1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. ESKİCİ DÜKKANI
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Cinsel ihtiyaçlara öncelik!..

A+A-

Gece sokağa çıkma yasakları devam ediyor, restoranların açık alanlarında mesafe ve diğer kurallara uygun olarak müşteri kabul edilebiliyor, kapalı yerlerinde ise üçte bir kuralı, “masaların arası şöyle olacak, böyle olacak” kuralı var, mağazalarda giysiler denenemiyor, göz kararı alınıp çıkılıyor, okullar kapalı, internet kafeler 17 Mayıs’ta açılacak ama içeri girenlerin kimler olduğu belli olacak, en fazla iki saat orada kalınabilecek, oteller kapalı, müşteri kabul edilmiyor, sadece kapalı turizm adı altında kumarcılar gelebiliyor, bileklik takılıyor, başka yere çıkılamıyor, çalışanlar da şimdilik evlerine gidemiyor (gidenler görülse bile!...) falan filan…

İyi, bunlar güzel de 27 Mayıs’ta gece kulüpleri de açılıyor… Bu yerlerle ilgili henüz kriterler açıklanmadı. Sadece orada çalışanların geldikleri zaman 14 gün karantinada kalacakları söylendi.

İyi de, diğer yerlerde olduğu gibi oraya gidenlerin de kimlikleri belli mi olacak, kulüplere girenler de adlarını yazıp imza mı atacaklar, içeri girerken ellerine dezenfektan mı sürecekler, kendisine hizmet edenle mesafeli oturup maske mi takacak, başka hizmetleri alırken kriterler ne olacak!?

Yani tahmin ediyorum ki 27 Mayıs öncesi bu kriterler ayrıntılı olarak açıklanır da bu yerlerin müdavimleri neleri/nasıl yapmaları! gerektiğini bilip giderler oralara…

Başka sorular ve bilinmeyenler; Oralara gidenlerin hepsi bekâr değil…  Bekârlar da ama özellikle evliler, evlerine dönmeden önce karantinaya girmeleri mi gerekecek, yoksa sorunsuz bir şekilde evlerine dönebilecek, işlerine de her zamanki gibi devam mı edecekler? Bekârlar için aynı evde yaşadığı aile bireyleri açısından önemli ama ya evliler için!.. Onların durumu daha da önemli; Oradan çıkıp hiçbir şey yokmuş gibi evinde, karısıyla aynı yatağa nasıl girecek?

Beni de bu dert tuttu! şimdi ama gerçekten de gece kulüplerinin müşterilerinin az olmadığını da biliyoruz… Hatta pandeminin başladığı zamanlarda bu işlerin gizlice sürdüğünü, açıklanmasa da buralarda bulaşın olduğunu da biliyoruz.

Peki oralarda çalışan kadınlar pandemi öncesi haftada bir kontrole gönderiliyorlardı… Şimdi bu kontroller her gün mü olacak, yoksa her saat mi? Her gün PCR testi yapmaları gerekmeyecek mi?

Bu işin denetimi nasıl sağlanacak?

Sektörde çalışanlar ve cinsel ihtiyaçlar için aşı önceliği mi sağlanacak?

Bakanlar Kurulu, konunun aciliyetine bakarak! bu konuyla ilgili kanun hükmünde kararname mi çıkaracak?

Merak edilesi konular bunlar….

Not: Yazımı gazeteye gönderdikten sonra azınlık hükümetinin gece kulüpleriyle ilgili 27 Mayıs’ta açılış kararının iptal edildiği duyuruldu. Resmi Gazetede kararın ‘yanlışlıkla’ yer aldığı söylendi. Resmi Gazete alınmayan kararın nasıl ‘yanlışlıkla’ yazıldığı ise anlaşılmadı. Ben ise yazımı iptal etmedim, sadece bir notla durumun garipliğini ortaya koymak istedim çünkü ‘yanlışlığa’ inanamadım.

 

 


 

Flaş…

Son günlerin flaş ismi Sedat Peker… Türkiye’de bir mafya lideri, Ada’mıza da geldiğinde taraftarları tarafından ‘el üstünde taşınan’, dizilerde de tanık olduğumuz gibi bazı kesimler tarafından sevilen, onurlandırılan silahlı bir çetenin başı…

Banu Güven, DW’de Peker’i yazdı, devletle ve iktidarlarla ilişkilerini inceledi, bazı şeyleri hatırlattı, Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili de konuşan Peker’i yazısının bir bölümünde şöyle anlattı;

“İktidarın nüfuzundan faydalanır. Mesela cumhurbaşkanının memleketlisi olmakla övünür, kendi çapında miting yapar, arkasına Erdoğan posteri asar, oradan kendine gün ve rol biçip tehditlerde bulunur. Bir Allah'ın kulu gidip "Sen ne yapıyorsun” demez. Polis mitingi dağıtmaz, cumhurbaşkanının nüfuzunu kullanmaya çalışan bir kabadayıya "Hop” demez. Gökkuşağı bayrağına tahammülü yoktur ama, orası ayrı.

Gazeteciler haber yaptıkları için tutuklanır. Akademisyenler barış bildirisi imzaladıkları için yargılanır ama bu adamlara bir şey olmaz. Aynı kişi Barış Akademisyenleri'ni "Sözde aydınlar, çanlar ilk önce sizin için çalacak”, "Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız” diye tehdit eder, hedef gösterir, 11 yılla yargılanır, ama "suçun yasal unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle beraat eder. O, ileriki yıllarda "ifade özgürlüğünün” tadını çıkarır, mesela Demirören'in Milliyet Gazetesi tarafından Yılın En Hayırsever İşadamı ödülü alırken, ayrımcılık karşıtı Tweet'ler atan gazeteci, yazar, siyasetçi ve sanatçılar, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçundan soruşturulabilir.”

***

Sedat Peker’le bir zamanlar iş yaptığı kişiler arasında paylaşım kavgası, çıkar çatışması başladığı görülüyor… Böyle bir durumda olanlar yurt dışına çıkar, çektiği videolarla bazı şeyleri gün yüzüne çıkarır, siz o kişiyle ilgili iyi düşünmeseniz de anlattığı ve anlatacağı şeyleri merakla beklersiniz.

Bu da öyle oldu, şimdiye kadar anlatılanlar da çok önemli, özellikle bizim için Kutlu Adalı ile anlatacakları da oldukça önemli… 1996’dan beri “faili meçhul” dediğimiz ciinayetin izleri ortaya çıkacak mı göreceğiz!..

 

 

/////////////

 

Müşterek gelecek için…

 

Tatar ve Çavuşoğlu Cenevre’ye gittiler, masada KKTC’nin tanınmasını isteyen 6 öneriyle bombayı patlattılar, bıraktılar geldiler.

Geldiler de 3 ay sonra yeniden toplantı var.

Cenevre’deki toplantıda Birleşmiş Milletler ve Genel Sekreter böyle bir şeyi hesaplamışlar mıydı mı, herşey beklentilerine göre mi gelişti, tanınma bombasını  öngörebilmişler miydi, önceden temsilcisinin taraflarla temasları olmuştu, kaynaklar olası gelişmeleri haberdar etmiş miydi bilmiyorum ama 3 ay sonraki buluşmanın farklı beklenti, öneri ve tekliflere  açık olmayacağını düşünüyorum…

Yani Tatar ve Türk tarafı şimdilerde rahatlamış gibi görünseler de bu sürecin ‘iki ayrı devlet’ isteyenler açısından kolay geçeceğini düşünmüyorum.

Özellikle BM Genel Sekreteri Guterres, yeni dönem için de Genel Sekreterlik için aday olurken, bu süreci etkin olarak geçirmek isteyecektir.

Bunun için de önündeki sorunları çözmede aktif rol almak ve bazı şeyleri zorlamak Guterres için önemli olacaktır.

Bu süreci de düşünerek tarafların muhtemel üç ay sonraki buluşma için kendi çıkarlarına çok daha iyi bir hazırlık yapmaları gerekecek.

Ama işin üzücü tarafı bu dönemde liderlerin işte ‘kendi çıkarları için’ hazırlık yapmak istemeleri… Yani Kıbrıs’ın tümü için, asgari müştereklerde buluşmak için, gerçekçi bir çözüm için değil de, “ben bu görüşmelerden kendi adıma neler koparabilirim” mantığıyla görüşmelere gitmeleri…

Keşke müşterek bir gelecekte buluşulabilse…

 

Bu yazı toplam 581 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar