1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “EOKA B’ci katillerden masum çocukları öldürdükleri için nefret ediyorum...”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“EOKA B’ci katillerden masum çocukları öldürdükleri için nefret ediyorum...”

A+A-

BİR KIBRISLIRUM OKURUMUZDAN...

Bir Kıbrıslırum okurumuz (adı yanımızda mahfuz) EOKA-B’cilerin Muratağa-Atlılar-Sandallar’da katlettiği çocuklarla ilgili yazımızı okuyup, öldürülmüş olan masum yavruların yayımladığımız fotoğraflarını görünce, Londra’dan bize göndermiş olduğu mesajda şöyle yazdı:

“Sevgili Sevgül,

Benim adım ....’dır ve EOKA B’nin katilleri tarafından kendi insanlarımın talihsiz çocukların ölümünden sorumlu olmasından ötürü çok güzgünüm ve gerçekten midem bulanıyor... Bir insanın bu kadar vahşi biçimde masum çocukları nasıl öldürebileceğini aklım almıyor...

Ben Lefkoşa’da doğup büyüdüm, rahmetlik babam ise Lefkoşa’nın Türk kesiminde, Ayluka mahallesinde doğup büyüdüğü için Türkçe’yi çok iyi derecede konuşabiliyordu. Lefkoşa’da berber dükkanı vardı ve pek çok Kıbrıslıtürk arkadaşı vardı, bunlar onun müşterileriydi aynı zamanda...

Bizler babamdan öğrendik hem Kıbrıslıtürkler’i, hem de Kıbrıslırumlar’ı sevmeyi ve insanlara kim olurlarsa olsunlar, saygı göstermeyi... Ancak bazı Kıbrıslırumlar’ın Kıbrıslıtürkler’e, özellikle çocuklara karşı nefretinden ötürü ben de onlardan nefret ediyorum...

O EOKA B’ciler!!!! Bunlar, kalbi olmayan canavarlardı hepsi de... AKEL’den pek çok solcu Kıbrıslırum’u da öldürdüler. Ve senin doğru biçimde söylediğin gibi, inşallah hiçbir zaman huzur duyamazlar kalplerinde ve cehennemde yanarlar...

Sevgili Sevgül, sana büyük sempati ve saygı duyuyorum ve inan bana hayatımda ilk kez o öldürülmüş olan çocukların fotoğraflarını görünce ve bunların bazı Kıbrıslırumlar tarafından öldürüldüğünü okuyunca kalbime bir sızı sağlandı ve çok büyük üzüntü duydum...

Sevgili Sevgül, kendine iyi bak, ben de Londra’da yaşayan bir Kıbrıslı olarak sana en iyi dileklerimi yolluyorum ve günün birinde tüm Kıbrıslılar’ın – ister Kıbrıslıtürk, ister Kıbrıslırum olsunlar – geçmişteki güzel günlerde olduğu gibi, nefret olmaksızın birlikte BARIŞ İÇİNDE yaşamalarını ve birbirlerine yalnızca SEVGİ duymalarını diliyorum...”

s2-225.jpg


KIBRIS’TAN HATIRALAR...

“Huzurla uyu aslan dayıcığım Tansu Yeşilada...”

Belgin Demirel

Bilinci gelişmeye başlayan, ister kız olsun ister erkek, her çocuğun yakınındaki biri onun kahramanıdır. Benimki de altı dayımın dördüncüsü ve benden 13 yaş büyük olan Tansu (Yeşilada) dayımdı. Elinden her iş gelirdi; kırılanı, bozulanı, yıkılanı eskisinden daha iyi yapardı.

Saygılıydı, sevgi doluydu.

Döneminin ilahlarından James Dean’den de daha yakışıklıydı.

1960 doğumlu en küçük kız kardeşim Keziban’ın da gözdesi idi dayım. Her gün ziyaretimize gelirken sürdüğü bisikletinin ön demirine yastık koyar, üzerine henüz 1.5-2 yaşındaki kardeşimi oturtur, mahallede geziye çıkarlardı.

O yıllarda liseyi bitiren dayım, yüksek öğrenime Türkiye’ye gittiğinde, biz eğlencesiz ve kahramansız kaldık. İlk yaz tatilinde, adet üzre PeReJa Kolonyası ve Hacı Bekir şekerleme ve lokumuyla geldi. Ayrıca iki çift de ‘telli pabuç’ dediğimiz, burunlarında ponponları olan, üzeri nakışlı kadife pabuç getirdi ablamla bana. Fakat benim ayaklarım tahminlerden daha fazla büyüdüğü için pabuçları ablamla benim küçüğüm giydi. Dayıcığım, tatilinin sonunda, ayağımı bir kartonun üzerine bastırarak, ölçüsünü aldı, bir parmak büyüme payını da işaretleyerek kartonu valizine itina ile koydu. Artık ben gün sayacaktım, çünkü hem dayım, hem de telli pabuçlarım gelecekti.

Hiçbiri gelemedi.

1963 Kanlı Noel’le birlikte iki toplum arasındaki çatışmalar, hayalimi engelledi.  Sonra bir gün, dayımın, 500’den fazla üniversite öğrencisi ile çok uzağımızdaki Koççina isimli bölgeye çıktığını öğrendik.  Ailem, büyük bir üzüntü ile  oralarda çatışmalar olduğunu konuşuyordu. Artık okumayı söktüğümden, günlük gazetelerden Bozkurt’ta, dayımın resmi olan haberi kekeleyerek de olsa okudum. Mansura’da yer alan bir çatışmada dayımın kahramanca savaştığı yazıyordu.

Her akşam, dayıma birşey olmaması için ağlayarak dua ediyor; sağ salim geri dönmesini, bana pabuçlarımı getirmesini diliyordum.

“Ülkeye yasal olmayan yollardan giriş yaptıkları” gerekçesi ile uzun süre ülkeye dönüşleri Makarios Yönetimi tarafından engellendi.

Sonra yanında zarif bir kadınla çıkageldi dayım. Ülkeye dönemediği yıllarda, okulunu bitirip, Ereğli Demir Çelik Fabrikası’nda çalışmış, çalışırken bu zarif ve şık hanımefendi ile tanışmış, evlenmişti. Daha sonraları büyük şirketlerde yönetici olarak çalıştı, ama her yaz tatilini hep Kıbrıs’ta geçirdi ailesi ile. Kıbrıs’a aşıktı. Ailesi, bir oğlan ve bir kız çocukla artık dört kişi olmuştu.

“N’apar be bu gıccaccık?” derdi gözlerimin içine bakıp, gülerek. “Eyiyim aslan dayıcığım” idi hep cevabım.

Çocukluğumun o büyük üzüntü kaynağı pabuç hatıramı anlatmıştım bir gün kendisine, çok gülmüş ve “Söz, sana alacağım bu defaya” demişti.

Üç-beş yıl önce kızı Pınar ile geldiğinde Limnidi’den çıkmış, Poli’ye gitmiştik. Çok güzel bir bahar günü idi, badem ağaçları bembeyazdı. Pirgo’dan sonra Mosfileri köyünü geçince ellerimi tutup, “Bana buraları tekrardan gezdirdiğin için çok teşekkür ederim. İki yıl, hep tepenin bu tarafını merak ederek nöbet tutmuştuk” demişti. Poli’ye gidene kadar, hemen hemen her tepede, her bükümde tekrardan yaşarmış gibi anılarını anlattı heyecanla.

O heyecanlı genç ve kahraman dayıcığım, çok uzun bir hastalıktan sonra sonsuzluğa uğurlandı bugün (25 Mayıs 2021).

“N’apan be gıccaccık?” sorusunun cevabı, “Ağlarım aslan dayıcığım”dır  bugün.

Hayat böyle birşey işte!

İstanbul’da toprağa verildiği ve ona son kez sarılıp, veda edemediğim için ağlayacağım, üzüleceğim, ama unutmayacağım. O acı, özlem ve sevgi birleşimi duygu, ikimiz arasında bir bağ olarak kalacak.

Huzurla uyu aslan dayıcığım...


Türkiye’de bir yarışmaya bu yazıyla katılan 11 yaşındaki Lorin Yılmaz’ın kaleme aldıkları ödüle değer bulundu:

“Savaş, bir düğüm zaten çok sıkıyken onu iyice körleştirir...”

Türkiye’de Lorin Yılmaz 2010 yılında dünyaya geldi, ortaokul 5'e gidiyor. Açılan bir yarışmaya bu sayfaya aldığımız yazısıyla katıldı ve kaleme aldıkları, ödüle değer bulundu. 11 yaşındaki Lorin Yılmaz, şöyle yazmış:

“Tüm ülkelerin başkanları!

Hepiniz biliyorsunuz ki dünyamız karanlığa gömülmek üzere. Ve bu durumda en son isteyeceğimiz şey bir savaş. Eğer bir an önce güçlerimizi birleştirmezsek korktuğumuz gerçekleşecek gibi gözüküyor. Eminim ki çoğunuz bunun olmasını istemezsiniz. Açıkçası ben de istemem.Hem savaş sadece durumu daha da kötüye götürür.

Bazılarınız savaşın yarar sağlayabileceğini düşünebilir. Mesela güçlü ve gelişmiş bir ülke zayıf bir ülkeyle savaşa girse ve kazansa sonra da o toprakları kendi topraklarına katsa o zayıf ülkedeki insanlar, yiyecek, barınma gibi temel ihtiyaçlar konusunda pek zorluk çekmeyebilirler.

Ama birçok ülke zayıf ülkenin topraklarını kendi topraklarına katmaktansa oradaki insanları öldürüp, ülkeyi yıkıyorlar. Bu açıdan düşünürsek zarara sebep oluyor savaş. Ama öbür türlü de çok yararlı oluyor zannetmeyin. O toprakları kendi topraklarına katıp, insanları öldürüyor ya da esir alıyorlar da olabilir.

Özellikle bu zorlu dönemde birleşmemiz gerek. Düşünün bir, bir savaşın ortasındasınız, yiyecek sıkıntısı çekiyorsunuz, her yerde düşman... Bir de tüm ülkelerin barış imzaladığını düşünün: yediğiniz önünüzde, yemediğiniz ardınızda, herkes barış içinde mutlu, mutlu yaşıyor. Şimdi iyice düşünün cevap verin bana. Savaş mı barış mı? Hangisinin olduğu bir dönemde yaşamak isterdiniz. Kıyametin olduğu, herkesin düşman olduğu bir zamanda mı yoksa herkesin mutlu mesut, dost olarak yaşadığı bir zamanda mı? Ben şüphesiz barışı seçerdim.

Savaş, sorunlarımızın çözümü değil, aksine onları daha da karıştıran bir şey. Bir düğüm zaten çok sıkıyken onu iyice körleştiren bir şey. Bazen insanlar neden bu kadar savaş yanlısı diye düşünüyorum. Savaş onlara zarardan başka ne veriyor? Hiçbir şey. Savaş nasıl bir insana mutluluk verebilir? Eğer veriyorsa, o insan bir caniden başka bir şey değildir. Bana katılıyor musunuz, katılmıyor musunuz? Eğer, katılmıyorsanız niçin katılmıyorsunuz?

Düşünün bir, savaş size zarardan başka ne verebilir? Neden güzel bir dünyada yaşamak yerine, size zarar verebilecek bir dünyada yaşamayı seçiyorsunuz? Neden? Hâlâ anlamadınız mı savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu? Sevdiklerinizi kaybetme veya daha da önemlisi kendinizi kaybetme riskine girmek çok mu güzel, çok mu eğlenceli? Lütfen, bırakın şu savaş denilen şeyi. Savaşın size hiçbir yarar sağladığı yok! Eğer hala savaşmak istiyorsanız size hiçbir şey demiyorum.

NOT: Bu yazı, Diyarbakır Bilkoç Okulları ile Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği (DİYŞAD) ortaklığı ile 5. ve 6. sınıflar arasında düzenlenen "Dünyanın Gözü Üstümüzde" adlı yazın yarışmasında ödüle değer görüldü.

(BİANET.ORG – Lorin YILMAZ – 2.7.2021)

 

 

Bu yazı toplam 1004 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar