Denizin öte yanından çapulculara!

Denizin öte yanından çapulculara!

Sokaklara dökülen bu insanlar kendilerine buyuran, dayatan, empoze eden, yukarıdan bakan, aşağılayan değil, kendilerini dinleyen, anlamaya çalışan ve kucaklayan bir yönetim talep ediyorlar.

A+A-

Tümay Tuğyan

Türkiye Başbakanı Erdoğan Taksim Gezi Parki’nın korunması için başlayıp dalga dalga büyüyen ve bir benlik mücadelesine dönüşen eylemlerden bir mesaj çıkaramamışsa da, biz Kıbrıslı Türkler için bu hiç de zor olmadı.
Sokaklara dökülen bu insanlar dini ve ailevi inançlarına, sosyal ve kültürel hayatlarına yani giyim tarzlarına, arkadaşlık ilişkilerine, yediklerine içtiklerine, yazdıklarına çizdiklerine, okuduklarına ve okumadıklarına, düşündüklerine ve düşünmediklerine  müdahale edilmesini istemiyorlar.
Sokaklara dökülen bu insanlar hukuka aykırı uygulamalara, halkın malının halka rağmen belli zümrelere peşkeş çekilmesine, medyanın sindirilmesine (sinmesine) razı değiller.
Sokaklara dökülen bu insanlar kendilerine buyuran, dayatan, empoze eden, yukarıdan bakan, aşağılayan değil, kendilerini dinleyen, anlamaya çalışan ve kucaklayan bir yönetim talep ediyorlar.
Yani özetle totaliter bir devlet değil, demokratik, adil, hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlet istiyorlar.
Tüm bu talepleri ve bu talepler uğruna verilen bu saygıdeğer mücadeleyi çok iyi anlıyor ve selamlıyoruz.
Yaklaşık 250 bin nüfusun  üçte birinin, Kıbrıs sorununun  çözümü talebiyle toplandığı meydanları aşağılayan, 80 bin kişiye hiç gocunmadan ‘sinek’ diyen bir Cumhurbaşkanı da gördü bu toplum, kendilerine ‘besleme’ diyen bir Türkiye Başbakanı da.
Stratejik çıkarlar uğruna yıllara yayılan sistematik bir nüfus hareketi sonucu sayısal azınlığa düştü; sosyal ve kültürel hayatı ve tabii ki sandığa yansıyan siyasi iradesi bu yeni yapıya dayalı olarak şekil değiştirdi.
Sokaklarına, caddelerine, okullarına bir başka ülkenin askerlerinin, devlet ileri gelenlerinin isimleri konuldu.
Eğitim müfredatına laf ola beri gele bir Kıbrıs Tarihi dersi eklendi, kendi başbakanlarını değil ama Osmanlı padişahlarını gayet iyi öğrendi. Kıbrıs Coğrafyası Dersi deseniz, bazı öğretim senelerinde hiç konmadı müfredata ama Antalya’nın muzunu, Zonguldak kömürünü, Rize çayını, Ilgaz Daği’nı, Seyhan Nehri’ni, Amik Ovası’nı, Karakaya Barajı’nı bir tamam ezberledi.
Bazı malum siyasi ve askeri çıkarlar uğruna seyahat özgürlüğü, ticari özgürlüğü elinden alındı, küçücük bir adaya hapsedildi.
Barış istedi adı ‘Rumcu’ya, ‘Amerikan-İngiliz işbirlikçisi’ne cıktı.
‘Adada bir anlaşma olsun, siyasi sorun çözümlensin’ dedi,’ memleketi satmak istiyor’ diye fişlendi.
Arsalar parsellendi Türkiye iş insanlarına zimmetlendi; Türkiye’deki kumarhaneler kapanınca turizm patronları Kuzey Kıbrıs sahillerini casino cennetine çevirdi, yerli turizmci kepenkleri indirdi.
Hayatında Kıbrıs’a gelmeyen insanlara sahte adresler gösterilerek yüzlerce vatandaşlık dağıtıldı, kiminden seçim dönemlerinde oy olarak yararlanıldı, kimine büyük ihaleler peşkeş çekildi.
Sizin eylemlerinizi  yok sayan, görmezden gelen o medya bizi de size işte öyle yanlı, öyle yanlış anlattı; bizi Türkiye’deki yetimin hakkını yiyen, kan emici asalaklar olarak lanse etti. Aldığımız maaş dillere dolandı ama bir kilo domatese, bir kilovat elektriğe, bir litre suya kaç para ödediğimizi kimse sormadı.
Son dönemin modası  sizinle beraber bize de uğradı, ‘dinsiz’ dedikleri toplumumuza biraz ‘iman’ aşılansın diye pek çok yere cami ve hatta külliye yapılmasına karar verildi.
***
Biz dayatmaları da cok iyi biliyoruz, sosyal-kültürel asimilasyonu da, despot yönetimleri de…
İste bu yüzden sizleri cok iyi anlıyoruz.
Ve Erdoğan’ın tabiriyle biz beslemeler, siz çapulcuları can-ı gönülden destekliyoruz.
Ama bütün bunları da size olan desteğimizi kafanıza kakmak icin anlatmıyoruz.
Desteğimizin altını daha iyi okuyabilin, ne hissettiğinizi gerçek anlamda anladığımıza inanın diye çabamız.
Demokrasiye,hukuka hasret bir toplum olarak, anti demokratik her türlü girişimin, her türlü hukuksuzluğun ve her türlü insan hakkı ihlalinin karşısındayız.
Milliyetinizin,etnik kökeninizin, dininizin, mezhebinizin ya da siyasal renginizin bir önemi yok, insansınız.
Saçınızın uzunluğunun, eteğinizin boyunun, kulağınızdaki  küpenin, sırtınızdaki dövmenin, başınızdaki örtünün, cinsiyetinizin ya da cinsel yöneliminizin de hiçbir önemi yok, insansınız.
Siz yine de bizi de anlamaya calışırsanız bir gün, bizden mutlusu olmaz ama şimdi, su anda anlamanızı ve dayanışmanızı yürekten istediğimiz başkaları var öncelikle.
Şu anda sizi ezmeye calışan zihniyetin benzerlerinin, bundan böyle Kürt, Ermeni, Süryani, Alevi, Rum ve sizden farklılıkları olan tüm diğer kardeşlerinizi ezmesine izin vermeyin.
Onların sosyal ve kültürel renklerine saygı göstermeyenlere siz de saygı göstermeyin, geçit vermeyin.
Kendi eğitim hakkınızı ararken, onların eğitim hakkını da unutmayın.
Kendi özgürlüklerinizin yanına, onların özgürlüklerini de katın, öyle yürüyün.
Ve kadınları, ve eşcinseller, ve çocukları, ve hayvanları, hakkı elinden alınan herkesi ve her kesimi kollayın, kucaklayın ki, Taksim Gezi Parki eylemi, tam bir zaferle noktalansın.
Tayyip Erdoğan ve onun gibi despot yönetim anlayışıyla kendi gibi olmayanı ezen yoz zihniyet, başkalarının özgürlüklerinin başladığı yerde durmasını bilmeyen yoz zihniyet, işte o gün mağlubiyetini ilan etsin.
Denizin öte yanından, beslemelerden çapulculara, yürekten sevgi ve destekle…

Bu haber toplam 1572 defa okunmuştur