1. YAZARLAR

  2. Uzm. Nilsu Atıcı

  3. CİNSEL İSTİSMARLA MÜCADELEDE EBEVEYNLERİN ROLÜ
Uzm. Nilsu Atıcı

Uzm. Nilsu Atıcı

YENİDÜZEN PAZAR YAZILARI

CİNSEL İSTİSMARLA MÜCADELEDE EBEVEYNLERİN ROLÜ

A+A-

Cinsel istismar, çoğu zaman ‘uzakta’ sandığımız ama aslında toplumun tam ortasında, gündelik hayatın içinde varlığını sürdüren bir sorundur. Üstelik bu sorun, yalnızca ‘kötü niyetli yabancılar’ üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık ve yakındır. Çoğu istismar vakasının çocuğun tanıdığı, güvendiği kişiler tarafından gerçekleştiği gerçeği yüzleşmesi zor ama değiştirilmesi gereken bir tabloyu önümüze koyar. Tam da bu noktada ebeveynlerin rolü, yalnızca koruyucu değil dönüştürücü, öğretici ve güçlendirici bir sorumluluğa dönüşür.

Cinsel istismarla mücadelede ebeveynlik, sadece ‘çocuğu korumak’ değildir. Aynı zamanda çocuğa kendi bedeninin sahibi olduğunu öğretmek, sınırlarını tanımlamasına destek olmak ve ‘hayır’ deme hakkını koşulsuz şekilde kabul etmektir. Ancak burada önemli bir çelişkiyle karşılaşıyoruz. Pek çok ebeveyn, çocuğun sınırlarına saygı duymayı öğretmeye çalışırken farkında olmadan o sınırları ihlal edebiliyor. ‘Git öp bakalım amcanı’, ‘hadi sarıl teyzene’, ‘ayıp, o senin deden seni öpebilir’ gibi ifadeler, kültürel olarak sıradanlaştırılmış olsa da çocuğa çok net bir mesaj verir; senin bedenin üzerinde bir söz hakkı yok. Oysa biz çocuklara, istemedikleri bir temas karşısında ‘hayır’ deme hakkını öğretmek istiyorsak, bunu önce kendi davranışlarımızla göstermeliyiz. Sevgi, zorla dayatıldığında bir sınır ihlaline dönüşür.

Ebeveynlikte en kritik adımlardan biri, çocuğun bedenine yönelik özerkliğini tanımaktır. Bu; altını değiştirirken, kıyafetini giydirirken ya da saçını tararken ondan izin almakla başlar. ‘Ben annenim / babanım tabii ki yapacağım’ yaklaşımı yerine ‘şimdi seni giydirebilir miyim?’ demek, çocuğa hem saygıyı hem de beden sınırlarını öğretir. Küçük gibi görünen bu davranışlar, çocuğun ileride karşılaşabileceği riskli durumlarda kendini ifade edebilme becerisinin temelini oluşturur. Bir diğer önemli mesele ise duyguların ciddiye alınmasıdır. Çocuklar çoğu zaman yaşadıkları rahatsızlıkları doğrudan ‘istismar’ olarak ifade edemezler. Bunun yerine ‘onu sevmiyorum’, ‘yanında olmak istemiyorum’ gibi cümleler kurabilirler. Ebeveynin burada vereceği tepki belirleyicidir. ‘Abartıyorsun’, ‘ayıp olur öyle söyleme’ gibi ifadeler, çocuğun içgüdülerine olan güvenini zedeler. Oysa yapılması gereken, o duyguyu kabul etmek ve anlamaya çalışmaktır. ‘Seni rahatsız eden ne oldu’ diye sormak, çocuğa güvenli bir alan sunar.

Cinsel istismarla mücadelede ebeveynlerin en çok zorlandığı alanlardan biri de cinselliği konuşmaktır. Toplum olarak cinselliği hala ayıp, yasak ya da konuşulmaması gereken bir konu olarak konumlandırıyoruz. Bu sessizlik ise çocukları korumak yerine savunmasız bırakıyor. Çünkü çocuk bilmediği bir şeyi tanımlayamaz, tanımlayamadığı bir durumu da ifade edemez. Bu nedenle çocuklara yaşlarına uygun, doğru ve bilimsel bilgiler vermek hayati öneme sahiptir. Genital organların ‘ayıp’ ya a ‘gizli’ isimlerle değil doğru terimlerle öğretilmesi çocuğun kendini ifade edebilmesini kolaylaştırır. ‘Orama dokundu’, ‘kutuma elledi’ yerine ‘penisime dokundu’, ‘vulvama elledi’ diyebilen bir çocuk, yaşadığı durumu çok daha net aktarabilir. Bu da hem erken fark edilme hem de müdahale açısından kritik bir fark yaratır.

Dijital dünya ise bu mücadelenin yeni ve çoğu zaman göz ardı edilen bir boyutunu oluşturuyor. İnternet, çocuklar için hem öğrenme hem de risk alanıdır. Ebeveynlerin burada denge kurması gerekir. Ne tamamen yasaklayıcı ne de tamamen kontrolsüz bir yaklaşım. Çocuklara güvenli internet kullanımı hakkında bilgi vermek, karşılaşabilecekleri riskleri açıkça konuşmak ve yaşlarına uygun sınırlar koymak dijital istismarın önlenmesinde önemli bir adımdır. Bir diğer kritik nokta ise şüphe durumunda harekete geçmektir. ‘Yanlış anladıysam’ kaygısı, çoğu zaman müdahalenin önüne geçer. Oysa çocuk istismarı söz konusu olduğunda şüphe dahi ciddiye alınmalıdır. İhbar mekanizmalarını kullanmak, ilgili kurumlara bildirimde bulunmak ve sürecin takipçisi olmak yalnızca bir hak değil aynı zamanda etik bir sorumluluktur. Cezasızlık kültürü, ancak bu sessizlik kırıldığında sona erebilir.

Ancak tüm bu bireysel çabaların ötesinde daha geniş bir sorumluluğumuz da var; sessizliği bozmak! Cinsel istismar, konuşulmadıkça büyüyen bir sorundur. Ebeveynlerin yalnızca kendi çocuklarıyla değil çevreleriyle de bu konuyu konuşabilmesi gerekir. ‘Bu konular konuşulmaz’ anlayışı, istismarın en büyük koruyucusudur. Oysa kelimeleri telaffuz etmek, farkındalık yaratmanın ilk adımıdır. Ebeveynlik mükemmel olmak değil öğrenmeye açık olmaktır. Bu nedenle cinsel gelişim, beden sınırları ve çocuk hakları konusunda kendimizi geliştirmek zorundayız. Atölyeler, seminerler, güvenilir kaynaklar, eğitimler. Bunların hepsi, ebeveynin donanımını artıran araçlardır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır; kullanılan kaynakların cinsiyetçi kalıplardan arındırılmış, kapsayıcı ve bilimsel temelli olması.

Unutmayalım ki cinsel istismarla mücadele, yalnızca çocukları ‘tehlikelerden uzak tutmak’ değildir. Aynı zamanda onlara güçlü bireyler olmayı öğretmektir. Kendi bedenini tanıyan, sınırlarını bilen, duygularını ifade edebilen ve ‘hayır’ diyebilen çocuklar yetiştirmek bu mücadelenin en etkili yoludur.

Son söz olarak şunu söylemek isterim; çocukları korumanın yolu onları susturmak değil, konuşturmaktır. Korkutarak değil, güçlendirerek. Yasaklayarak değil, anlatarak. Çünkü biliyoruz ki cinsel istismar konuşuldukça azalır, sessizlikle değil, farkındalıkla sona erer.

Bu yazı toplam 412 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar