1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Yalçın ve Tefkros: Bir Başkadır Marksistlerin Kardeşliği
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yazarın Tüm Yazıları >

Yalçın ve Tefkros: Bir Başkadır Marksistlerin Kardeşliği

A+A-

Sevgili Yaçlın Okut’u geçtiğimiz günlerde kaybettik.

Ömrünün 70. yılında hayata veda eden Yalçın, bir süre önce kendisi gibi solcu olan ünlü Kıbrıslı Rum şair Tefkros Anthias’ın mezar taşında yazan dizeleri Türkçeye çevirmemi istemişti.
Yalçın, şairin Kondeya köyündeki mezarına mısraların Türkçesini de yazdırmayı düşünüyordu.
Yalçın Okut’un Tefkros Anthias’a yakınlık duyması sadece bir edebiyat merakı ile açıklanamaz elbette.
Zor bir hayat yaşayan, komünizm ve tanrıtanımazlık propagandası yaptığı gerekçesiyle Kilise tarafından aforoz edilen, sömürge yönetimi tarafından Androliku köyüne sürülen, daha sonra da tutuklanıp hapse atılan Tefkros Anthias ile Yalçın Okut arasında güçlü bağlar vardır.
İkisi de Marksizm’e inanarak yaşadı. “Yeni ve büyük şeyler için” mücadele ettiler.
Yalçın’ı defnederken Tefkros’un mezar taşındaki  mısralarını Yalçın’ın da mezarından seslendirmek isteyebileceği dizeler olduğunu düşündüm:

Kardeşlerim,
Yeni ve büyük şeyler için
Verilen her mücadeleye
Beni de çağırın.

Mezarımdan kalkacağım
(Bayramlık Kıyafetlerimle)
Ve kendimi zafer dansına bırakacağım,
Mavi gözlü özgürlüğe
Şarkılar söyleyeceğiz hep beraber.

Düşünce, öylesine genişletti ki hayatı,
İnsan yeryüzünü ve bütün kainatı evi kıldı.

Gerçekten de Yalçın’a yakışan dizelerdir bunlar. Çünkü o da Tefkros Anthias gibi dışlandı ama “yeni ve büyük şeyler için” verilen her mücadelenin parçası olmaktan hiç vaz geçmedi.
Ve eminim, o gün geldiğinde, o da yoldaşı Tefkros ile birlikte zafer dansına kalkacaktır.
Yalçın da Tefkros gibi düşüncesiyle hayatı genişletti ve yeryüzünü ve bütün kainatı evi kıldı.
Marksizm’in belki de en kalıcı mirasıdır bu. Ulusların böldüğü dünyanın dışına taşmak ve ulusal sınırları aşarak yeni bir kardeşlik yaratmak...
Nitekim Yalçın Okut’un cenazesi etnisite-ötesi bir cenaze oldu. Köylüleri Kıbrıslı Rumlar oradaydı. Bazı Rum yoldaşları da...
Tesadüfe bakın; Yalçın’ın cenazesinden iki gün sonra Androliku köyünde Tefkros Anthias’ı anma etkinliği düzenlendi.
Kıbrıslı Türk ve Rum şairler şairin şiirlerini seslendirdiler.
Sosyolog kızı Floga Anthias babasını anlattı.
Şairin kendisi, 1957 yılında kaleme aldığı bir yazıda 1932 yılında Androliku’da geçirdiği sürgün günlerini anlatırken, Kıbrıslı Türklerin kendisine gösterdiği büyük yakınlıktan söz edecekti:
“O günlerde solculara karşı önyargılar hat safhadaydı. Androliku sakinlerinin nazarında beni “istenmeyen” ve “korkunç” gösterebilecek bir özelliğim daha vardı: Oraya ellerim kelepçeli olarak götürülmüştüm. Üstelik daha köye vardığım ilk gece, sırf benim için bir karakol kurulmuş ve beni gözaltında tutması için Mustafa adında birisi görevlendirilmişti. (...) Androlikulular Türk olmalarına karşın hepsi de Rumcayı iyi biliyorlardı. Daha da şaşırtıcısı, ne Cüzzamlıymışım gibi benden köşe bucak kaçıyor, ne de “Dikkat edin solcudur ha!” uyarılarına kulak asıyor, ne de orada bulunan Türk polisten çekiniyorlardı. Tam aksine, Androliku’da geçirdiğim ilk geceden itibaren bana şefkat, sevgi ve derin bir saygı gösterdiler.”

1968 kuşağından gelen Yalçın Okut da, ister Kıbrıs Türk toplumunda solculuğun “vatan hainliği” anlamına getirildiği BEY Rejimi döneminde olsun, isterse “Rumculuk” olarak damgalandığı daha sonraki dönemlerde olsun, bütün önyargılara rağmen kendisini sevdirmeyi bildi. Özellikle gençler ona sevgi ve saygı duyuyor, sohbetine ortak olmak için hevesleniyorlardı.

Tefkros Anthias, 9 Haziran 1956 tarihinde Haravgi gazetesinde aydınların rolüne dair yazdığı bir yazıda adeta Yalçın Okut’u anlatıyordu:

“Aydınlar her hal ve şartta yenilgiyi ve pasif davranmayı reddetmelidirler. Başları dik tutmalı, halkının yanında yer almalı ve daha iyi bir yaşam için mücadele etmelidirler.
Bunu yaptıkları zaman önemli eserler üretebilirler.
Kıbrıs Dramı buna son derece müsaittir.
Eğer başları eğik olursa, ruhlarının kanatları kapanırsa, mücadeleden koparlarsa, eser üretemezler.
El yazmaktan vaz geçer, tuval bir köşeye fırlatılır, müzik susar, sessizlik olur.”
Yalçın Okut, başını her zaman dik tuttu, kelemini elden hiç bırakmadı.
Hep daha iyi bir yaşam, “yeni ve büyük şeyler” için mücadele etti.
Güle güle sevgili Yalçın...
Ama bir yere gitmiyorsun...
Hem mücadelelerde hem de rakılı sohbetlerde hep bizimle olacaksın...  

    

Bu yazı toplam 2055 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar