1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Değirmenlik, Ayyorgi, Abohor ve Muratağa’da kazılara devam…
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Dökülüyoruz…

A+A-

 

İki yıl önceydi…
8 Şubat gecesi cezaevinden kaçan mahkûm gibi bir mahkûm daha kaçmıştı…
Yine Şubat ayıydı.
Sabah saatleriydi, ben Gazete binasına giderken arabamın önüne atlamıştı koşup kaçarken…
Çok da telaşlı değildi, koşuya çıkmış bir adam havası vardı.
Dönüp bakmıştı arabanın içinde kim var diye…
Ben de bakmıştım, ‘neyin nesi’ diye… Üç-beş saniye bakışmıştık.
Çok da olası değildi, sabahın o saatinde bir kaçış hikâyesi, hem de öylesine rahat…
Ama yine kafanızda o soru oluyor;
Cezaevi’nden koşarak çıkan birinin firar edip etmediği…
Nitekim gazete binasına girdim, bir haber düştü haber merkezimize;
Bir mahkûm kaçmıştı.
O mahkûmla şimdi kaçan Rus mahkûm arasında yine kaçan biri vardı diye hatırlıyorum…
Sanırım o da sağlık kontrolüne gitmişti, oradan kaçmıştı.
Rus mahkûm, günlerdir firarda… Dikmen, Girne, Lapta derken yakalanamıyor…
Bu satırlar okunurken umarım yakalanmış olur. 
Sonuçta cezaevinde bir güvenlik sorunu olduğu açık.
Elbette ki aynı yerde başka sorunlar da var.
Tutuklu ve hükümlülerin artık tıkış tıkış olmak zorunda kalmaları gibi…
Yatmak, kalmak zorunda oldukları yerlerin kötü koşulları gibi…
Gardiyanların, çalışanların çalışma koşullarının kötü olması gibi…
Belki bütün bunların sonucunda da güvenlik sorununun peşinden gelmesi…
Bir cezaevinin diğer kötü koşulları varken, güvenlik konusunda iyi olması beklenilemez.
Sonuçta firar edenlerin haberlerini sık duyar olduk.
Yeni bir cezaevinin yapıldığını da yıllardır duyuyoruz.
Hatta neredeyse bitirildiği, tutuklu ve yükümlülerin taşınması aşamasına gelindiğini de duyduk bir ara ama bir türlü olmadı.
Bizim memlekette işler böyle yürüyor maalesef…
Bir yer yapılır, hatta açılır ama işlemez.
Çünkü o yerin işlemesi için koşullar oluşmamıştır.
Pandemi hastanesinde olduğu gibi;
Açılır Hastane ama ne elektrik sistemi tamamdır, ne de çalışacak personeli vardır.
Sadece hava atılır.
“Yaptık, ettik, yaptılar, açtık, şükran, mükran, vatan, millet, bayrak!..”
Sonuç;
Yokluk, eksiklik, plansızlık, beceriksizlik.
Pandemi ilerlemiş, vakalar almış başını gidiyor… Ama öte yandan bakanlıklara atama derdi! yaşıyor hükümet… Koyun dağıtıyor bir tarafta… Diğer tarafta dağdaki bayrağı boyuyor, çok miktarda para veriyor…
Peki özelde çalışan… Ödenmeyen 1,500 TL’ler… Defalarca söz veriliyor ama ödenmiyor… Dağdaki bayrağa para var ama işsiz kalana para yok.
Başbakan ekonomik önlemler paketi açıklıyor ama içinde bir şey yok. Tam bir hüsran.
Oteller kapalıyken, çalışanlar işsiz kalırken, okullarda, üniversitelerde öğrenci yokken, işyerleri, cafeler, restoranlar açamazken, para kazanamazken, esnaf iş yapamazken, ne alış ne veriş yokken hükümette bir rahatlık!
Günlük olarak Ali Pilli vaka sayılarını açıklıyor, gecikmiş bir tam kapanma yaşanıyor… Ersan Saner, ödeme yapamayacağını bildiği için bu süreci sürekli erteliyor ama yeterli olmasa da sonunda kısa bir süre tam kapanma geliyor.
Aşılarda bir bilmece!
Ne zaman, ne kadar aşı olabileceği belli değil çünkü birilerinden aşı göndermelerini bekliyoruz. Elimizde hiçbir şey yok. Başkalarına mahkûmuz. Elimiz kolumuz bağlı ama ‘iki devletlilik’ istiyoruz.
Gülsek mi ağlasak mı!
Her taraf dökülüyor, yüzeysel boyamalar, tamiratlar işe yaramıyor.
Bina yıkılıyor, temelden bir onarım/yapılanma şart.
 
 

Bu yazı toplam 1293 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar