1. YAZARLAR

  2. Dr Filiz Besim

  3. Dergâhta...
Dr Filiz Besim

Dr Filiz Besim

Dergâhta...

A+A-

(Şeyh Nazım Kıbrisi’nin anısına)

Hangi tarih kitabına bakmak, hangi internet sitesine girmek gerekir; insanoğlunun binlerce yıldır süren huzur arayışlarının başlangıç noktasına ulaşmak için...

Var mıdır mutluluğa giden yolun tarifi?..
Kaç trafik lambası geçmek, hangi yoldan sağa dönmek gerekir?..

En meşhur kişisel gelişim kitaplarında, ulaşabildi mi insanlar bu insanlık tarihi kadar eski arayışa?..

Kimileri Himalaya’ların en uçlarında, kimileri ise Amazon ormanlarının derinlerinde aradı huzuru...

Dinin mistik yolculuğu, dergâhların içe dönük yaşam döngüsü, hep bu arayışın sonucu muydu yoksa!..

Bir Dergahı gezdim...

Kıbrıs’ın o en şirin kasabası Lefke’de Nakşibendi’lerin oluşturduğu, o huzur ortamına tanık oldum. Tarihin görkemli konaklarının,doğaya açıldığı iç bahçelerde sürdürülen, içe dönük hayatları izledim.

Anlamaya çalıştım dünyanın dört bir köşesinden gelen bu farklı ırklardan insanları birleştiren mistik ortamı... Gönüllerin seçtiği Seyh’e o sorgusuz itaati...

Kimisi çocuklarıyla gelmişti, kimisi kocasıyla. Çoğu da Şeyh’in onlar için seçtiği eşlerle evlenmişlerdi.

Uzak diyarlardan sevdiğiyle nikahlanmak için, nikahını Şeyh’e kıydırmak için gelenler de vardı.

Kendilerine ait bir dünya yaratmışlardı o dağ eteğindeki, tarihin gizemli kasabasında. Sanki küçük bir dünya maketinde yaşıyor gibiydiler. “Burada herşey var” dedi birisi, “Dünya burada dönüyor.”

Buradaki varlıkları, tamamen bireysel seçimleriydi. Bütün dayatmaları gönüllü kabullenmişlerdi.

Yemek büyük kazanlarda gönüllü aşçılar tarafından pişiriliyor, eğitim gönüllü öğretmenlerce veriliyordu.

Zevkle öğretiyordu Mısırlı genç kız Arapça’yı Alman arkadaşına ve zevkle öğreniyordu Almanca’yı arkadaşından. Dinin kuralları engelleyememişti süslenme, kendini gösterme güdülerini. Hafif makyajları, dövmeleriyle çok şıktılar ve başörtüleri de yakışmıştı doğrusu gençlik fışkıran suratlarına.

Şamlı şeyh odasında ibadetini yaparken, Lüblanlı yaşlı kadın da, bahçenin derinliklerinde huzurun kokusunu dolduruyordu ciğerlerine.

Nakşibendi Şeyhi Şeyh Nazım’ın görevi büyüktü. Yedi yüz kusur yıldır süregelen bu tasavvuf tarikatının en son şeyhiydi. Dünyada bir milyon müridi olduğu iddia edilen bu seksen kusur yaşındaki lider, gerçek anlamda dünyalıydı.

Çocuğu olmayan kadın deprem bölgelerinden çocuk istiyor, kanserli hasta son bir umut arayışında ve daha nice bildik acılar mutsuzluklar...

Hepsi ama hepsi huzur arayışında...

“Nakşibendi nakıştan gelir” dedi Şeyh’in kızı, bir Şeyh kızı olmanın gururuyla.

“Nakış gibi işlemektir kalbi ve sessiz zikreder Nakşibendi, yani kalpten. Bizi diğer tarikatlardan ayıran budur, yani zikretme şeklimiz.”

Halbuki çok konuşulmamış mıydı İngiltere’deki sesli görkemli zikirler?..

“En güncel ve en politik tarikat” yakıştırmaları yapılır Nakşibendilere...

Kadın konağı, erkek konağı ve zikrettikleri misafir konağı, basit yaşama, huzurlu yaşama ulaşmak için oluşturulan mekanlar...

İşte Nakşibendi’lerin Lefke’deki yaşam dönenceleri, o hep aramızda olan ama hiç içimizde olmayan garip kıyafetli insanlar...

Ve dağın eteğindeki tek odalı evde yaşayan  Amerikalı mürit bayan, sadece bilgisayarını seçmiş onca teknolojik tüketim aleti arasından. Amerika’da doğmuş, Almanya’da büyümüş, hani o en gelişmiş ülkeler, ama o bir dağ eteğini seçmiş yaşamak için...

Geceleri yıldızların altında uyumak, sabah çam kokularıyla uyanmak...

Kendi pişirdiği sıcak ekmeğin kokusuyla hissetmek açlığını... Ve portakal çiçeği reçeline bandırırken ekmeğini, doldurmak ciğerlerine mis gibi dağın kokusunu...

Hiç seçememiş, hep seçilmişlerin düşü değil midir bunlar?

Kasım 2006

Bu yazı toplam 3102 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar