1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Büyük Tokat
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Büyük Tokat

A+A-

Pazartesi sabahı çekiç ve izmirillo sesleriyle uyandım…

Sabahın 7’si falan…

4 Mayıs’ta yani Pazartesi günü çoğu işyeri işine tekrar başlarken inşaatlar da başladı tabii…

Sevinsem miydi yeniden başlandığına yoksa üzülsem mi her sabah izmirillo sesleriyle uyanacağıma bilemedim!

Kalktım, giyindim işe gittim, unuttum o günlük o sesleri…

Ertesi sabah yeniden izmirillo sesleri uyandırdı beni…

Bu kez iş günüm de değildi, kalktım dikildim ayağa erkenden yine… Temiz hava gelmesi için araladığımız camları da kapatmak zorunda kaldık yine 50 gün öncesi gibi…

Seslerin az gelmesi ve kendi sesimizi duyabilelim diye…

***

Acaba yaptığım yanlış mıydı?

İnşaat seslerine sinirlenmem ne kadar doğruydu?

İşlerin yeniden açılabilmesine itibar gösteremez miydim?

Dua edemez miydim, şükredemez miydim işyerlerinin yeniden açılmasına, inşaatların yeniden başlamasına….

Çocukluk muydu yaptığım!

Bir ikilem içindeydim…

Hangi düşüncenin doğru veya yanlış olduğunu saptamaya çalıştım.

***

Corona günleri bu aşamada da bir çelişki yaşatıyordu bize…

İşyerlerinin, yani bazı esnafın dükkânlarını açması, bazı ofislerin açılması, özel sektörde büyük oranda yeniden çalışılmaya başlanması güzeldi, yeni bir vakanın saptanmaması veya ortaya çıkmaması için tedbirler devam etmeliydi ama ya inşaatlar!..

***

Tamamıyla inşaat düşmanı değilim tabii, planlanması koşuluyla gerekli olan inşaatların olması gerektiğini de anlıyorum ama bizdeki aşırı betonlaşmanın da herkes farkında…

Kaldı ki corona’nın biçim değiştirerek covid-19 olarak karşımıza çıkmasının da büyük oranda doğal hayatın bilinçli veya bilinçsiz yokedilmesi sonucu ortaya çıktığını da kabul etmek gerekiyor.

Büyük oranda avcılık, kaçak avcılık, yaban hayatın yok edilmesi, oldukça fazla hayvan türünün ortadan kalkması, yeşilin, doğanın mahvedilmesi, ağaçların sökülmesi, tarım alanlarının yokedilmesi, yerlerine betonların dikilmesi sonucu doğa tepkiler veriyor…

Sellerde olduğu gibi, taşkınlarda olduğu gibi, sonuçta iklim değişikliği gibi…

Bir tokat yiyen, iki tokat yiyen insanın üçüncüde karşılık vermesinin doğal olması gibi doğa da iklim değişikliği, seller, fırtınalar, sıcaklık, kuraklık, alışkın olmadığımız iklim koşullarıyla karşılık vermeye çalışıyor…

2019’un sonlarında da bu karşılık bir virüse dönüştü. Ve büyük bir tokat yedik. Hem de ne tokat!

O tokat atıldı bitti de diyemiyoruz…

Artçı tokatlar her an gelebilir…

Bir adım atarken biz o tokatın havada olduğunu ve her an inebileceğini bilerek hareket etmeye çalışıyoruz artık…

Öyle bir tokat ki şimdiye kadar insanlık olarak yediğimiz en büyük tokat.

Ve bitmedi.

***

İşte bu duygular ve düşünceler içindeyken bu yazıyı da yine evde, o izmirillo, çekiç sesleri eşliğinde yazmaya çalışıyorum…

“Ne yani, insanların özel malı değil mi, ister satar, ister inşaat yapar, ne yaparsa yapar, o onun özgürlüğü değil mi?”

Aldığımız kültür bu olabilir, bu anlayışın doğru olduğunu sanabiliriz ama her şeyin bazı kriterleri olmalı, planlı, programlı olmalı bazı şeyler…

Birinin malı diye portokalı, elması, mandalini, limonu, yenidünyası, cevizi, bademi olan bir bahçenin iki dakikada kepçelerle sökülmesi ve yerine betonlar dikilmesinin bir özgürlük olarak görülmemesi gerekiyor…

Küçük ölçekte gördüğümüz bu işler dünyada çok daha büyük ölçeklerde olurken işte covid-19 ve benzerleri bize şimdiki gibi büyük tokatlar atmaya devam edecekler.

Bu tokattan da artık ders çıkaramazsak nasıl bir gidişatın bizi beklediğini düşünmek dahi istemiyorum…

Bu yazı toplam 1151 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar