1. YAZARLAR

  2. Tacan Reynar

  3. Herkesin Bir Andı Var 
Tacan Reynar

Tacan Reynar

Herkesin Bir Andı Var 

A+A-

Tek tek eksileceğiz,
Bu yarım kalmış adada, birer birer sayılıp, dökülüp, gideceğiz.
Bir kelimeden, bir bakıştan, bir duruştan,
Belki ayrı düşündüğümüzden,
Belki ayrı sevdiğimizden,
Kırılıp, kırılıp düşeceğiz.

İnsanlara duymak istedikleri şeyleri söylerseniz,
Okumak istediklerini yazarsanız,
Öfkelenmek istediklerine siz de öfkelenir,
Ve siz de onlarla birlikte gülerseniz,
Çoğalırsınız.
Ama aslında vasat bir birliktelik olur bu,
Yalancı bir kalabalık, bir yığın olursunuz o kadar…
Sessiz bir kalabalık içinde hiç bir şey söylemeden çok şey olursunuz,
Şey,
Türkçe’nin bizim için iyelik hali, sadece bir şey.

Buraları bilirsiniz,
Bayrak yakanlar da milliyetçi,
Ona sövenler de milliyetçi,
Direğe tırmanıp bayrak sökmek isteyenlerle,
Onu öldüren tetikçiler arasında bizim siyasi mecramız.
Meclisin damında başka bayraklarla tepinenleri alkışlayanlar da,
Şehitlerin mezarlarını çocuklarına saklayanlar da,
Mezarlara resmi törenlerle gömüp, elli yıl insanların acılarını hangi toprağa taşıyacaklarının hesabını yapanlar da,
Kayıpları bulmamak için diretenler de,
Koltuğa oturup ilelebet payidar kalacaktır diyenler de.
Örneğin kaç katil varsa aramızda onları saklayanlar da,
Kahve köşelerinde fıs fıs konuşan itirafçılar da,
İtiraf edemeyen korkaklar da,
Bölenler de milliyetçi,
Bizi öldürenler de, adamızı yarım bırakanlar da,
Ayhan Hikmet’e, A.Muzaffer Gürkan'a kıyanlar, küçük çocukları gömenler de…

Sanki bir imha kampındayız şimdi.
Kimliklerimizi, yurdumuzu, sevdiklerimizi imha.
Ağzımızda kapkara bir konuşmama bandı,
Söylememe, ama hep söylenme andı…
Bir siyahi çocuk gördüm geçenlerde,
Andımızı okuyor, ilkokul çağında, akranları önünde,
Gür sesle, Afrikalı çocuk “Ne Mutlu Türk’üm!” diye haykırıyor.
Milli eğitimin sömürdüğü çocuk.
Dünyanın en insan kalmış yerinden çıkıp buraya gelmiş,
Ne mutlu Türk’üm! diyor, arkasında devlet erkanı!
Bizim kimliklerimizin kelepçelerine takılmış bizi bize anlatıyor.
Türk, Rum, Ermeni ya da Maronit,
Başka yok mu? Nijeryalı, Filipinli, Sri Lankalı…
Bu durumda görüşme masalarındaki planları değişmek gerekecek,
Bunlardan olmayanlar ne yapacak yoksa?
Kaça kaç olacaklar, hangi çizgiden ne tarafa duracaklar?
Kimlikler en ölümcül zehirlerimizdir,
Eğer yarım kalmışlıklarımızın panzehirini bulmazsak.

Bak zaten Türkiye’deki rejim de affetmiş Madımak’ta şairleri yakanları,
Artık hayatlarının son günlerini dualar içinde geçirecekler,
Gazeteler hoş geldin diyor katillere,
Orası ayır bir dert, burası ayrı,
Barış Akademisyenleri, gazeteciler, bin bir muhalifin yargılandığı,
Başka bir yargı işliyor orada.
Biz de burada bir gün talihimizin yargılanmasını bekliyoruz hala.  

Yarım kaldık bu adada,
Gelenler yarım bıraktı bizi,
Gidenler çok şey alıp gittiler,
Biz bir birimizden çok yarımlar alıp yittik.
Ortasına keskin bir bıçak yarası atılmış yurdumuzun,
Gündelik siyasetinin makuliyetine ve şükranına yenildik.

Bir yerlerde herkes tarafından söylenir,
Şimdilik boyun eğme, körleşmenin bir gereklilik olduğu,
Şöyle önce bir koltuğu kapmaca, sonra da yurtseverlik oynamaca,
Çözüm gelene değin susmaca, bildiğimiz diplomasi, anlamadığımız bir saklambaç oyunu oynamaca.

Herkesin bir andı vardır bu düzende.
Kimisi kurulu düzenin içinde kendine üç ayak beş evlek yer ayırmıştır,
Kimisi binlerce parseli vatan, millet, puan derdine paylaşmıştır.
Kurulu düzenin bekçileri tarafından, en azından,
Bu haczedilmiş gelecek içinde, bize bir umutluk yer kalmış mıdır?
Şey,
Bir umutluk…

 

Bu yazı toplam 2514 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar