1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Bir insanın yokluktan çoğalttığı hayat
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Bir insanın yokluktan çoğalttığı hayat

A+A-

İnsan işini aşkla, özenle, keyifle yapmalı; emeğini acımadan, kendini yenileyerek ve öğrenerek, cesaretle, sebatla…
Çalışmak güzel…
Çok çalışmak, üretmek…
Hepsi güzel de hayatı ertelemeden…
İşinize hakkını vererek ama hayatın tek amacını iş görmeyerek…
Bir gün gelir, yaşamaya da vakit kalır” dersiniz, kalmaz bazen!


Orhan İtimat’ın Başarı Öyküsü”nü okurken bunları düşündüm.

Bir insanın yokluktan çoğalttığı hayatına tanıklık ederken, hayranlıkla birlikte yaşadım, burukluğu…

Meryem İtimat, bir günce tadında kaleme almış, babasının öyküsünü… Elbette ‘Biyografi’nin yazarı kızı olunca, duygusal bir örgü çıkıyor ortaya…

60’lı yıllarda gündüzleri kaporta işleri, geceleri şoförlük yapan bir insanın, cesaretle yürüdüğü yolda, gün gele ülkenin en büyük taşımacılık ve nakliye şirketine sahip olması kimi değerlerimizi yeniden anımsatıyor.

“Kıbrıslı Rumlar arasında dostu çoktu. Limasol’da araba galerisi olan Banauda adında bir büyüğü vardı, onu oğlu gibi severdi. Orhan araba almaya gittiğinde, ‘sen istediğin arabayı al, önce işlet, kazan ki bana borcunu ödeyebilesin’ derdi.”

Lefkoşa-Mağusa’yla başlayan dolmuş taksicilik öyküsü, Lefkoşa-Limasol’la sürdü.

Kamyonla nakliyecilik yaptı, Lefke’den Mağusa’ya karpuz, Mağusa’dan Lefkoşa’ya tüp gaz taşıdı.

Kıbrıs’ın bütününde yaşamanın fırsatları da vardı o dönem, tehditleri gibi…

1974 öncesi Mağusa ve Maraş’a gelen turistlerle işler iyiydi, araç filosuna yedi kişilik limuzinleri dahil etti.

Kıbrıs-Londra hattına uzandı derken… İşletmesi büyüdü…

Savaş oldu, Kıbrıs yarıldı ortasından, hayat değişti, o hep çalıştı, çalıştı, çalıştı…

O çatışmalı günlerde Mağusa’nın ihtiyacı olan unu, Lefkoşa’dan kamyonuyla alıp getirmesiyle hatırladı bir kuşak onu…

Dolmuş taksilere minibüsler eklendi derken… Deniz yolu taşımacılığına girdi… O yollarda araçlar değil yalnızca insan ömrü de akıyordu. “Evlatlarla, torunlarla, güzel günler yaşamanın da vakti geldi” dediği günlerde talihsizlikler, hastalıklar yapıştı yakasına bu kez…

Mersin’de tutuklandı… On yedi ayda üç farklı hapishane… Sağlık sorunları…

Öncesinde bir yazlık almıştı, Fethiye’de… Belki de en dramatik cümleydi kitaptaki…

“Büyük hayallerle aldığı yazlığına, ailesiyle birlikte ilk kez gittiğinde, oranın kendi evi olduğunu bilmiyordu. Bazı günler kendi ailesini bile tanımıyordu…”

1963’ten sonra hiç gitmediği, çocukluğu ve gençliğinin geçtiği ve ailesiyle göçmen olduğu köyü Akaça’yı da hatırlayamamıştı, yıllar sonra…

O unutarak vedalaştı bu hayatla, sevenleri, hatırladıkça yaşattı onu…

Bir insan, onu hatırlayan son insan ölünce gerçekten ölür” derler, doğrudur.

Bu yazı toplam 740 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar