşullarına bağlaması tamamen aynıdır. 20. Yüzyıl düşünce dünyasının ve Varoluşçu Felsefe’nin en önemli ismi kabul edilen Jean-Paul Sartre, insanın ilk önce varolduğunu, ortaya çıkıp sahnede göründüğünü ve ancak ondan sonra kendisini tanımladığını belirtir. Ve Sartre insanın kendisini oluşturduğundan başka bir şey olmadığını söyler. Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan insan topluluğu olarak yaşanan toplumsal, ekolojik, ekonomik, ahlaki yıkım karşısında artık bir başka bakış açısı ile, öz bilinçli varlıklar gibi akıl yürütüp ‘sorumlu’ aramaya başlamalıyız. Belki o zaman aynaya baktığımızda kendimizi görme yetimiz gelişir. Belki de akıl yürüterek, şüphe ederek gerçeğe ulaşmak için ilk adımı atar ve yaramızı sağaltırız...

Bu yazı toplam 2965 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar