1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Georgetown Üniversitesi master öğrencilerinin “kayıplar”la ilgili sorularını yanıtladık…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

Georgetown Üniversitesi master öğrencilerinin “kayıplar”la ilgili sorularını yanıtladık…

A+A-

Geçtiğimiz Salı akşamı, ABD’den Georgetown Üniversitesi Çatışmaların Çözümü Master öğrencilerinin, barış için çabalarıyla tanınan sivil toplum örgütü HASNA’yla birlikte hazırladığı çeşitli soruları yanıtladık… Zoom aracılığıyla düzenlenen toplantıda biz, “kayıplar”la ilgili çalışmalarımızı, Kıbrıs’ta barış için bir altyapının nasıl inşa edilmesi gerektiğini, eğitim ve medyanın durumunu anlattık. Akademisyen Haris Psaltis ise, kendi çalışmalarını ve araştırmalarını aktararak, özellikle eğitim ve toplumların temasları üzerindeki bulgularını ve öngörülerini aktardı.

Zoom toplantısını şu adresten izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?feature=youtu.be&v=Ri-gTOe27h8&fbclid=IwAR371yi5I9fQY7FuaZeL6pW75796lBrQTbBhN07MX_bxWeyWlqnTCWzo_NE&app=desktop

 


Strovulos’ta yeni kazılar…

Kayıplar Komitesi’nin kazıları adamızın kuzeyinde ve güneyinde devam ediyor. Engomi/Tuzla’da yüzeyde bazı insan kalıntıları görüldüğü yönünde bilgiler üzerine başlatılan kazı, yağmurlar nedeniyle kazı alanının çamurlanması nedeniyle buradaki ekibin Vuno’ya (Taşkent) gönderildiği öğrenildi. Kazı ekibi burada bir “kayıp” Kıbrıslırum’un gömü yerini arayacak.

Kayıplar Komitesi’nden edindiğimiz bilgilere göre, Strovulos’ta da 1963-64’ten iki “kayıp” Kıbrıslıtürk’ün olası gömü yeri olduğu söylenen noktada yeni bir kazı başlatılmasının beklendiği öğrenildi.

Şillura’da (Yılmazköy) ise bir gaminide “kayıp” bir Kıbrıslırum askerin gömülü olabileceği bilgisiyle başlatılan kazı devam ediyor.

Lapta’da ise daha önce yapılmış olan bir kazıda genişletme yapılıyor çünkü bu alanda bazı insan kalıntıları bulunmuştu. Ancak yağmurlar nedeniyle bu alan çamurlandığı için, ekip Digomo’da (Dikmen) başka bir olası gömü yerine gönderildi. Digomo’da da bir “kayıp” Kıbrıslırum’un olası gömü yerinde kazı yürütülecek. Lapta’da bir diğer kazı daha devam ediyor, bu alanda da bazı “kayıp” Kıbrıslırum askerlerin gömü yeri aranıyor.

Aşşa’da ise (Paşaköy) bir kuyuya bazı “kayıp” Kıbrıslırumlar’ın gömüldüğü yönünde bilgiler üzerine başlatılmış olan kazılar sürdürülüyor.

Maratovuno’da (Ulukışla) yüzeyde bazı insan kalıntıları görülmüş olduğu bilgisi üzerine, burada başlatılmış olan kazı da devam ediyor.

Kazı ekiplerinde bulunan tüm arkeologlarımıza, şirocularımıza ve diğer çalışanlara “Çok kolay gelsin” diyoruz…

sayfa-13-laptadaki-kazilardan-gorunum.jpg


Doğduğum Ev

Yaşar İsmailoğlu

Hatırlıyorum

Doğduğum evi hatırlıyorum

Leymosun’un Arnavut Mahallesi’nde

Suvayet Abanın hamamının hemen yanında

Çukur Ev’de...

Avlusunda kocaman bir ağaç

Harnıp mıydı yoksa cümbez

Gazlambamız yanardı geceleri

Kocaman camdan fanozu

Odanın ortasında bir mangal

İçinde koz koz yanan şinya kökleri...

 

Nenem Süleyman dayımla gelip aldı anamı Trahon’dan

Leymosun’da Kübra Ebe

Benden önce doğan iki ablamı kaybetmiştk

Nenemin endişesi ondan

Bir de İtalyan bombalarından...

 

Küçücük bir penceresi vardı avluya açılan

Suvaları dökülmüş kerpiç tuvladan

Sabahları uğrardı doğduğunda güneş

Vakti belliydi şaşmıyordu bir milim

Kış olunca karabulutlar esir alırdı onu

Biz çaresiz beklerdik sabırsız

Doğsun da ısıtsın bizi

Ne gün uzardı ne de gece

 kaybederdi zamandan ama biz bilirdik o orada bulutların ötesinde

Ve bulutlar dağılınca o gelecek

Umudum vardı bir gün dönecektik köye anamla

Orada apacıktı güneş  asiydi sanki mavzeri omuzunda

 korkmazdı kara bulutlardan

Nefesime nefes katan rüzgarlar

Kurutacaktı saçlarımı ıslatsa da yağmurlar

Çünkü biliyordum çıkıp gelecekti güneş…

 

Yıllar, aylar ve  günler geçti

Aylar geçti  ne yazını gösterdi ne de kışını

ve sonrasında hatırladım hatırladıklarımı

Büyümüştüm yağmurun kendisi ben oldum

Karabulutları yırtıp ışık saçan o, ben oldum

Arnavut Mahallesi’ni hatırlayan ben oldum

Cümbez ağaçlarını

Yabani biber ağaçlarını ve sarı sarı dikensiz gülleri

Hatırlıyorum, hatırlıyorum sıvası düşmüş kerpiç evimizi

Sardunyaları, kral ile kraliçe çiçeklerini ve avlumuzu kaplayan elif ağacını

Gınnap ağaçlarını Hüdaverdi dayının bahçasında

Duvarın öte yanında

Huzur veren, sevdalı yasemin ağacını

Bizim avluya taşan Yeni Dünya meyvelerini

Dayımları, teyzemi, Hulus dedemi nenem ‘Çukur Havva’yı

Köyden dönünce

Bebeklikten çocukluğa

Çocukluktan gençliğe uzanan yılları, neşelesini ve hüznünü

Sallandığım arzular, değişen aceleciklerimde saklı yaramazlıklar

Hatırlıyorum, hatırlıyorum

Yıllar geçse de esen poyrazların taa evimize kadar taşıdığı

Azgın  dalgaların tuzunu

Bir tüy hafliğinde bir mekandan ötekine konan insalcıl duygularım

Ayaklarım sağlam bastı toprağıma kanmadım hiç ayarsız fısıltılara

Küçücük bir ev ve aydınlığın karanlığında ve endişeli bekleyişlerimi

Deniz olur, dalga olur boğardı anamın ağlamakları

Savaş vardı, korku yorgan gibi örtüyordu üstümüzü

Nefeslerimizi kaybederdik

Ve insanlar ölüyordu…

Gökyüzüne yakın değildik sanki burası

denizen altında karanlık bir yerde

Ve gökyüzü sanki bastıracak gibi yakınımızda

Çocuksu duygular, çocuksu korkular ve çok çabuk gelip geçen yıllar

Hatırlıyorum, hatırlıyorum doğduğum ev’i,  eskileri…

5.12.2020


Gittin, aralık bıraktık kapımızı dönersin diye...

bedia-balses-celiker.jpg

Bedia Balses Çeliker

Gittin, Aralık bıraktık kapımızı

 dönersin diye

ince çizgiler, incelikler,

kışlık şiirler birikti

yoktu sesin tarhana kokan gecelerde

yoktu esmer gülümseyişin

üflenen hiçbir mumun renginde

eksik fotoğraflar çektik,

 güldük, çok güldük hem de

belki duyar da gelirsin diye

Aralık kaldı kapımız

hiç dinmeyen  bir soğuk girdi

 O Aralık kapıdan içimize ...

Aralık 2020


Bizim ölü bölgemiz...

yorgos-moleskis.jpg

Yorgos Moleskis

Sürekli birbirinden uzaklaşan

Tektonik plakalar arasında bir çatlak gibi

Bizim ölü bölgemiz de sürekli genişliyor

Bir taraftan ötekine doğru...

Çöllerin toksik tozlarını kaldırır,

Zehirli gazlar çıkarır,

Yeryüzünü ve suları çok derinden kirletir,

Tüm alanı ele geçirmek ister ve

Bizleri iki adaya dönüştürmek

Birbirinden uzaklaşan...

 

Bizim ölü bölgemiz,

Ölülerin kemikleriyle örülmüştür

Bunlar yağmurda ve güneşte beyazlaşır,

Öykülerinden ve isimlerinden boşalarak...

Her bir tarafta kayıtsızlık alır gider başını...

Kimi zaman insanlar canlı olarak geçer sınırı

Ve sonra anılara dönüşürler...

Evler, orada yaşamış olanları unuturlar,

Ağaçlar kendi gölgelerini unutur, güller kendi kokularını,

Zeytinler kendi yağlarını, çiçekler kendi ballarını...

Ölüm mesajları delip geçer, taa uzaklara ulaşır,

Evlere girer, ofislere

Arabalara ve uçaklara ve yabancı ülkelere varırlar:

Kostas, Yiannis, Maria göçüp gitti bu hayattan,

Fikret, Yücel, Hikmet,

Ondan, bundan, diğerinden...

Yarın cenaze töreni var, öbürgün, ondan sonraki gün,

O köyde, bu şehirde, o ülkede...

Şimdi artık yalnızca ölüler dönecek kendi topraklarına

Ve etrafta evsiz ve sağır-dilsiz olarak dolanacaklar...

Şimdi artık umudumuz yavaş yavaş yitip gidiyor,

Bir zamanlar düşlerimizi getirip kuşlar gibi

Üstüne oturduğumuz,

Şiirlerimizi ondan beslediğimiz umudumuz:

Mayınları etkisiz hale getirelim,

Ve bunlardan çocuklara oyuncak yapalım,

Yeşil kanı örtsün

Ölüler dirilsin

Ve kendi isimlerini haykırsın yüksek sesle,

Güvercinler konsun yere

Ve barış tohumlarını tırtıklasınlar...

Sürgündeki sözcüklerimiz

Şiirimize geri dönsün diye...

(Alekos Tringidis’in Rumca’dan İngilizce’ye çevirdiği şiiri Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN – 7.12.2020)

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 618 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar