1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Yürekli bir deneme: BOZAN
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Yürekli bir deneme: BOZAN

A+A-

“Öyle yorgunsun ki
Gözlerinde bir avuç cam kırığı,
Dizlerinde yüzyılların zincirleri var sanki...”

Ahmet Telli

 


Yürekli bir deneme: BOZAN

Kimi tanımlar henüz bize yabancı.
"Oratoryo" gibi...
Hiç denenmemiş... Ve yurdumda "ilk"leri deneyen de hep aynı insanlar...
Yürekli insanlar...
Elbette salt “ilk” olmak yetmez, yetkin olmalı, ışık vermeli, değer katmalı..
Lefkoşa Belediye Tiyatrosu ve Orkestrası cesur bir denemeyle, sahip olduğu imkanların üzerinde bir sonuç ortaya çıkardı.
Lefkoşa’daki gösteriye gidememiştim, önüme çıkan ilk fırsatı değerlendirdim, Beyarmudu’na sürdüm.

***

“Oratoryo” denince aklıma gelen “Nazım Oratoryosu.” Fazıl Say gibi dünya markası bir müzik insanı ile izlemiş, büyülenmiştik.
Ve bir başka usta Genco Erkal’ın yorumladığı Nazım şiirleriyle...
Hani o ihtişamlı orkestra bir an susar, küçük bir çocuğun blok flütünden naif bir melodi doluşur kulaklarımıza, ardından çok tatlı o kız çocuğu gelir, minik dudaklarıyla fısıldar, "Yaşadım diyebilmek için..."

***

Oratoryoda performansın odağı müzik!
Tiyatro anlamında bir oyun yok, ses var, beste var, müzikle anlatım var.
İşte bu nedenle, Lefkoşa Belediye Orkestrası'nın önünde ceketimizi iliklemek gerekiyor.
Müziklerde imzası olan Hüseyin Kırmızı ve Cahit Kutrafalı da bu gösterinin altın madalyasını hak ediyor.

Bu ülke onlara az!

***

Şiir seçimi daha ‘adil’ olabilirdi, kanımca ‘ölçüt’ sorunu vardı...
Gördüm ki, seyirci en çok da “Kıbrıs’ın yiten kimliği”ne karşı tepkisini yükseltti.
Damardan verildi mi duygu, hemen alıyor bizim izleyici, şaşmıyor!
İşte burada şu soru akla geliyor:
Alkış her şey mi?

***

Müzik, beste, şiir, söz, yorum uyumunda “en iyisi bu” notumu “Nişancılar Nişan Aldılar”a düştüm.
İlla ki bir “birinci” seçeceksem şiir okumada, Döndü Özata...
Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, Özgür Oktay gibi ‘solist’ yeteneği güçlü bir oyuncuya sahip olduğu için çok şanslı...
Solo vokalleri çok başarılıydı.
İzel Seylani’nin ‘çift seslerini’ de duydum tabii, vokallere derinlik kattı...
“Karlı Kayın Ormanı”nı da keşke Özgür Oktay okusa, dedim.

***

Şef Oskay Hoca'yı görmek, ayrıca mutluluk. Aziz Nesin'in "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" romanını eğer Kıbrıs'a uyarlarsak, tam da bizim Devlet Senfoni Orkestrası'na uyar! (KKTC’ye tümden uyar ya)
Senelerdir adı var, kendi yok.
Oskay Hoca da yıllardır oralarda pas tutmuş bu ülkenin önemli bir insan kaynağı...
Sahnede görünce, orkestranın başında, “işte bu” dedim, “hep bu olmalı...”
Yaşar Ersoy'un yönetmenliğini, cesaretini, girişimciliğini kutluyorum.
“Bozan Oratoryosu” Lefkoşa’dan sonra Beyarmudu’nda henüz ikinci kez sahnelendi... Mağusa ve Girne festivallerinde de hem sahneyi, hem seyirciyi hak ediyor...

-------------------------------------

Pek çoklarının ‘maskesi düşmüş’ hali, Kırdağ!

"BAŞGAN" lafı çok yaygındır bizde...
Bir düğün ya da cenaze kalabalığında "Başgan" diye bağırınız, kaç kişi dönüp bakacaktır, görür, şaşarsınız.
Kulüplerden sendikalara partilerden derneklere önemli bir statüdür "başgan"lık!
İnsan oğlu, küçük ya da büyük fark etmez, gücü sever!

***

Siyasetimizin acıklı öyküsünü çok tadında anlattı, "Başgan" belgesel-filmi!
13 kez seçime giren Arif Salih Kırdağ'a siyaset dünyamızda biraz "mahallenin delisi" muamelesi vardır ya, filme ilk tepkiler de bunun üzerinden gelişti.
- "Dünyaya rezil olduk..."
Sosyal mahremiyet duygusu bu...
- Ne olup bitiyorsa, içimizde kalsın! Biz bilelim, kimseler duymasın!
Film Arif Salih Kırdağ biyografisi değil, O'nun odağından bir siyaset trajedisi.
Kişisel bir öyküden yola çıkarak, toplumsal bir yarayı irdeliyor.

Hatta pek çoklarının "maskesi düşmüş" hali, Kırdağ!
Siyaset sofrasına meze yapılan milliyetçilik, seçimlerimizin yavanlığı, bayrak fetişizminin ucuzluğu, demokrasicilik oyunlarımız, hepsi var filmde...
Ayrıca nefis bir görsel şölen sunuyor bize, yönetmen Orhan Eskiköy...

***

Bir de kadın öyküsü var filmde ki, aslında "gizli başrol" Hülya hanımın üzerinde.
Kadının geleneksel rolüne isyan etmeyen merhameti, hüzünlü bir tat bırakıyor damaklarınızda...
Buruk bir gözle izliyoruz O’nu...

***

"Türkiye'nin kuklası" düzene isyanın dile geldiği tepkisellik hem en kaba haliyle yansıtılıyor, hem de seçim sonuçlarının açıklandığı gece "dizi filmi"ne geri dönen insanın kapı aralığına ilişiyoruz.

Tek eleştirim, açık oturumlara dayalı arşiv görüntüleri fazla uzatılmış; bir de Eroğlu'na "hakaret" düzeyinde birkaç ifade var ki, gereksiz, filmin derinliği mesajını veriyor zaten...

***

‘Başgan’a gösterimin ikinci gecesinde gittim ve Mısırlızade'nin küf kokulu kocaman salonunda sadece 18 kişi vardı. Toplamda iyi bir izleyiciye ulaştığını duydum, sevindim...
Gençlik örgütleri, alternatif siyasi oluşumlar bu filmi izlemeli, siyasetimizi tartışmalı.
Yoksa hiç tükenmeyecek ‘başgan’lar!

----------------------------------------------

Mutluluk karnesi

CMIRS isimli merkez bir anket yayınladı, okudum, ilk aklıma gelen şu oldu:
Deliriyoruz!.
Son iki yılın "en mutlu" toplumu var, ankete göre!
Mutluluk karnesinde en yüksek nota yükseldik...
Ama..
Bu mutu toplum kimseye güvenmiyor!
5 üzerinden verilen notlara bakılırsa eğer hükümete güven 1.7, Meclis'e 1.8, partilere 1.7, bankalara 2.5, sendikalara 2.2, medyaya 2.5.
Cumhurbaşkanı'na ve yargıya biraz güven var, onlar dahi 3.5'i bulmuyor.
Ama 'mutluluk karnesi’ yüksek!.
Ne seçtiklerine güveniyor ahali, ne sivil topluma, ne partilere ne sendikalara...
Çözüm istiyor ama seçim olsa en fazla oy vereceği parti çözümün en karşıtı!
En kalabalık seçmen yığını “sandığa gitmem" diyor,  boykotun oranı % 36 !..
Ama "mutluluk karnesi" yüksek!..
Uzman Mine Yücel, "son iki senenin en yüksek oranı" diyor, bu mutluluk için!.
Nasıl bir mutluluksa böyle!

------------------------------------------------

Ne güzel söylemiş  yüreği mavi adam;

İşimiz çok zor
bile bile inandığımız
yalanlar bir türlü
kabul edemediğimiz
doğrular var.

Berker Okan

----------------------------------------------

Beyarmudu kentinden, Lefkoşa köyüne dönerken!

Mesarya’nın ortasına o kadar güzel bir kültür-sanar merkezi yapmışlar ki!
İlk kez gittim, şaşırdım ve bayıldım!.
2 yıl önce yapılmış.
Avrupa Birliği’nin desteği, belediyenin de iş gücü katkısı ile ortaya güzel bir eser çıkmış.
Avrupa Birliği projesi olduğu çevre düzenlemesi ve engelli uyumu hassasiyetiyle hemen anlaşılıyor.
Sahnesi, toplantı salonları,  fuayesi ile göz kamaştırıcı...
Engelli uyumlu asansör, tuvaletler, yemyeşil çevre...
Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip gururla anlatıyor.
“Reklam yapıyor” diyeceksiniz, yapsın, hakkıdır.
Beyarmudu halkı da sahip çıkmış, tüm belediye meclisi üyeleri de...
Bu işlerin partisi falan olmaz zaten.
Kültür sanat merkezi yapmak da yetmiyor...
Tiyatro festivali düzenlemişler, İzel Seylani gibi genç, yaratıcı, dinamik de bir cevherleri var.
Yüzlerce çocuk, genç halk dansları yapıyor, tiyatro oynuyor.
Bu ülkede onca pespayelik arasında ışık da var, ne mutlu.
Lefkoşa’da yarım kalmış üç tiyatro binası var şu anda, o nedenle yazdım ya, “Beyarmudu kentinden Lefkoşa köyüne dönerken” diye...

-----------------------------------------------

h a f t a n ı n   n o t c u k l a r ı

• Mesarya yeni bir Sosyal Aktivite Merkezi’ne daha kavuşuyor, yakında. Bir alkış da Değirmenlik Belediyesi’ne...

• ‘Cep’le konuşurken beni durduran trafik polisi genç, “Kulaklığınız yok mu” dedi, “yok” dedim!.. “Hemen alınız, bu seferlik size ceza yazmıyorum, 173 liraya bir kulaklık alırsınız” diye utandırdı. Yapıcı uyarısı için teşekkürler...

Bu yazı toplam 1692 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar